FİKİR, TİCARETİ KEZZAP GİBİ YAKAR
HER YERDE OLAN HİÇ BİR YERDE DEĞİLDİR
“Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;/ Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi; / Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır…”
Sizlerle burada haftada birkaç kez buluşuyoruz. Dostlarla bir araya gelince amacım röportaj yapmak değil, “yarenlik etmek”tir… Bu yarenlikten geride kalanları duygularımı da ekleyerek sizlerle paylaşıyorum.
Hakkında her zaman güzel intibalar edindiğim ama maalesef karşılıklı yarenlik etme fırsatı bulamadığım Bülent Talaş ile bir araya geldik. Nerede bir kahve içelim faslı çabuk bitti; mütevazı evimde karar kıldık.
Bir anda “kendimle konuşuyor” hissine kapıldım. Evet, sohbetim Sayın Bülent Talaş’la idi fakat konuşmam kendimle idi. Silueti Bülent Talaş, ama duygu, düşünce ve anlayışı ‘Ben’dim.
PİYASANIN AHLAK ANLAYIŞI
Farklı iki dünyadan gelip aynı kavşakta buluşan ve birbirini tanıyan iki kişi gibi... Sayın Talaş içtenlikle anlattı: “25 yıldır ticaretin içindeyim. Ama benim anladığım ve benimsediğim ticari ahlak ile piyasada şimdilik geçerli olan piyasa ahlakı arasında uçurumlar var. Piyasa şartlarına uygun bir ahlaki anlayışınız yoksa ayakta kalmanız da mümkün olmuyor. Birçok iş yaptım. Zeytin, sucuk, bal, toptan gıda…
Bakın birçok kriz dönemi yaşandı. Ben kimseyi kolay kolay icraya vermedim. Vermem. Bana borçlu olan zor durumda ise, ekonomiden, dünyadan haberli olan Ben O’nun ödeme güçlüğü içinde olmasının nedenini anlamaya, anlayış göstermeye çalışırım. Çünkü benim için karşımda ‘önce insan’ var, borçluluğu sonra gelir. Bunun hem iyi hem de kötü sonuçları oluyor tabi. Bu sefer, karşınızdaki de sizin anlayışınıza sahip değilse, bu durumunuzu suiistimal ediyor. Çünkü o bana önce insan olarak değil ‘önce alacaklı’ olarak bakıyor.
Yıllarca ticaret yapanlar arasında kaldım, esnaf kendisine hoş görü ile davranana olan borcunu fazla önemsemiyor. Bağıran, çağıran, korkutan, tehdit eden, icraya veren insanın parasını çabuk ödüyor”

KÖTÜLÜK CAYDIRIRCI..
“Yani insan kötülük beklemediği kişiyi daha kolay suiistimal ediyor?”
“Evet böyle diyebiliriz. Çok tanıdığım ama az arkadaşım vardır. Her insanın yaşamında, onun duygu ve düşüncelerini değiştiren, yön veren derin insanlar olmuştur. Benim öyle iki dostum oldu. Biri Allah Rahmet Etsin Seyhan Kaymakamı Deveci ile yine şimdi rahmetli olan bir arkadaşımdı. İkisini rahmetle anıyorum. Rahmetli Develi’nin konusuna döneceğiz. Diğer arkadaşım, Melekgirmez’de iken çabalarımı görür. İzler. Ben O’na görüyorsun işte ‘Ticaret ile uğraşıyorsanız fikrinizi geliştiremiyorsunuz. Ticaret fikri kezzap gibi yakıyor’ derdim O’da bana derdi ki ‘Fikir de kezzap gibi ticareti yakar.’
Kurallarına uymadığınız hiçbir işi yapmayacaksınız. Kurallara uymadıysanız sistem sizi dışarıya atıyor.
GAZETECİLİK YAPMAK ZOR
Mesela biliyorsunuz gazetecilikle yakın ilişki içindeyim. Ama gördüm ki ben gazetecilik yapamam. Tanıdığım, bildiğim, karşılıklı itimat duyguları ile çay içtiğim bir insanın kötü bir şeyini görsem bile yazamam. Gider onu ikaz ederim. Yanlıştan dönmesini sağlamaya çalışırım. Ama onu kamuoyu önünde rencide edici her türlü davranışı yapmaktan çekinirim. Oysa gazeteci için, o hata, o farklılık haber değeri olan bir olaydır. Ben meseleye öyle bakmadığım için gazetecili yapacağımı düşünemiyorum.
