Gar Postanesi diye bilinen Seyhan İlçesi Cemal Paşa Postanesi’nin arka sokağı benin evim ile gazetem arasındaki geçiş güzergahıdır.
O yol, Adana’da toplam nüfusu 3.000 kişiyi geçmeyen elit (!) kişilere ait bir coğrafyanın içindedir. Ziyapaşa Bulvarı ve Şinasi Efendi Caddesi gibi güzergahların Sular Semtine çıkış noktasıdır.
Yaklaşık aynı 3.000 kişinin birbirine hava attığı, toplandığı acemice nargile içtiği, nereden çıktığını bir türlü anlayamadığım kahve tiryakiliği modası etkisinde kalan gençler, kart yaşlılar, gerçekten saygın kişiler, aklı başında olanlarla akılsız olanlar aynı alanlarda birbirleri ile anılarını değiştirip dururlar.
Adlarını bile zorla telaffuz ettikleri yerlerde olmanın ayrıcalık olduğunu zannederek, aynı yanılgı ve körlüğü bir özellikmişçesine paylaşır dururlar.
Belediyelerde orada hizmet yarışındadır. Buna kültür diyorlar… Desinler…
İşte bu kültürün çıkış kapısına yakın, yani postanenin arka sokağına bakan tel örgülerinin dışında bir masa etrafında oturmuş 4 kişi gördüm. Önlerinde pankartlar:
Taşeron Cehennemine teslim olmayacağız…
Atılan İşçiler geri alıcın…
Sendikaya üye oldular, işten atıldılar…
4 Gencecik insan yaşam kavgasında, sanki ıssız adada gibi yalnızlar.
Onların, işsizliğe, aşsızlığa mahkum edilmeleri bilmiyorum orada yaşayan kaç kişinin dikkatini çekecek.
Sordum: “Ne yapıyorsunuz?”
“İşe geri alınmak için eylem yapıyoruz…”
Bu genç ve dinamik insanların düşürüldüğü pozisyon: Cellatlarından merhamet istemek.
Ne yapmış bu gençler, suçları, açlığa mahkûm edilmelerini gerektirecek kadar büyük mü?
Evet. Bu sistemde büyük... Hem de çok büyük bir suç… Hatta suçlar silsilesi. Hangi birini söylesinler. Birincisi “İleri Demokrasi’de sendikalı olmak istemişler; Bu suç. Madem bu suçu işliyorsun o halde neden DİK’e üye oluyorsun? Hak İş ne güne duruyor? Bu da ikinci suç…
Yazıktır, günahtır beyler!
Çizmeleri ile karıncaları ezerek yürüyenler, ileride kareınca ordusu ile karşılaşmak zorunda kalırlar.
Bu inanlar sizden ihale istemiyor; bu insanlar TÜRGEV’ e bağış yapmayı gerektirecek bir maddi ayrıcalığın da peşinde değiller.
Bu insanlar sadece emeklerini verip ücretlerini aldıkları işlerini geri istiyorlar.
Talepler, kendi işleri.
İleri demokrasi bu insanlara ekmeklerini geri veremeyecek kadar güçsüz müdür?
Ve ikindi oluyor, nüfusu 3 Milyona yakın olan kentte her türlü hizmete ayrıcalıklı sayıları üç bini geçmeyen insanlar, bu gençlerin önünden geçip, nargilelerini içmeye ve kahvelerini höpürdetmeye gidiyorlar.
Sanal yaşam ile gerçek yaşamım fotoğrafı yan yana…