Prof. Dr. Yılmaz Kurt: Dört Ayaklı Minare İnsanlık Mirasıdır

Prof. Dr. Yılmaz Kurt yazdı

07 Aralık 2015 Pazartesi 06:05

Türkiye, Dört Ayaklı Minare’yi üzücü bir terör olayı vesilesi ile yakından görmüş oldu.

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi, Dört Ayaklı Minare’nin ayaklarının çatışmalarda zarar görmesi dolayısıyla bir basın açıklaması yapmaktaydı. Tahir Elçi, tarihî Diyarbakır’ın (Sur İlçesi) çatışma alanı haline getirilmesini kınıyordu. Çatışma arasında kaldı ve hain bir kurşunla hayatını kayıp etti. Çatışmalar sırasında iki polisimiz de maalesef şehit oldu.

Bugün Dört Ayaklı Minare, Diyarbakır’da iç içe yaşayan 4 Mezhebi temsil ediyordu. Minare ve cami 1500 yılında Akkoyunlu Sultanı Kasım Bey tarafından yaptırılmıştı. Bu yüzden uzun yıllar Kasım Bey (Kasım Padişah) Camii diye anıldı.

Kasım Bey Camii, Şeyh Mutahhar Türbesi’nin bulunduğu arsa üzerine yapıldığı için bir diğer adı Şeyh Mutahhar Camii olmuştu. Mutahhar ismi zamanla halk arasında Arapça “yağmur “ anlamındaki “Matar” kelimesine dönüştü ve bina Şeyh Matar Camii diye anılmaya başladı.

Evliya Çelebi 1655 yılında Diyarbakır’a geldiği zaman bu eşsiz minare bir demirci dükkânı içerisinde bulunuyor,  yoldan geçenler minareyi göremiyordu. Evliya, caminin kimin tarafından yapıldığını bilmiyordu ama yarısının Timurleng tarafından yıkıldığını (1401) bilmekteydi (Seyahatnâme, IV, s.26)[1]. Bu durumda yıkılan Şeyh Mutahhar Camii’nin yerine Kasım Padişah tarafından 1501’de yeni bir cami yapıldığını söyleyebiliriz. Evliya Çelebi, minarenin 5 sütun üzerine oturduğunu, esas yükü ortadaki ana sütunun taşıdığını, yanlardaki 4 sütunun görünüşü tamamlamak için konulduğunu bu yüzden de “Minare-i Mu’allak” olarak adlandırıldığını yazar. Diyarbakır’ın yetiştirdiği kıymetli araştırmacı Merhum Şevket Beysanoğlu da  “Şeyh Matar Camii” başlığı altında değerli bilgi sunmuştur (Beysanoğlu, II, 456). 

Bazı araştırmacılar bu ilginç minarenin eskiden bir kilisenin çan kulesi olduğunu düşünmektedirler. Ancak Diyarbakır’da kare kaideli minare geleneği yaygındır. Bu minarede görülen değişiklik ise kaidenin  4 sütun üzerine oturtulmuş olmasıdır.

Diyarbakır (Diyarbekir), Artuklular, Akkoyunlular, Karakoyunlular zamanından beri bir Türk yurdudur. 1515 yılında Bıyıklı Mehmed Paşa, Diyarbakır’ı İran’ın zulmünden kurtarmış ve şehre ilk Osmanlı yapıları onun zamanında yapılmaya başlamıştır. Bugün her mahallesindeki Akkoyunlular ve Osmanlılar tarafından yapılmış tarihi eserleriyle Diyarbakır, dünya mirası tarihî bir şehirdir.

Tahir Elçi, Diyarbakır’ın tarihi eserlerine sahip çıkma çabası içerisinde iken akıl almaz bir şekilde öldürülmüştür. Tahir Elçi, “Çatışmalar tarihi dokuya zarar veriyor. PKK bu bölgeden çekilmeli, bu bölge çatışma alanı olmaktan çıkarılmalıdır” diyordu. Belki kaza kurşunu ile, belki de sırf bu sebeple öldürüldü. Olayın “faili mechul” kalmaması bütün akıl ve vicdan sahiplerinin ortak isteğidir. Ama görünen o ki onu öldürenler ile, “savcıların olayı soruşturmasını engelleyen kişiler” aynı kişilerdir.

İnsanlık mirası olan tarihî eserlere sahip çıkmak bir etnisite gereği değil, bir insanlık gereğidir.

[1] Evliya Çelebi b Derviş Mehemmed Zıllî, Evliya Çelebi Seyahatnâmesi, c.IV, Haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Yapı ve Kredi Yay., İstanbul 2001, s. 26.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.