Marifet yumağı dost ezeli (2)

Dr. Ömer Uluçay yazdı

28 Ekim 2015 Çarşamba 06:00

Güzelden güzel nasip olur ve eskiler demişler “aslına çeker”. Öyle ise, “iyiler iyilerle hemhal olur”.Genç yaşında Ezeli; düştü erenler, arifler, âşıklar, muhibler meydanına. Edep-erkân öğrendi ve sahiplendi, elden lokmalar nasiplendi, sırtı desturlandı, ayakları mühürlendi, dilden söz emdi “halini hal eyledi”.

Bir ceviz, bir de çınar ağacına soralım narın halini. Bir narın nasıl binbire ulaştığını. Aslımız toprak. Sonunda O’na varacağız. Ama toprak olmadan olmaz. Makamların en yücesidir toprak. Onun için hürmete layık ve hikmete, marifete, hakikata sahiptir Ebi Turab. Bundan nağmedir, buradan gelmedir Turabi mahlaslı dostlar, âşıklar, arifler. Onlara selam ve sevgiler olsun.

Demek, Türab olmadan Ezeliye varmak olmaz. Hakka yürümüş dost Âşık Haydar Aslan şöyle demiş:

Âşık Haydar Aslan desinler

Boş kovanı neylesinler

Türap ol sen çiğnesinler

Sevda büyük dağlar gibi.

*

Görelim hele, dostlar arasında Ezeli, neyledi?

İşte Âşık Turabi[1] Ezeliyi anlatıyor, uzun uzun. Ona arif sözlerini, olayları anlatıyor."Dokuz dinle ve bir söyle. Ama tam söyle". Bu canı seviyor, gezdiriyor ve kemale erdiriyorlar. Bu yavru küçük ama doğanlarla, şahinlerle çıkıyor ava. Onlar da hızlarını, kanat çırpmasını, dalışlarını ona göre koymuşlar düzene. Biri yol alırsa, öteki gözlüyor yavru şahini. Zaten hep böyledir, söz ve dilek de şöyledir: ”Saya ya Ali!”. "El-ele el-Hakka" böyle ulaşacak, besbelli. Bu Yüce Katarın, rehberlerine, yolcularına, gözcülerine, zakirlerine, pervaz edenlerine, bunlara ruh ve can veren muhiplerine selam olsun.

Âşık Turabi, İzmir Atatürk Spor Stadyumunda çalışırken yanına gelen, 12-13 yaşlarındaki Ezeli ile tanışır, kendisi kırkına yakındır. Genç “ben Âşık Ezeli Doğanay” diye kendisini tanıtır, Turabi şaşırır. Ama genç ciddi ve tutarlıdır. Güvenini, davranışını sever, konuşur ve arkadaşlığı, rehberliği sürdürür, ona usta olur. Çevresiyle tanıştırır, toplantılarına götürür, yetişmesine gayret eder. Aşık Turabi, olgun babacan tavrı ve tecrübesiyle, edep ve erkânıyla, ünüyle, dostlarıyla, bir baba ilgi ve sevgisiyle, bir usta sorumluluğu ve titizliği ile Ezelinin her davranışını denetler. Şiirlerini okur, onu cesaretlendirir, başarısını hazırlar, söyledikleri ve yaptığı hizmetin yerindeliği ile övünür, çırağını teşvik eder. Arkadaşlarını insan ve sanatkâr olarak tanıtır, tahlil eder. Kimden ve nasıl, neler öğreneceğini söyler. Bire-bir, tam süre eğitim devam eder. Her ikisine de selam olsun.

Turabi, bu dönemde İzmir'de bulunan Âşıkları anlatıyor: “Âşık Turabi-1943, Âşık Meçhuli-1946, Âşık Burhani-1940, Âşık Şahsenem-1945, Âşık Fazli Gültekin-1948, Âşık Ceylani-1945, Âşık İsyani-1948, Âşık Ali Cemal Çetinkaya-1940 vs. Hepimiz yaşça ondan 20-25 yaş büyüktük. Bizim çocuklarımızla akrandı ama o hep bizimle birlikte idi. Şahsenemin oğlu Yavuz Bingöl ile Meçhuli’nin oğlu Aşık Şirazi ile akrandı."