Değişik işlerden sonra şimdi “Plastik Geri Dönüşüm” işi yapıyorum. Yerin Şakirpaşa’da önünden dolmuş bile geçmez. Dönüştürülecek ürünler ile ben baş başayız.
Melekgirmez’de iken her gün yüzlerce insan görüyordum; şimdi tenhalaştım.
Beni görmek isteyen, sağ olsun geliyor. Uzaklığını gören de ikinci kez gelmiyor. Ağaç sallantı; geriye sağlam yapraklar kaldı…”
(Bu noktada zihnimden şu düşüncenin geçmesine engel olamadım: ‘Sayın Talaş, kendi ahlaki anlayışı ile piyasa tutumu arasındaki büyük kopukluk ve ayrışma ile savaşmaktan yorulmuş. İnanlardaki bozulma, iş ahlakındaki çürüme konularında bir çok hayal kırıklığı ve kırgınlıklar yaşamış, çevresini ve kendini sorgulamış… Asla değişmeyi düşünmemiş. Sistemin bir parçası olmaktansa geçici olarak kendini sistemin dışına atmış. Şimdi kendi adına mutlu; ama insanlar adına mutsuz. Atık olan plastikleri yeniden insanlığın kullanımına hazır hale getirip ekonomiye kazandırıyor.

HER YERDE OLAN HİÇ BİR YERDE DEĞİLDİR
Bir anlamda sistemin kendi üzerinde başaramadığı değişimi, kendisi atıklar üzerinde yaparak tenhalaşan ama değerli yaşamını sürdürüyor. Bu düşüncemi kendisi ile paylaşmadım”.)
“Sizin çok yönlü bir insan olduğunuzu biliyorum. Yine de sizden duymak isterim?”
Bakın geçen gün Sayın Ziyaeddin Yağcı ile yaptığınız röportajı okudum. Ziyaeddin Bey’in İl Başkanlığı döneminde ben İl Başkan yardımcısı idim. Ziyaeddin Bey, çok saygı duyduğum ve örnek aldığım bir insandır. Yardımcısı olduğum halde partinin 6. Kongresinde benim adımı yazmadı. ‘Bir bildiği vardır’ diyerek kesinlikle gocunmadım, kırılmadım, üzülmedim.
Ticaret, siyaset, şairlik ile uğraştım. Ama bir rol çatışması yaşamak kaçınılmaz oluyor.
Dudaklarınızda Ahmet Haşim’in ‘Merdiven’ şiiri, yüreğinizde Necip Fazıl’ın Kaldırımlar’ı varken, ticaretle uğraşıyorsunuz… İşte yalnızlığa giden yolun taşları böyle döşeniyor.
Düşünüyorum, ister cemaat olsun ister siyaset… Her ikisi de sizi bir kalıba sokmaya çalışıyor. Sizi, bir puzzle’nin parçaları gibi boşluklara yerleşir şekle getirmeye çalışıyor. Ama sizin kendinize ait duygu, düşünce ve ilkeleriniz varsa kalıba sığmıyorsunuz; kalıba gelmiyorsunuz. Kalıba gelmezseniz siyaset yapamazsınız. Bu nedenle siyasetten çabuk koptum. Bu konuda bir çok arkadaştan eleştiri aldım ama herhalde siyaset ruhumuza uygun düşmedi. Adını hatırlamıyorum, bir düşünürün sözleriydi: her yerde olan hiçbir yerde değildir.
İnsan kendine uygun olan yerde olmalıdır. Zenginlik de budur.
“Sayın Talaş, Yalnızlık güzel bir şey değil mi? Mesela ben yalnız kalmaktan hoşlanırım. Aksi takdirde üretemem. Yalnızlık da kişi kendisi ile baş başa kalır?”
“Sizinle bizim durumumuz farklı. İş yapan insan yalnız iken, çarkı nasıl döndüreceğini düşünmek ve çözüm bulmak zorundadır. Hammadde temini, üretilen değerlerin pazarlanması, borçların ödenmesi, alacakların tahsili, işçi ücretlerinin ödenmesi gibi… Onlarca sorun sizin damarlarınızdaki kan gibi sizle birlikte dolaşır. Zaman zaman bundan sıyrılıp, yalnız kalmanız ve kendiniz olmanız zorlaşıyor.
