Altın Koza, terör ve hamaset

Taner Talaş yazdı

05 Ekim 2015 Pazartesi 05:55

 

     Toplumsal meselelere insani yaklaşım noktasında her tarafımızdan çelişki, riya, ikiyüzlülük, tutarsızlık, samimiyet noksanlığı akıyor. İnsana mahsus, kabul edilebilir sınırları çoktan aştığımıza inanıyorum. Davranış bütünlüğümüzü kaybettik. Şahsi menfaatlerimizi ilgilendirmeyen toplumsal meselelerde politik davranarak, her geçen gün şahsiyet erezyonuna uğruyoruz.

      Son aylarda yeniden tırmanan terör nedeniyle, içimizi sızlatan şehit haberleri ikiyüzlülüğümüzü yeniden bize gösterdi. Güya insan yaşamına hassasiyet gösterdiğimiz için, şehit haberleri bizi derbeder ediyor.

     Kurban Bayramı’nın birinci günü Adana - Niğde karayolunda tek bir araç içerisinde 13 kişi feci şekilde yaşamını yitirdi. Yurdun dört bir tarafında onlarca insan, karayollarımızda can verdi. Geçen hafta Ankara’da otobüs durağında masum insanları belediye otobüsü biçti, 13 kişi can verdi. Hiç kimseden tık yok. Şehit haberlerinde ortalığı yıkan, hamaset nutukları atan hassas çevreler neredesiniz?

    Neden şehit haberlerine güya hassasiyet gösterirken, karayollarında can veren insanlara hassasiyet göstermiyoruz? İnsanların nasıl öldüğü çok mu önemli? Ölüm üzerinden dahi ayrımcılık yapmak yakışıyor mu? Terörün sebepleri araştırırlırken, tamamen insan ve yönetim hatalarından kaynaklı trafik terörörüne neden tepki göstermiyoruz? Akıl ile izah edilemeyecek durumdayız.

      Şehit haberlerine verdiğimiz tepkilerin de akıl ile açıklanır tarafı yok.

     Adana kamuoyunu günlerdir, haftalardır izliyorum. Şehit haberleri nedeniyle oluşan ortama bakıyorum. Resmen terörün siyasal, kültürel, sosyal, psikolojik amaçlarına hizmet ediyoruz. Altın Koza  iptal edilmeli diye ortalığa düştük? İlçe belediyelerinin organizasyonlarını  iptal etmek için elimizden geleni yapıyoruz.

     Zaten terörün amacı bu. İnsan öldürerek yaşamı durdurmak. Sosyal hayatı karamsar bir atmosfere sokarak, terörün teneffüs edilmesini sağlamak. Terörün ürettiği yaşam biçimini Edirne’den Kars’a yayarak, terörün içselleştirilmesini sağlamak. Toplumu vareden tüm dinamikleri felç etmek. Biz neden terörün politikasına hizmet edelim?

       Yaşamı durdurmamak lazım. Metropollerde terör psikolojisini hakim kılacak tüm davranışlardan kaçınmak gerekiyor. Mesela Adana. Burası bir köy değil. Yanı başınızdaki evde cenaze varken, siz mutlu organizasyonlar yapamazsınız. Bunlar zaten çok ciddi gelenekler. Köylerde bu kültürü yaşmanın hiçbir sakıncası yok. Zaten aksi bir uygulama edepsizlik olur. Ancak büyük şehirler böyle değil. Yaşam alanları çok geniş. Adana’nın merkezi bir ilçesinden diğer ilçesine 1 saate gidiyorsunuz. Tufanbeyli iki saatlik yol. İki buçuk milyon insanın yaşadığı bir şehirde insanların iliklerine kadar terörü hissettirmek akıl karı değil.

      Bireysel yaşamlara baktığımız zaman, zaten herhangi bir değişiklik yok. Restaurantlar dolu, eğlence yerleri açık, piknik alanları tıka basa, AVM’ler insan kaynıyor. Ancak devlet malına, kamu hakkına bakışımızdaki sakatlık, kamu organizasyonlarına bakışımızda tezahür ediyor. Herhangi bir şahsi zararımızın olmadığı kamu organizasyonlarının iptalini istemek kolayımıza geliyor, vicdan rahatlatıyoruz. Anonim ortamlarda haddi aşan davranışlarda bulunmanın ne ekonomik ne de hukuki herhangi bir yaptırımı olmadığı için çok rahat davranıyoruz. Kalabalık arasında küfür ederek, Kürtlere ait işyerlerine saldırarak mükellefiyetimizi yerine getirdiğimizi sanarak, aşağılık bir psikolojiyi yaşıyoruz. Artık bu riyakar huylarımızı terk edelim.

     Şehit ailelerine sıcağı sıcağına rüşvet teklif etme ayıbına da artık bir son verelim. Altın Koza iptal edilsin, bütçesi şehit ailelerine bağışlansın teklifi, cana karşı para vererek, bir nevi sus payı teklif etmek, şehit ailelerine hakarettir. Dünyada xehit ailesine layıkıyla bakan yegane devlet, Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. Bu tür davranışlar şık değil.

       Şehit haberleri nedeniyle bireysel yaşamlarımızda herhangi bir değişikliğe gitme zahmetinde bulunmayıp, toplumsal hayatı karamsarlığa davet etmek, kamu organizasyonlarını iptal etme çağrısında bulunma, terör karşısında toplumsal hiç bir stratejimizin bulunmadığının ayrıca delilidir.

      Millet olarak zaten “Şehit” kavramına hassasiyetimiz, benliğimize işlemiştir. Kamu organizasyonlarında gerekli vakur duruş gösterilerek, hayatın durmasına izn vermeden, OHAL ruhunun dirilmesine imkan vermemek şiarımız olmalı.

      Toplum olarak teröre vereceğimiz en güzel cevap, öldürenlere karşı; yaşatmayı, yaşamı diri tutmaktır.

      

    

      

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.