ADANA BALKAN TÜRKLERİ DERNEĞİ:
AYDIN İNSANLAR TOPLULUĞU
KARDEŞLİĞE YAPILAN YOLCULUK ALLAH’ADIR.
“Ülkemizin bulunduğu sıkıntılı günlerinde Hicret; Allah’a ve O’nun kutlu elçisi rahmet peygamberine gönülden bağlılığın bir ifadesi, dostluğa, kardeşliğe, medeniyete, ilme ve irfana açılan yolculuğun hikâyesidir. Rabbim bizi hicret eden muhacirlerin imanına ulaştırsın! Hayatımızın Hicretleri, Bedirleri, Uhudları, Hendekleri’nde yardımcımız olsun ve bizleri hiç bırakmasın”
Adana Balkan Türkleri yardımlaşma ve Kültür Derneği Üyeleri ve insanlık için bu temennide bulunuyordu. Dostluğa, kardeşliğe, ilme ve irfana doğru yapılan yolculukları Allah’a ve O’nun kulu elçisi rahmet peygamberine gönülden bağlılığın bir ifadesi olarak gören güzel yürekli insanlar.
25 Ekim Pazar Günü Aşure etkinlikleri vardı. Orada bulunma onuruna eriştim.Etkinliğe Sayın Taner Talaş ile birlikte gittim.
Adana’ya bereket dağıtan yağmurlarıyla serin bir ekim günüydü. Derneğin kapısından içeri girdiğimiz andan itibaren aydınlık yüzlü insanlarla karşılaşıyoruz. Büyük bir hareket, canlılık, telaşsız bir koşturmaca ve düzen kendini gösteriyordu. İlk karşılaştığım kişi Göksel Uri ve Saniye Tosun Atmaca oldu.
ZÜLFİKAR TÜMER ACIDA VE SEVİNÇTE…
Ardından, Adana Milletvekili Zülfikar Tümer. Adana’da kimin sevinç ve acısı varsa paylaşan ve asla Adanalıyı yalnız bırakmayan Sayın Tümer ile sıcak bir sohbetimiz oldu. Ömer Üney’i gördüğüme ayrıca sevindim.
Ardından Dernek Başkanı Oktay Ulaşan bütün konuklarla tek tek ilgilendiği gibi bizlerle de ilgilendi. Taner Bey ile tanıştılar.
BÜYÜK VALİ; DEVLETİN GÜLEÇ YÜZÜ
Adana’da “Devletin Gülen Yüzü” olarak tarihe geçecek olan Sayın Valimiz, önce aşure yapan ekibin yanına gitti ve onlarla kısa sohbetler yaptı. Dernek Yönetim Kurulu ve Protokol Aşure kazanının başında hatıra fotoğrafı verdi.
Pınar Mahallemizin Muhtarı Saniye Çelik’ten, Kadın ve Çocuk Derneği Başkanı Çiğdem Akça’ya kadar birçok değerli insan oradaydı. Adana Kent Konseyi Başkanı Ahmet Özen ile Taner Talaş koyu bir sohbete girmişlerdi.
Bu keyifli hoşbeşlere İsmail Aydın’ın okumaya başladığı Kuran ile ara verildi.
İsmail Aydın, Kur’an okuyarak etkinliği başlattı. Ardından, açıklamada bulundu: “Kardeşlerim, okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Ey Ehl-i Beyt! Sizden sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.”
Okuduğum Hadis-i Şerifte ise Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Size iki ağır emanet bırakıyorum. Birincisi içinde hidayet ve nur olan Allah’ın Kitabıdır. Allah’ın Kitabına sımsıkı sarılın! İkincisi, Ehl-i Beytimdir. Ehl-i beytime sahip çıkın! Onlar hakkında size Allah’ı hatırlatıyorum…”
Kardeşlerim!
Bu gün 10 Muharrem Cuma, Aşure Günü. Muharrem Ayı, Hicri yılın ilk ayı. Resul-ü Ekrem’in (s.a.s), “Allah’ın Ayı”, “Hürmete Şayan” olarak nitelendirdiği ay. Ramazan orucundan sonra en faziletli orucun kendi içinde bulunduğunu bildirdiği ay.
