Her dinin kutsal günleri, yer ve mekânları, şahısları, eşya ve takıları, kitapları vardır. Hatta dindarlar birbirlerine bakarak, imrenerek, kıskanarak rekabet içinde de bulunurlar. İbadethanelerin mimari ve tezyinleri arasında fazla dile getirilmemiş bir rekabet vardır. Bu nedenle dinlerin ibadet ritüelleri de birbirini dengeler niteliktedir. Din adamlarının kıyafetleri üzerinden de bir yarışma gözlenir. Aynı şekilde tüm ritüellerde, vaaz ve nasihatlerde, kutsama ve dualarda bir benzerlik vardır.
Belirtilenler pozitif bir yarışmaya işarettir. Bir de aynı din içinde, farklı mezheplerin kutsalları vardır. Meşreplerine göre mezheplerin kutsalları arasında da fark bulunmaktadır. Konumuz İslamiyet olduğu için biz Şia ile Sünni Mezhepler arasındaki farklara örnek olması bakımından Şianın önemsediği Ğadir ve Fıraş Bayramlarından söz edeceğiz.
Fıraş Bayramı: Hz. Muhammed'e Mekke müşrikleri tarafından baskı artınca ve Müslüman sayısı belli bir miktara varınca Peygamberin Mekke'den ayrılması artık şart oldu (622). Müşriklerin Hz Muhammedin evini gece sarıp katledecekleri haberi alınınca, tedbir aldılar. O gece Hz. Muhammed hicret etti ve fakat evde bulunduğu farz edilsin istendi ki takiple artık kendisine ulaşılmasın. Gece Hz. Ali, Hz. Muhammedin evinde yattı ve gece yarısı baskına uğradı, direndi. Karşı koyanın Ali olduğu anlaşılınca savaşmaktan vazgeçtiler ve çekildiler. Böylece Muhammedin evde olmadığı anlaşıldı ve daha sonra Ali de kafileye kavuştu. İşte buna (geceye/güne/kurtuluşa) Fıraş Bayramı denir. Ali Şiasında önemli ve kutsal bir gündür.
Veda Haccı:
Hz.Muhammed, on yıl Medine'de kaldı ve sadece bir defa Hacca gitti (632), buna da Veda Haccı dendi. Hz. Peygamber, bu Hacda, Arafatta, Minada ve Cuhfa Vadisinde Hutbeler verdi[1]. Bu Hutbelerin toplamına da Veda Hutbesi denilmektedir. Sahabelerin nakillerine ve yazanlara göre metinler arasında farklar vardır ve fakat öz aynıdır[2].
Veda Haccı ve İnsan Hakları Bildirisi adlı bir çalışmamız yayınlandı. Konu ayrıntılı olarak incelendi.
Hz. Muhammedin Ğadir Hum Hutbesi: Hz.Ali'nin Velayeti-Bayram
Veda Haccının yapılmasından sonra, dönüşte Hz. Muhammed, Hacı Kervanı ile Mekke-Medine arasında yaklaşık orta kısımlarda Cuhfe Vadisinde, Gadir Hum denilen su ve ağaçlık yerde mola verdi. Burası Mekke-Medine-Irak-Mısır yollarının birleşme/ayrılma noktasıdır. Hacı Kervanı dağılmadan, Hz. Peygamber bu arada inen Ayetleri (Maide 67. ve 3. Ayetleri) ve Cebrailin Hak Teâlâ'dan getirdiği,"Hz. Aliyi imam olarak halka tanıtmasını ve velayet hakkında nazil olanı, onlara tebliğ etmesini ve ona itaat etmeyi herkese farz kıldığı emrini" topluma bildirmek istedi (632 Zilhicce 18).
Hz.Muhammed emir buyurdu, önde gidenleri çağırdılar, arkada gelenleri beklediler. Peygamber, Hitabda bulunmak istedi. Deve Hamudları üst-üste konuldu, bir yükseklik peyda edildi ve Hz Muhammed bu kürsünün üzerine çıkarak 90 bin-120 bin hacıya hitaben özetle şöyle buyurdu[3]:
“Bütün övgüler Allah’a mahsustur; O’ndan yardım diliyor, O’na iman ediyor, Ona güveniyoruz. Nefsimizin şerlerinden, kötü amellerimizden Allah’a sığınıyoruz. Sapan kimseyi O’ndan başka kimse hidayet edemez; O’nun hidayet ettiğini ise kimse saptıramaz. Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in Onun kulu ve elçisi olduğuna şahadet ediyorum.”
“Ey Peygamber, Rabbi’nden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O’nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır ...” (Maide 67)
Bu Ayetin tebliğinden sonra herkes bekledi, konuşma bitmedi, devamı merak edildi.
