Gölgeler uzuyorsa güneş batıyor demektir.
Türk Atasözü
Her insanın destansı bir “Şerrüf Nene”si vardır.
Nene’ler yaşam hafızalarımızdır. Adları sanları söylenmez ama, hayatımızın şekillenmesinde önemleri büyüktür.
Radyolar ilk çıktığında devasa boyutlardaydı.
En fazla klasik şarkılar ve halk türküleri dinlerdik; bir de acans…
Belirli saatte açılan radyonun anteni dama konurdu. Taburesini kapan konu komşu, yaz günleri bahçede bir masaya konmuş radyonun etrafında açılış saatini beklerdi.
Radyonun kendine has bir açılış müziği vardı; onı duyunca çoluk çocuk bayram sevinciyle hoplardık.
Sonra, meraklı bakışlar arasında, şarkılar, türküler, radyo tiyatrosuna ortak ağlaşma ve ortak gülüşmeler vs…
Bir sabah uyandığımda, “Şerrüf nene”min, ekmekleri minicik parçalara bölüp, minik peynirlerle birlikte radyonun arkasına koyduğunu gördüm.
“Nene ne yapıyorsun?” Arapça ile bana;
“Yazık oğluk yazık. Bunun içindeki küçük insanlar sabaha kadar bir şey yemediler…”
Bu idi Şerrüf Nenem.
Ve şimdi anımsıyorum da devasa mekanizmalara baktığınızda siz onların içinde devasa insanlar olduğunu zannediyorsunuz. Hayır! Bazen o mekanizmaların içinde küçük adamlar vardır.
Çok küçüklerdir.
Kendilerini dev aynasında gören, temsil ettikleri görevlerle tezat teşkil eden küçük adamlar.
Büyük bakışlı küçük adamlar…
Banka hesapları büyüdükçe küçülen, küçük adamlar.
Bunların çevresinde kendisinden daha küçük adamlar doludur.
Karşısındakinin küçüklüğüne bakarak kendilerini büyük görürler.
“Bir kaderdir” der, ihmal edilmiş olayların neden olduğu ölümler için…
“Fıtrat” der, sanki dünyanın başka yerinde maden ocağı yokmuş gibi.
Çevrelerindeki küçük adamlar, bunları öylesine büyütürler ki…
İşin kötü yanı gerçekten küçük olduklarını fark etmezler.
Her yerde var bu küçük adamlar.
Bazen radyoların içine, bazen gazetelerin köşesine, yönetimin bir ucuna, belediyelere, yargının tepe noktalarına veya ne bileyim parlamentoya ilişmişlerdir.
Büyük adam kılığında gezerler.