BİR AHLAK MEŞALESİ: İSMAİL HAKKI DEVELİ
“Seyhan Kaymakamı Rahmetli Develi’den söz etmiştiniz?”
Uçsuz bucaksız denizlerde ve çöllerde kaybolan gemiler ve insanlar için Kutup Yıldızı ne ise benim için Develi’de odur. Biz farklı bir eğitim aldık. Allah’ın bildiğini kuldan saklayacak halimiz yok. Sayın Develi ile karşılaşıp tanıştıktan sonra, zihnimizde henüz açılmamış bir çok ışıklı pencerenin olduğunu kavradım. Atatürk’ü, Cumhuriyeti, yakın Türk Tarihi’ni, siyaseti ve siyasetin ahlaki değerlerinin sadece bizim kavradığımız gibi olmadığını gördüm. Hele SYDV… Başlı başına bir dünya…

SYDV, SOSYAL DEVLETİN FOTOĞRAFIDIR
“Orada gönüllü görev yaptınız sanıyorum?”
Evet. Gönüllülük esası var ama sonuçta sizi İl Genel Meclisi seçip görevlendiriyor. Benden önce bu işi değerli insan Naim Yalçınel yapmıştı. Kendisi başka göreve atanınca ben üstlendim. Hayatımın en anlamlı günleriydi. Devletin, devletin sosyal yardımlarının halk üzerindeki yansımasına bire bir tanık oldum. Allah bana böyle bir görevde gönüllü olarak çalışma onuru bahşetti. Sedat Bey, topluma dikte edilmeye çalışıldığı gibi sosyal yardım, “birkaç parça kömür, bir paket makarna” söyleminin çok ötesinde anlam ifade eden bir harekettir. Uzattığınız bir elin, o eli tutanın hayatında yaptığı değişikliği gözlerinizle görüyorsunuz. Her gün yaklaşın 200-300 kişiyle bluşuyor ve dertlerine ortak oluyorsunuz. Dünyalar kurtarıyorsunuz.
Bir annenin çocuğunu sevindirmesi, üşüyenin ısıtılması, açlığın giderilmesi ve bunu insanı incitmeden yapmanın erdemi… Sadece açlığın giderilmesi ve ısınma sorunun çözümü değil, sağlıktan eğitime kadar çok geniş yelpazede görev yapıyorsunuz. Olaylara tanık olduğunuzda işte sosyal devlet budur demekten kendinizi alamıyorsunuz. Bunlar çok güzel duygulardır. Gönül arzu ederdi ki, yeryüzünde bu tür ihtiyacı olan hiç kimse kalmasın. Ama var. Bizim elimizde değil. Bizim elimizden gelen, onların dertlerine bir nebze de olsa deva olmaktı. Mübalağa etmiyorum, hayatımın en anlamlı iki yılını geçirdim.
“Turgut Özal’ın Türkiye’ye hediyesiydi. Fak Fuk, Fon…”
“Evet öyleydi. Ama AK Parti iktidarına gelinceye kadar, bu fonlar bütçe açıklarını kapatmak için kullanıldı. İlk kez AK Parti iktidarı ile birlikte amacına uygun biçimde kullanılmaya başlandı.
FARKLI YOLLARDAN AYNI KAVŞAĞA ÇIKANLAR
Bülent Talaş ile birlikte yaşından büyük bir bilge ile karşılaştım oldum. Özellikle burada henüz girmediğim şairliği ve şiir konusu vardı. Necip Fazıl’dan Ahmet Haşim’e uzanan şiir sevdası ile Klasik Türk Müziği ve Halk Müziği akını henüz konu edemedim.
O görüşmeden sonra çok düşündüm.
Bülent Talaş ile benim yaşadığım koşullar birbirine taban tabana zıt idi. Aldığı eğitim, görüştüğü ve konuştuğu arkadaşlar, yetiştiği iş ortamı vs… İkiayrı dünya gibi iki ayrı insanız…
Ama gördüm ki, aynı şeyleri düşünüyor aynı acıya üzülüyor aynı sevinci paylaşıyoruz. Ne kadar farklı yollardan gelmiş olursak olalım, koşullar bizi insanın temel ilkeleri kavşağında buluşturmuş.