Ve sonra Hz. Peygamber:
“Ey insanlar! ben yakında Rabbimin davetine icabet edeceğim. Ben sorumluyum, siz de sorumlusunuz. O halde siz ne düşünüyorsunuz?”
Halk: “Biz senin tebliğ ettiğine, nasihatte bulunduğuna, çaba sarf ettiğine tanıklık ediyoruz. Allah sana mükafat versin.”
Hz. peygamber: “Ben sizden önce havuzun (Kevser) başına gideceğim, siz orada benim yanıma geleceksiniz. Benden sonra Sekaleyn hakkında nasıl davranacağınıza bakın.”
Halktan birisi: “Ya Resulullah, Sekaleyn nedir?”
Hz. peygamber: “Değerli büyük emanet: Allah’ın kitabıdır; bir tarafı Allah’ın elindedir, diğer tarafı ise sizin elinizdedir. Ona sımsıkı sarılın, sapmayın. Değerli küçük emanet ise: Ehl-i Beyt’imdir. (Size iki emanet bırakıyorum. Biri Allah'ın kitabı, diğer Ehlibeytimdir. Ehlibeytim Nuh'un gemisidir. Ona binen kurtulur, binmeyen helak olur)
Hz. peygamber daha sonra Hz. Ali'nin elini tutup her ikisinin koltuk altları görülecek kadar kolunu yukarıya kaldırdı. Herkes onu görüp tanıdı; sonra şöyle buyurdu:
Hz. peygamber: “Allah-u Teala benim mevlamdır, ben de mü’minlerin mevlasıyım. Öyleyse ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır.Ben kimin velisi isem Ali de onun velisidir.”
Hz. Peygamber bu cümleyi üç defa tekrarladı.
Daha sonra Peygamber şöyle buyurdu: “Allah’ım, onunla dost olana dost, ona düşman olana düşman ol; onu seveni sev, ona buğzedene buğzet; ona yardım edene yardım et, ondan yardımını esirgeyenden yardımını esirge; o nereye dönerse hakkı onunla döndür. Biliniz ki, bu sözleri hazır olanlar hazır olmayanlara bildirmelidirler.”
Halk henüz dağılmadan Allah-u Teala şu ayeti indirdi: “…Bu gün dininizi kemale erdirdim, nimetimi size tamamladım ve din olarak İslam’ı size seçtim….(Maide 3).”
Bunun üzerine Hz. peygamber: Din kemale erdi, nimet tamamlandı, Allah benim risaletime ve benden sonra Ali’nin velayetine razı oldu.”
Daha sonra orada bulunan insanlar Hz. Aliyi tebrik etmeye ve kutlamaya başladılar. Ebu Bekir ve Ömer, Hz. Aliyi ilk kutlayan kimselerdendirler. Onlardan her biri; “Bu makam sana kutlu olsun ey Ebu Talibin oğlu! Sen, her mü’min erkek ve kadının mevlası oldun” diyorlardı.”
*
Ğadir Hum Bayramı (Hz. Ali'nin Velayet Bayramı):Ali-Şiasında bugün Bayram olarak kutlanmaktadır.
Veda Haccının kafileleri dağıldı, Peygamber Kafilesi Medineye vardı, çok geçmedi Hz Muhammed hastalandı ve vefat etti (632).Daha cenaze soğumadan ve Hz. Ali defin işiyle uğraşırken; "Ensâr, Benû Sâide sakifesinde toplanarak Hazrec'in reisi olan Sa'd b Uhâde'yi Rasûlullah'tan sonra halife tayini için bir araya gelmişlerdi. Ebû Bekir, Ömer, Ebû Ubeyde ve Muhacirlerden bir grup hemen Benû Saîde'ye gittiler. Orada Ensâr ile konuşulduktan ve hilâfet hakkında çeşitli müzakereler yapıldıktan sonra Hz. Ebû Bekir, Ömer ile Ebû Ubeyde'nin ortasında durdu ve her ikisinin ellerinden tutarak ikisinden birine bey'at edilmesini istedi. O, kendisini halife olarak öne sürmedi. Hz. Ebû Bekir'in konuşmasından sonra Hz. Ömer atılarak hemen Ebû Bekir'e bey'at etti ve; "Ey Ebû Bekir, Müslümanlara sen Rasûlullah'ın emriyle namaz kıldırdın. Sen onun halifesisin ve biz sana bey'at ediyoruz. Rasûlullah'a hepimizden daha sevgili olan sana bey'at ediyoruz."dedi. Hz. Ömer'in bu âni davranışı ile orada bulunanların hepsi Ebû Bekir'e bey'at ettiler"[4].
Hz. Ebubekir böylece Halife oldu, mescide gidildi ve biat alındı. Hz.Ali altı ay (Hz.Fatıma'nın vefatından) sonra biat etti.
