Adana Medya Gazetesi - Cuma Sayfası

Adana Medya Gazetesi - Cuma Sayfası

30 Ekim 2015 Cuma 06:50

EY RABBİMİZ!

“…Ey Rabbimiz! İnandık, bizi de (hakka) şahit olanlarla beraber yaz. Bize ne oluyor ki Rabbimizin bizi iyiler topluluğu ile beraber (cennete) koymasını arzu edip dururken, Allah’a ve bize gelen gerçeğe (Kur’an ve Peygamber’)e inanmayalım? ...” (Mâide /83-84 )

OKUNMAMIŞ ÜÇ MESAJINIZ VAR

HAYRA ÇAĞIRANLAR KURTULUŞA ERENLERDİR

             Rahman ve Rahim Allah’ın Adıyla

    İçinizden (herkesi) hayra çağıran, iyiliği (meşru şeyleri; tevhidi ve sâlih ameli) emreden ve kötü olandan men eden bir ümmet (bir topluluk) olsun; işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Al-i İmran/104)
 O (mü’min) kimseler ki kendilerine yeryüzünde iktidar, mevki (ve servet) versek (şımarıp sapmazlar,) namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, (İslâmî ölçülerde) iyiliği emrederler ve kötülükten menederler. (Çünkü bilirler ki, bütün) işlerin sonu ancak Allah’a ait(tir ve O’na dönecek)tir. (Hac/41)
¨         Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velîleri (dostları ve yardımcıları)dır. İyiliği (tevhidi ve sâlih ameli) emrederler, kötülükten/kötü olan şeylerden menederler; namazı dosdoğru/gereğine uygun kılarlar, zekâtı verirler, Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederler. İşte Allah bu kimselere rahmet edecek (bağışlayacak)tır. Şüphesiz Allah mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe/71)

YOLUMUZU AYDINLATANLAR

Eğer yerdeki ağaçlar (birer) kalem olsa, deniz de (mürekkep olsa), ardından yedi deniz ona (katılıp) yardım etse yine (bunlar tükenir de) Allah’ın kelimeleri tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak galip, mutlak hüküm ve hikmet sahibidir. ( Lokman /27) 
HZ. UBEYDULLAH AHRÂR (K.S.) BUYURMUŞLAR Kİ:
“İnsanın yaratılmasından murad, kulluk yapmasıdır. Kulluğun özü de, her halükarda Allâhü Teala’yı unutmamaktır.”
      “İnsan’ın kıymeti; idrakinin, zekasının, bu yolun büyüklerinin hakikatlerini anladığı kadardır.”
      “Allahü Teala’dan gelen belalara sabırlı, hatta şükredici olmak lazımdır. Zira Allahü Teala’nın birbirinden acı belaları çoktur.”
      “Zikir, bir kazma gibidir; onunla gönülden yabancı duygu ve dikenler temizlenir.”
      “İkindi vaktinden sonra öyle bir vakit vardır ki, onda amellerin en iyisine yapışmak gerektir. O saatte amellerin en iyisi muhasebedir. Muhasebe; gece ve gündüzün bütün saatleri içinde, insanın, yaptıklarını gözden geçirmesi, ibadet ve günahtan payına düşenleri ayıklaması, iyiliklerine şükür, kötülüklerinden de istiğfar etmesidir. Amellerin en iyisi de, Allah'ın gayrından usanıp, kendisini ona bağlayacak bir kılavuz (mürşid) arama yolunda davranmaktır. Bir büyüğün sohbetine ermeye çalışmaktır.
     “Buyurdular: "Gönül Allah'tan (CC) başkasına tutulmasından kurtulduğu an, hakikate visal ve görme zamanıdır."

