Seçim Sonuçları belli olmadan yazılmıştır.
Büyük zaferler, büyük felaketlerin giriş kapısı olabilir.
Tersi de doğru, büyük kayıplar, büyük zaferlere yol açabilir. Zaferleri ve yenilgileri “an”lar değil, “süreçler” belirler.
An itibarı ile zafer saydığımız olaylar, bizi felakete sürükleyen yolun ilk adımları olabilir.
Gümrük Birliği’ni zaferle kutlamış olan güzel ülkemi hala bu soygun düzenine son verememiş ve felaketin sürmesine ilgisiz kalmıştır.
Bir de, zaferler topluma mal olduğu zaman zaferdir.
2002 seçimleri kim için zaferdi?
Eğer bir zafer, toplumun bütün katmanlarına eşit mesafede mutluluk vermiyorsa, o bir zafer değil, bir grup insanın başarısı diyebilirsiniz.
Veya bir grup insanın mağlubiyeti, kaybedişi sayabilirsiniz.
O yüzden her hangi bir ülkede her hangi bir seçim için “zafer” ifadesini kullanmak hatalıdır.
Çünkü seçimi zafer olarak görenler bu zaferi kime karşı kutlayacaklardır; kaybeden kendi yurttaşlarına karşı mı?
ORTAK SEVİNÇ YOKSA ZAFER DE YOKTUR
Zafer bir devlet için Ortak sevinç, ortak kıvanç ve ortak coşkudur.
Bu nedenle Atatürk Osmanlı’ya karşı değil, Emperyalizme karşı zafer kazanmıştır.
Bir lider, ülkedeki seçim oranlarına bakıp bunu zafer olarak niteliyorsa, diğer yurttaşlarının göz yaşları üzerinden saltanat kurma hazırlığındadır.
Bir parti, kendi halkına rağmen zafer kazanamaz.
Bu yazıyı yazdığım zaman seçim sonuçları konusunda zerre kadar fikrim yoktur.
Ve itiraf edeyim kim kazanırsa kazansın: Türkiye’nin ve çıkarlarının kaybedeceğini biliyorum.
Çünkü bir proje partisi olan ve halkını aldatmakla, soymakla, zengin olmakla ve Türkiye’nin değerlerini satmakla meşgul bir partinin kazanması; Türkiye’nin kaybıdır.
Bu proje partisinin seçimlere (demokrasi adına) girmiş olması bile, demokrasiye vurulmuş bir darbedir.
CHP’ye gelince, bayrağındaki “Altı Ok”a sahip çıkmadıkça, bu partinin sorunları çözeceğine inanmıyorum.
MHP’nin iyi niyetli tabanı ile tavanı arasındaki kopuklukları görünce, bir taban hareketi yapmayınca MHP’den de umudum yok.
BDP’ye gelince: Uzun sözün kısası ABD’nin “Kara gücümüz” dediği PYD, PKK’nın sözcülerine güvenmemi ve Türkiye adına umutlar beslememi kimse beklemesin.
Geriye 27 Parti kalıyor.
EŞİTSİZLER ARASINDAKİ EŞİTLİK
Hiç kimsenin şüphesi olmasın;
Ekonomisi dışa bağlı olan
Sigorta Şirketleri, bankaları, telekomünikasyon sistemleri yabancı sermayenin elinde olan;
Tohumu bile özgür olmayan ülkelerde seçimlerin demokratik olduğunu söylemek aklı selim hiçbir insan için mümkün değildir.
Başınızı kuma gömerseniz, 657 Sayılı Devlet memurları Yasası’na bağlı olarak özgür demeç vermeye hakkınız bile yoksa, iktidar korkusu ve baskısı ile açlığa mahkum edilme sürülme, görevden alınma korkunuz varsa seçimlerin ne kadar demokratik olduğunu söyleyebilirsiniz.
Sizin körlüğünüz gerçeği değiştirmez.
Sonuçta hepimiz bu seçim sonuçlarına saygı duyacağız.
Benim itirazım, demokrasiye veya seçimlere değildir. Demokrasinin bütün unsurları sakat edildikten sonra yapılan seçimlerin adaletli olduğuna inananlar saf olabilir. Yasamanın, yargının ve yürütmenin karşılıklı olarak bir güç olmadığı ve “çürüme”de buluştuğu bir sistem demokratik olamaz.
İtirazım; eşitsizler arasındaki eşitliğedir.
*
RÜŞVET DEĞİL İŞ VERİN
Belli ki egemenlik hakkı 4 parti arasında pay edilecektir. Durum bunu gösteriyor.
Hepsinin ortak programı, seçmene sağlanacak çıkarla ilgili.
Kimsenin programında batan geminin su almasını önleyecek proje ve görüşler yok.
Sana 3 maaş, sana ikramiye, sana kömür, sana bilmem ne…
Batan gemi içinde benim lüks içinde oturacağım koltuk öneriyor.
İki maaş üç maaş ikramiye… Ben emekliyim. Zannedersem bu yazıyı okuyanlar arasında en fazla maaşa ihtiyacı olanlardan biriyim. Yarısı hacizli bir emekli maaşım var… Başka da bir şeyim yok. Ama, kardeşim bu memleketin ihtiyacı insanların üç beş maaş fazla almaları değil.
İnsanlar bu maaşla ne alacaklar?
Ülkenin temel ihtiyacı üretimdir.
Özelleştirmelere son verilmesi ve hatta bazı güvenliğimizi ilgilendiren bazı tesislerin geri alınmasıdır.
Madenler, yer altı kaynakları ve su kaynakları devletleştirilmelidir.