Gadir Hum Hutbesine ve Hz.Ali'nin velayet ve imamlığının tebrik edilmesine rağmen, hemen akabinde ve emrin ihlali şeklindeki Halife seçimi, ümmet içinde münakaşaya ve çekişmeye kaynak oldu. Bir haksızlık ve bir hakkın gaspı söz konusu oldu. Daha sonra Hz.Osmanın ve Hz. Ömerin Halife olmalarından sonra ancak Hz.Ali Halife seçildi. Hz.Osman ve Hz. Ömer katledildiler. Muaviye Hz. Aliye biat etmedi ve savaştı, daha önce Hz.Ayşe Cemel Vakasında Hz. Ali ile savaştı. Sonunda Hz. Ali de katledildi.
*
Ğadir Hum'da Hz. Ali'nin Velayetinin tebliğinden sonra, ümmet ve özellikle sahabe arasında bir kutuplaşma oldu; Ali ile olanlar ve ona karşı olanlar. Bir yarıştır başladı. Özellikle Muaviye zamanında, İslami kaynaklar ve Hadisler, Muaviye taraftarlarınca Aliye karşı olacak şekilde nakledildi, mescitlerde Ali ve Ehl-i Beyte hakaretler, husumetler yapıldı. Nice sonra Halife Ömer b. Abdulaziz bunu kaldırdı.
Muaviye öncülüğünde ve düzenlemesinde, İslam içinde, Muhammedi İslamiyet'e karşı Emevi İslamiyet inşa ve geçerli kılındı. Hilafet saltanata dönüştürüldü. Muaviye'nin Şam merkezli kurduğu İslam Emevi Devleti, Eba Müslüm-i Horasani tarafından yıkıldı (750). Yerine sırasıyla Abbasi, Selçuklu, Osmanlı Devletleri kuruldu. Bu devletler de Muaviye'nin Emevi İslam kurallarını aynen kabul edip saltanat sürdüler.
İslam ümmeti içinde Kuran-Ehli Beyt ekolüne Şiayı Ali (Şii) ve Muaviye ekolüne de Sünni (Ehl-i Sunne vel-Cemaat) denilmektedir. Bunların çatışması, İslam tarihini doldurmaktadır.
*
Gadir Bayramı, belirtilen bu çekişmeler nedeniyle Şia ekolünde önemli bir Bayram olarak kutlandığı halde, Sünni olanlar buna sahip çıkmadılar, unutturdular. Ama son yıllarda ülkemizdeki özgürlük havası nedeniyle, önce Antakya'da Şeyh Ali Yeral öncülüğünde Kapalı Spor Salonunda kutlama yapıldı(2000).Paneller tertiplendi (Ben de konuşmacı oldum) ve Bayramın hayratı olarak Hırissi dağıtıldı. Daha sonra özellikle Arap Alevilerin olduğu yerleşimlerde hemen her yıl kapsamlı etkinliklerle bu Bayram kutlanmaktadır. Konunun önemi ve kutsiyeti anlaşıldıkça, Kızılbaş ve Bektaşiler ile Sünni vatandaşlar da Bayrama iştirak etmektedirler. Böylece birlik ve beraberliğin gelişmesine, doğru anlaşılmasına vesile olmaktadır. Bu yolda emeği geçenleri kutluyor ve onları selamlıyorum.
Samandağ'da Ğadir Bayramında Velayet-Kardeşlik ve Sevgi-Barış konulu bir konuşma yapmıştım (18.Şubat.2003)[5].Bu yıl da Adana, Antakya, Mersinde Ğadir Bayramı etkinlikleri yapılmış ve toplumda barış ve kardeşlik ilişkilerinin güçlenmesine katkı sunulmuştur. Dini bir Bayram, birlikte katılımla sahiplenilmiştir. Hizmeti geçenleri kutluyor, herkese sevgi ve saygılar sunuyorum.
Hepimizin Gadir Hum Bayramı, Hz. Ali'nin velayeti hepimize hayırlı ve uğurlu olsun.
[1] http://www.caferilik.com/makaleler/d% /705-veda-hutbeleri
[2] http://www.tdvia.org/dia/ayrmetin.php?idno=420591
[3] http://www.zeynelabidinvakfi.org.tr/?Syf=26&Syz=187851
islamidavet.com/gadir-i-hum-olayi-ve-sekaleyn-hadisi.html
[4] http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/6602/hz-ebu-bekir-in-halife-secilmesi-nasil-olmustur.html
[5] Dr.Ömer Uluçay: Nusayrilik-Beyanname, Gözde yay. İstanbul, Berdan Mat,2011
Dr.Ömer Uluçay: Nusayrilik-İnanç Esasları ve Reenkarnasyon, Karahan Yay, Adana,2003