… Allahım! Senin rahmetini ümit ederim. Bir göz açıp yumuncaya kadar da olsa beni nefsime bırakma. Bütün hallerimi benim için ıslah et. Senden başka ilah yok, ancak sen varsın.        (Ebu Davud)

YAŞAYAN KUR’AN: Hz. MUHAMMED(SAV)

O’NDAN (SAV) BİZE

Huzeyfe radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
  “Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, ya iyilikleri emreder ve kötülüklerden nehyedersiniz, ya da Allah kendi katından yakın zamanda üzerinize bir azab gönderir. Sonra Allah’a yalvarıp dua edersiniz ama, duanız kabul edilmez.” (Tirmizî)

Ebû Zeyd Üsâme İbni Zeyd İbni Hârise radıyallahu anhümâ şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ i şöyle buyururken işittim:
“Kıyamet günü bir adam getirilir ve cehennem ateşine atılır. Bağırsakları karnından dışarı çıkar ve onlarla birlikte değirmen döndüren merkeb gibi döner durur. Cehennem halkı onun yanına toplanırlar ve derler ki:

– Ey filân! Sana ne oldu? Sen iyiliği emredip kötülükten nehyetmez miydin? O kişi de:

– Evet, iyiliği emrederdim, fakat kendim yapmazdım, münkerden nehyederdim, fakat kendim yapardım, der.”  (Buhârî,  Müslim)

Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ i şöyle buyururken işittim dedi:
“Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, Tirmizî, Nesâî, )

Ebu Eyyûb el-Ensârî (ra) Hz. Peygamber'in (sav) şöyle buyurduğunu rivayet eder:

“Kim, cuma günü gusleder ve varsa ailesinin kokusundan sürünür, elbisesinin en güzelini giyer, sonra çıkıp mescide girerek —mümkün olur da— rükû'a varır ve kimseye eziyet etmezse; sonra imâm hutbeye çıkıp namaz kılıncaya kadar susarsa; o, bu cuma ile ertesi cuma arasında kendisi için bir keffâret olur.” (Ahmed b. Hanbel)

RABBİNİN YOLUNA/DİNİNE HİKMETLE VE GÜZEL ÖĞÜTLE DAVET ET

İslam insanlığın iki dünya saadeti için gelmiştir. iki dünya saadeti bir arada olmadığı zaman dengeler her zaman alt üst olur, dünya saadeti için sadece çalışıldığı zaman adalet hürmet merhamet yerini merhametsizliğe zulme bırakır. Çünkü ceza ve müeyyideler sadece dünyevi olduğu için caydırıcılığı olmaz, mükafatlar dünyevi olduğu içinde tatmin etmez, sadece ahiret için de çalışıldığı zamanda dünya hayatı maddi terakkiyat olmaz, toplumlar hep bedevi ve vahşi olarak kalır, halbuki iki dünya için dengelenen hayatlar istikamet içerisinde huzurlu mutlu adaletli saadetli olur, din ile kalpler aydınlanır ilim ile de akıllar nurlanır, bu iki birliktelikten insanları alıkoymada ve insanı insanlıktan çıkarmada ideolojiler, şeytan, nefis ve şer tarafında yer alarak İslam’la, insanlıkla iyilik ve güzellikle mübareze ve mücadele ederler, yani insanlığın saadeti mutluluğunu engellemek için çalışırlar. Bu cini ve insi düşmanların gizliden gizliye sinsice veya açıktan medeniyet çağdaşlık ilericilik vb gibi kılıflar altında yaptıkları ifsat ve bozmaya karşı ise inananların: “Sizden biriniz bir kötülük gördüğü zaman onu hemen eliyle değiştirsin, eğer buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin, onada gücü yetmiyorsa kalbiyle değiştirsin,(buğz etsin)imanın en zaifi de budur.” (Sahihi Müslim) hadisi şerifiyle mukabele etmesi gerekmektedir. Çünkü bir kötülüğü karşı çıkmanın yolu fiilen elle müdahale, kavlen sözle müdahale, kalben ondan nefret etmek ile olabileceğini beyan etmektedir. Bu üç fiil ve harekat neticesi ancak tesir olur. Yani emri bil maruf ve nehyi anil münker yapılmada yaşanarak yapılması daha etkili ve tesirlidir.