Ezeli, ustası Turabi'nin “Gördüm” şiirine bir nazire yazmış (uzun şiirden iki dörtlük):

 

Özüm verdim saydamlığa

Yürüdüm hep aydınlığa

Ben kurşunu karanlığa

Sıkar iken seni gördüm

 

Ezeli kavgaya yazıl

Sende gel saflara dizil

Şafakta gül kızıl, kızıl

Kokar iken seni gördüm.

 

Âşık Turabi'nin, sazı, sözü kadar muhabbeti de ünlüdür. Aşağıda, çırak eğitiminde bilginin önemine, sözün ve melodinin gücüne işaret etmektedir. Aynı zamanda Turabi'nin bilgi denizinde de bir seyrana düşmekteyiz:

“Ezeli, Âşık Ali Cemal ile birlikte 16-18 Ağustos 1986 da Hacı Bektaş’ı Veliyi Anma etkinliklerine katıldılar. Orada Âşık Hüdai, Muhabbet Grubu, (Arif Sağ, Musa Eroğlu, Muhlis Akarsu, Yavuz Top’la), Mehmet Bayrak, Şinasi Koç, Musa Merdanoğlu, Hasan Devrani, Şekip Şahadoğru, Kenan Şahbudak, Kamber Nar, İsmail Nar, Ali Ekber Çiçek, Prof. Dr. Ahmet Yürür Âşık Derdiçok ve şu anda adını hatırlayamadığım birçok ozan yazar ve bilim insanıyla tanıştı.

“Ezeli, Âşık Hüdai’ye bir şiirini okudu. Hüdai bir şey söyledi. Ezo bana baktı, “Dede” dedi, “Hüdai Baba senin, şiirin mantık şiiri” demekle ne demek istedi? Şiirin özü duygu olabilir, ama temeli mantık olması gerekmiyor mu?

“Bak dedim; Hüdai, büyük bir ozan, o bir dalgıçtır, bir dalar deryaya, her dalışında ayrı bir cevher çıkarır. Dikkat etiysen, okuduğun şiirlerin tekniği ve dili ile ilgili bir şey söylemedi, sadece “Mantık Şiiri” dedi. İnce bir eleştiri yaptı. Sadece gerçeğe dayalı olan şiir, ölür. Çünkü kuru, yavan olur, ama şiirin içine duygu katmalısın, insanın yüreğini sarıp sarmalı, sıcaklığı sadece yüreğe değil, dile de vurması gerekir. O bunu anlatmak istedi sana. Baktım Ezo’nun yüzüne; gülümsedi, “Evet hem büyük bir ozan hem de insani kâmilmiş” dedi ve sonra çorbasını içti”.

Günün sosyal hareketleri, Ezeliyi etkiledi. Sadece söylemek değil, eylemek de istedi. Ustası Turabi, Ezelinin bu meylini görünce, onu donatmak istedi: ”Gençliğinden kaynaklı enerji onu hoyratlaştırıyordu. Madem “Devrimci” bir ozan olma amacını güdüyor, o zaman öncelikle ona toplumsal sorunları, psikolojiyi, din-töre, kısacası yaşamı kuşatan bütün gerçekleri anlatmak gerekti. Onu kırmadan, umutsuzluğa düşürmeden, yaşamdan örnekler sunarak, dizelerinde ki göze batan çapaklardan arındırmak gerekirdi”.

"İzmir'de bir sünnet düğünü (1991), Âşıklar Şölenine dönmüş, 3 gün-3 gece sürmüştü. Hemen bütün ünlü ozanlar katılmıştı: Turabi, Ali Cemal, İsyani, Ceylani, Şahsenem, Yavuz Bingöl, İlyas Salman, Ali Ekber Eren, Hüseyin Türkoğlu vs. “Ezeli artık tanınmış ve sanat çevresi genişlemeye başlamıştı. Gazetelerde yazıyor TV programları hazırlıyor ve çağrıldığı sanatla ilgili sunumlara katılıyordu”.

Anlaşılan kuş artık yuvadan uçmuştur, masmavi gökte pervaz vurmaktadır. Gel gülüm seyran eyle.

 

[1] Aşık Turabi: Aşk olsun sana asi çocuk Ezeli Doğanay -1; İnce Eleştirinin Karşılığı Bir Takım Elbise-2

29 Eylül 2015; Çiğdi, Yandı, Pişti-3.

https://www.facebook.com/notes/ezeli-doganay/ince-ele%C5%9Ftirinin-kar%C5%9F%C4elbise-ii-/1006030166115548?pnref=story,25 Eylül 2015 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.