Yerel yönetimleri talan, yalan yoluyla verdiği ihalelere disiplin getirilmelidir.
Kent içerisindeki AVM’ler kapatılarak, küçük esnafın ekonomik yaşamı canlandırılmalı ve kent ekonomilerine katma değer sağlanmalıdır.
Su, Toprak, madenler, enerji kaynakları benim adıma devletindir… Yabancılara peşkeş çekilmesine son verilmelidir.
Eğitimde Tevhid-i Tedrisat geri getirilmeli ve eğitimin kalitesi yükseltilmelidir.
Toprak bütünlüğü ve komşularımızla dostane ilişkiler sağlanmadıktan sonra verdiğiniz maaşı ben ne yapayım?
Bana bağımsız adaletimi geri verin.
Cumhurbaşkanı bir şey söylediği zaman gözlerim kapalı inandığım o huzurlu zamanlarımı geri verin.
Cumhurbaşkanı veya Başbakanın söylediği bir şeyi “doğru mudur, yalan mıdır?” diye düşünüyorsam, o makam hak etmiyorsunuz demektir.
Bana devletin saygınlığını iade edin.
Bu dört parti için söylüyorum.
İster topluca kazanın ister bir araya gelin…
Ne yaparsanız yapın, bu programlarınız ve bu çözümlerinizle sizler Türkiye’nin sorununa çare olamazsınız.
VİCDANINIZLA YARGILAYIN
Sizler çözümün bir parçası değil, sorunun bir parçasısınız.
Söylediklerimi, politik düşünce esaretiniz ile değil vicdanınızla sorgulayın.
Aynı çıkar paydasında buluşan, aynı kaygıları taşıyan b partililerinizin arasında değil, başınızı yastığı koyduğunuz zaman kendinizle baş başa an sorgulayın söylediklerimi.
Esir alınmış bir toplumdan özgür bir devlet çıkmaz.
Telefon konuşmalarında Avrupa birincisi, alınan patentlerde ve okunan kitap sayısında yine Avrupa sonuncusu olan bir ülkede yapılan seçim demokratik olamaz.
Gasp edilmiş bir egemenlik hakkı ve lağvedilmiş bir Büyük Millet Meclisi ile seçime gittiğimizi bile fark etmedik.
Ey Türkiye sevdalıları!
Ey güzel ülkemin güzel insanları!
Ben bunları düşünürken sen oturup seçim sonuçlarındaki matematiksel verilerden toplumun verdiği mesajları anlama yarışına gireceksin.
Sen o beyninle hala toplumun vermek istediği mesajı algılamadıysan Tanrı Aşkına bir iyikil yap da in o kanaldan ve sus!
Toplum, yalan istemiyor.
Toplum artık talan istemiyor.
Toplum, ayrışma, bölünme, kavga istemiyor.
Vatanı için oğlunu feda edenler ; Oğlu için vatanı feda edenlerin egemenliğini sırtından atmak istiyor.
Anladın mı hala, köylü toprağında, işçi fabrikasında, memur masasında ülke için çalışmak istiyor.
Vatandaş soyulmak, sömürülmek istemiyor.
Fikren ve kültürel kuşatılmışlıktan bıkmış usanmış durumda.
Güvendiği bütün kurumların çürümüşlüğüne tanık olan toplum, bu kurumların eski saygınlığına kavuşmak istiyor.
Bir dostumun dediği gibi mahkemeye düşünce: “Hakim acaba filanca partili mi? Eğer öyleyse mahvoldum” düşüncesinden ve hukuka güvensizlikten arınmak istiyor.
*
2002’den bu güne kadar iktidar sanıyorum 11 Balkon konuşması yaptı. Bu konuşmalara baktığınızda artan dozun Türkiye’ye neler kaybettirdiğini görebilirsiniz.
Artık mevcut iktidarı suçlamıyorum. Bu iktidarı suçlamak zaman kaybıdır. Çünkü bu iktidarı suçlama dönemi çoktan geçti. Zaten ne yaptığını herkesten çok iyi bilen bu iktidar, kendini kurtarma kaygısı ile peş peşe hatalar yapmaya başlamıştır. Freni patlamıştır ve hızla, bozduğu, çürüttüğü adalete toslamaktadır. (O adaletin bir gün kendisine de lazım olacağını düşünmemişti)
Kendilerini Allah2a havale etmiyorum; haddime değil, Allah nasılsa işini bilir. Kendilerini Adalate havale ediyorum. Hem de o darmadağın ettikleri adalete. Adaletin en çürümüş hali bile bu haksızlıkların hesabını görecektir.
*
Şimdi sorun ülkeyi refaha çıkarma sorunudur.
Seçim bitti ve Türkiye kaybetti.
İşte bu kaybediş, yeni zaferlere gidecek olan yolun ilk basamaklarıdır.
Güzel ülkem bu kaybedişlerle doğru yolu bulacaktır. 12 Eylül’den itibaren toprağa gömülmüş halkım artık, başını topraktan çıkaracaktır.
Bu iktidarın tahribatlarını tamir etme yeniden kalkınma ivmesini yakalamaktır sorun.
Sorun yeniden, ahlaklı, yurtsever, inançlı, ülkü ve ideal sahibi, üretken, bilimsel düşünen Atatürkçü aydınlık gençler yetiştirmektir.
Türkiye, Washington veya Brüksel’den değil, Ankara’dan, Bitlis’ten, Muğla’dan, Adana’dan kurtarılır.
Seçim sonucu oy sandıklarında değil, halkın ve devletin kaçınılmaz öncelikleridir.
Onlar da Özgür ekonomi, toprak bütünlüğü, ulusal bağımsızlık ve aydınlık bir nesildir…