Yaşayarak yapılan ibadetlerin tesiri büyüklüğü nispetinde yaşayarak yapılan haramların günahların tahribatı da büyüktür. Emri bil maruf toplumlardan kalktıkça nehyi anil münkerden sakındıracak uyarıcılar bitecektir. İbadetlerin hayrın emredilmediği bir toplumda günahlardan sakındıracak kimseler kalmayacaktır. Emri bil maruf ve nehyi anil münker terk edildikçe toplumda “bana dokunmayan bin yılan bin yaşasın” denilecek, dokunulmayan zulüm yılanları ejderha olacak, dokunmak değil yutmaya başlayacak, “her koyun kendi bacağından asılır” denilenlerin sayısı artıkça asılan günah haram koyunları yüzünden her şey kokuşacaktır…

…“Ey Oğulcuğum! Namazı dosdoğru/gereğine uygun olarak kıl, iyiliği emret, kötülüğü engelle. (Bu esnada) başına gelecek (musibet)lere sabret. Çünkü bunlar (Allah’ın emrettiği) kesinlikle (ve kararlılıkla) yapılacak işlerdir.” (Lokman Suresi, 17). Ailene (ve ümmete) namaz kılmayı emret ve sen de ona sabırla devam et. Biz senden rızık istemiyoruz; (aksine) biz sana rızık veriyoruz. (Güzel) akıbet, takva sahiplerinin (Allah’ın emrine uygun yaşayanların/karşı gelmekten sakınanların)dır. (Taha Suresi, 132) vb. gibi ayet ve hadisler emri bil marufu emretmekle beraber emrin öncelikle evden başlanılmasını ev halkına emrettikten sonra akraba mahalle arkadaşlar vb. gibi dairelerle olan münasebet ve alakaya göre yapılması gerektiğini göstermektedir. Çünkü peygamber efendimiz ilk emri aldığı zaman onu eşi Hz Hatice’ye hemen tebliğ etmiş, sonra Hz Ali ve diğerlerine emretmiştir. Hz Lokman’ın da ayette ifade edildiği gibi emri bil marufu oğluna emretmekle başlamıştır. Demek ki, Emri bil marufa bizler önce aileden başlamalıyız. Onları sadece dünyaya çağırmamalıyız. Dünyanın mevki, makam, kariyerlerini kazanması için çaba göstermemeliyiz. Ailemizi ve sevdiklerimizi Rabbimizin bizlerden istediği sıratı müstakim yoluna sevk etmeliyiz. Emri bil marufun emredilmesi demek amirane emretmek değildir. Ayetin işaret ettiği gibi “(Resulüm! İnsanları) Rabbinin yoluna/dinine hikmetle ve güzel öğütle davet et. Onlarla en güzel (şekl)iyle (kırmadan, kızdırmadan) mücadele et. Şüphesiz Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir. (Nahl Suresi, 125).  Yani, Onlara güzellikle nasihat et, onları ikna etmek için muktezeyi hale mutabık hareket et, demektir. Onları galatı hislerin esiri olmaktan kurtarıp aklın sağlıklı önderliğini göstermektir…

Cenabı Hak bizi lisanı hal ve lisanı kal ile amel üzerinde daim kılsın.

Anlamıyla Buluşmak (KAB) Platformu 

Bu köşenin içeriği  SON PEYGAMBER PLATFORMU’ nun katkılarıyla, KUR’AN’IN ANLAMIYLA BULUŞMAK  PLATFORMU tarafından hazırlanmıştır. Ayet mealleri Hasan Tahsin  Feyizli'nin  Hazırladığı Feyzü'l Furkan Açıklamalı Kur'an-ı Kerim Meali’nden alınmıştır.   Ayet meallerinin tamamına www.kuranimiz.net, ses dosyalarına www.akradyo.net adreslerinden ulaşabilirsiniz. Görüş ve önerileriniz için: bilgi@kuranimiz.net

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.