Muharrem ayı aynı zamanda topyekûn bütün Müslümanları derin bir acıya gark eden Kerbelâ hadisesinin yaşandığı aydır. Zira Hicri 10 Muharrem 61 tarihi, Hz. Hüseyin Efendimizin ve çoğu Ehl-i Beyt-i Mustafa’dan olan 70 kişinin Kerbelâ Çöl’ünde hunharca katledilerek şehadet şerbetini içtikleri tarihtir. Hz. Hüseyin ki, Peygamberimiz (s.a.s)’in, “Benim dünyadaki çiçeğim, reyhanım” dediği, “cennet gençlerinin efendisi”[i]olarak tavsif ettiği, Hz. Aliyyü’l-Murtaza’nın, Hz. Fatımatu’z-Zehra’nın yavrusu, ciğerparesidir. Bu vesileyle şehadetinin 1337. yılını idrak ettiğimiz şehitlerin serdarı, serçeşmesi, seyyidü’ş-şüheda Hz. Hüseyin Efendimiz başta olmak üzere Kerbelâ şehitlerini ve bugüne kadar hak, hakikat, adalet, ahlâk, erdem ve fazilet için; din, iman, vatan ve millet için can veren bütün şühedayı rahmet, minnet, şükran, saygı ve tazim ile yâd ediyorum. Allah bütün şehitlerimize gani gani rahmet eylesin!
Kardeşlerim!
Dünyanın neresinde olursak olalım, mezhebimiz, meşrebimiz, kültürümüz, coğrafyamız, dünya görüşümüz ne olursa olsun, Kerbelâ, İslâm ümmeti olarak hepimizin ortak acısıdır, ortak hüznüdür, ortak kederidir. Hele hele neredeyse her evde bir Hasan, bir Hüseyin, bir Ali, bir Fatıma, bir Cafer, bir Zeynelabidin bulunduran ve ehl-i beyt sevgisini yüreklerinde her daim yaşatan aziz milletimizin tüm fertleri bu acıyı yüreklerinin ta derinliklerinde hissetmektedir.
Kardeşlerim!
Bugün Kerbelâ’nın acısını hissetmek elbette önemlidir. Bugün Kerbelâ’nın hüznünü yaşamak elbette muhteremdir. Bugün Kerbelâ’nın elemiyle elemlenmek, kederiyle kederlenmek elbette muteberdir.
Bugün Kerbelâ şehitleri için gözyaşı dökmek elbette takdire şayandır. Ancak sadece hüzün, sadece keder, sadece gözyaşı yeterli değildir.
Bugün bize düşen Kerbelâ’yı doğru okumak ve doğru anlamaktır. Kerbelâ’yı anlamak, Kerbelâ’dan ayrılık-gayrılık değil; birlik-beraberlik çıkarmaktır. Kerbelâ’dan kin, nefret ve öfke değil; sevgi, muhabbet ve hoşgörü devşirmektir. Kerbelâ’yı anlamak, Hz. Hüseyin gibi davranmaktır; Hüseyince yaşamaktır. Onun zulüm ve haksızlık karşısındaki duruşunu evrenselleştirmektir. Kerbelâ’yı anlamak, yeni Kerbelâlar yaşanmaması için bu acı hadiseden dersler ve ibretler çıkarmaktır.
Kardeşlerim!
Her şeyden önce bu elim hadise, zalim ve zorbaların, heva, heves ve hırsları uğruna, dünyalık çıkar ve menfaatleri için iman, ahlak, fazilet ve insanlıktan nasıl uzaklaşabildiklerini göstermektedir.
Ne yazık ki bugün de İslâm dünyasında hala Kerbelâ’yı doğru anlamayanlar, ısrarla Kerbelâ’nın kerb-u belasını günümüze taşıyanlar var. Ne yazık ki bugün de Kerbelâ şehitlerine bu zulmü reva gören zalimler gibi düşünen, davranan ve yaşayanlar var. Ne yazık ki bugün de İslâm coğrafyasının her tarafında çıkar ve menfaatleri için Müslüman kanı akıtanlar var.
