Kaybolmuş yıllar!

Selin Öztekin yazdı

12 Kasım 2015 Perşembe 07:00

Okullar bugün mü açılacak, yarın mı?  Çocuklar tatil üstüne tatil yaptılar derken eğitim ve öğretimde 7. haftaya girmişiz. Zaman su gibi akıp gidiyor. 

Her biri ayrı dünya, ayrı kişilik olan yeni öğrenciler.

Kıpır  kıparlar.

Yaşlarının hiç önemi yok hepsi sevilmek, şımartılmak istiyor. 

 Yaşantıları bizim çocukluğumuzdan çok farklı çoğu zaman içim burkularak gözlemliyorum onları. Mis gibi hazırlanmış kahvaltılarla gönderildiğimiz evlerimizden, yine mis gibi evde pişmiş yemek kokularıyla karşılanırdık. Evin kapısını bize açan bir büyüğümüz muhakkak olurdu.

 Şimdi çalışan anneler çoğaldıkça sabahları evden yolcu edilen çocuklara

 “Anahtarını almayı sakın unutma.”  “Kapıyı kimseye açma.”  “Yemeğini mikrodalgada ısıt.” “Ocağı sakın kullanma. “ tembihleri ediliyor.

Çocuklar tek başına yaşamaya, bencil düşünmeye küçücük yaşlarda aileler tarafından alıştırılıyor. 

Yaşamları programlanmış halde önlerine konuluyor.

 Şu saatte bunu yap, bu saatte bunu yap. Yap da yap..

Program dışına çıkarsa çocuk bocalıyor” eyvah bu saate ne yapacağım yazılı değil ne yapmam lazım?”  diye yine telefonla büyüklerine soruyor.

Birey olarak görülmeyen, hayatı veya günlük yaşantısı hakkında kendi başına bir şeyler yapabilme özgürlüğü olmayan çocukta da böylece düşünce olgusu gelişmiyor. 

Ailenin gözünde çocuk kaç yaşına gelirse gelsin büyümüyor. Sorumluluk da verilmiyor.

Çocuklarda belirli yaştan sonra büyüdüklerini kabul edip sorumluluk almak istemiyor.

Sonra kendi yarattığı eseri beğenmeyen anne, baba şikâyet ediyor. “Bu çocuklar sorumluklarını bilmiyor başedemiyoruz” diye.

Çocukların her şeyi dört dörtlük yapmaları isteniliyor. Ama “düşünmelerine, konuşmalarına, üretmelerine izin verilmiyor.”

 Yeniçağın anne, babaları çocuklarının  sadece eğitim başarıları üzerine odaklanmış durumdalar. Zekâsı varsa bile doktorluk yapamayacak çocuğunun illa da tıp okumasını istiyor.  Çevrelerinde sadece doğru insanlar olsun. Yanlış hiç yapmasınlar istiyorlar.

Çocuklarda böylelikle sadece istemeyi öğreniyor.

“Bugün yazılıdan 100 aldım bana ne alacaksınız?”  

“Dersimi yaparsam gezmeye nereye götüreceksiniz?”

“Takdir getirdim son çıkan telefon modelinden istiyorum?”

Aile ne yapıyor “Olsun olsun istesinler” diyor.  “Her şeyi yapsınlar, her şeyi istesinler. Hiçbir şeyden geri kalmasınlar. Basketboldan çıkıp yüzmeye gitsin. Yüzmeden çıksın satranca gitsin. Satrançtan çıksın hemen matematik dersine gitsin. Koşmak lazım eve fen öğretmeni gelecek.”

Çocuklar yarış atı  olsun. 

Alışsınlar şimdiden yarışmaya. Hayat dediğin nedir ki yarıştan ibaret değil mi?

İleride de kazandıkları paraları, mevkilerini… herşeylerini yarıştırsınlar.

Tek yarışan onlar olsa, aile de çocukla birlikte yarışmalı. Daha çok çalışmalı, çalışmalı paralar kazanılmalı sonra onlar çocuklar için harcanmalı. Harcanmalı ki yarıştan kopmamalı. Aile bireyleri aile olmadan çıkıp sadece çocuğun eğitimine yoğunlaşmalı veya çocuk ne derse o olmalı. Öncelik hep çocuğun programı olmalı. Kapı önlerinde öğrenciler beklenirken iki arada bir derede varsa yapılacak işler o arada halledilmeli.  

 Mutsuz bir nesil gibi mutsuz ebeveynler dolaşmalı ortada.

“Ama en önemlisi mutluymuş gibi rol yapılmalı.”

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.