Kardeşlerim!
Kerbelâ’yı anlamak, hakkın yanında, hakikatin yolunda olmak demektir. Kerbelâ’yı anlamak, adalet, merhamet, ahlâk, erdem ve fazilete sevdalı olmak demektir. Kerbelâ’yı anlamak, fitne zamanlarında basiret ve ferasetle hakikati görmek demektir. Kerbelâ’yı anlamak, Hz. Hüseyin gibi zulme, zalime ve haksızlığa karşı çıkmak demektir. Kerbelâ’yı anlamak, Hz. Hüseyin ve arkadaşlarının, uğruna canlarını verdikleri yolun Muhammed Mustafa (s.a.s)’nın yolu, Kur’an’ın yolu olduğunu bilmek demektir.
Kardeşlerim!
Hutbeme, Hz. Hüseyin Efendimizin yaptığı bir dua ile son vermek istiyorum.
Allah’ım! Bizi zalimlerden berî, müminlere velî eyle!”(*)
Ruhunmuza hitap eden bu dinsel törenin bitiminden sonra aşure dağıtımına başlandı.
Birbirini tanıyan, tanımayıp orada tanışan, tanıyıp da uzun süredir göüşemeyen insanların sevinçleri yayılıyordu.
Konuklar, valimizin yanına gelip sohbet ediyor, hal hatır soruyorlardı.
Gazeteye gitmek için çıkarken, AK Parti Milletvekili Adayı Fatma Güldemet Sarı’yı gördüm. Daha önceden Yüreğir Belediye Başkanı Mahmut Çelikcan ile AK Parti İl Başkanı Fikret Yeni gelmiş ve bahçeye oturmuşlardı. Alelacele çıktığımız için görüşemedik.
YUKARIDAN GÖRDÜKLERİM
Genelde etkinliklerde gözle görülür bir statü farklılığı görülür. Sıfatlar, gözle görülmeyen sınırlar çizer. Başbakandır, validir, müdürdür… Bir çok etkinlikte bu böyledir. Şirket toplantılarında dahi, genel müdür ile müdürü arasında sınırı neredeyse çizebilirsiniz. Sıfatların verdiği bu suni sınırları, duruşlar, davranışlar, bakışlar belirler. Böncak balkan Türkleri Dayanışma ve Kültür Derneği’nin bu aşure etkinliğinin atmosferine egemen olan tek şey, “insana saygı”dır.
Sıfatlarla sınır çizilmemiştir. Adanayı ve kişileri tanımayan biri bu etkinliğe gelmiş olsaydı, orada bir vali olduğunu bile bilmez sade bir yurttaş olduğunu zannederdi.
Protokol, asla sınırlarla kendini ayırmamıştı; insanlar bütünleşmişti.
Bana göre Aşure mistik olduğu kadar, derin mesajlar içeren örnek alınası bir nesnedir. İçindeki ürünler ile tadının farklılığı başlı başına bir mesajdır. Aşure içerisinde, buğday vardır, ama tadı buğday değildir; pirinç vardır; tadı pirinç değildir… Bu listeyi uzatın. Kuru fasulye, nohut, şeker, kuru üzüm, incir ve yöreye göre değişen daha bir çok ürün… Pişiyor, karışıyor, birbirinin içinde eriyor, her ürün kendi özelliğini vererek ve alarak değişiyor ve sonuçta aşure oluyor.
Aşure, inançların, insanlığın, düşünce ve davranış biçimlerinin, kültürlerin ortak adı ortak tadıdır.
Bu nedenle etkinlikteki insanlara baktım. Hepsi birbirinden değerli ve saygın insanlar. Hepsi, bir inancın, bir dostluğun, bir anlayışın potasında erimiş ve ortak insanlığı oluşturmuştur.
Yukarıdan bakınca bunları gördüm.
(*) Bu Konuşma 23.10.2015 Tarihli Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “Kerbela’yı Doğru Anlamak” başlıklı Hutbesidir.