Cengiz Çandar[1] bir Ortadoğu Uzmanı olarak olayları takip etmekte ve yorumlamaktadır, aynı zamanda dünya basınından da bu konuda bilgilendirme yapmakta. Bu cümleden olmak üzere ”jeopolitik” ve “reelpolitik” ilişkisine dikkat çekmektedir:
“Türkiye’nin, Irak topraklarındaki askerlerinin sayısı 3000. Başika dışındaki askerlerin tümü Kürdistan bölgesinde. Bu rakam ile Türkiye, İran ve ABD’nin ardından, Irak topraklarında “Iraklı olmayan” asker barındıran üçüncü ülke.
“İran ve ABD askerleri, Irak topraklarında, BM üyesi Irak’ın meşru merkezi hükümeti olan Bağdat hükümetinin “onayı” ile bulunuyorlar. Türkiye’nin askeri varlığının da, “Irak Savunma Bakanı ile yapılmış ‘askeri eğitim anlaşması’ gereği” olduğu ileri sürülmekle birlikte, gerek Irak Cumhurbaşkanı Fuad Masum (Kürt-KYB mensubu) ve gerekse Irak Başbakanı Haydar el-Abadi, Türk askeri varlığının “Irak’ın egemenlik haklarının ihlali” olduğunu bildirerek, Irak Savunma Bakanı ile öyle bir anlaşma sağlanmış olsa da, bunu aşacak bir “siyasi tavır” ortaya koydular.”demekte ve bunun sağlam bir hukuki zemine oturmadığını söylemektedir.
Türkiye’nin Musul yakınlarındaki bu “askeri varlığı” şöylece gerekçelendirilmektedir:
1. Suriye-Irak-Rusya’nın oluşturduğu eksene karşı denge kurmak.
2. Musul IŞİD’in elinden çıkarsa, bu Sünni şehri Şiilere bırakmamak ve burdaki halkın hamisi olmak, “Şiî bölgesel eksen”in uzantısı olarak görülen Bağdat’a karşı “Sünnî Erbil”i, Katar ve S. Arabistan gibi “Sünnî bölgesel merkezler”in içinde “Türkiye’nin nüfuz alanı”nda tutmak.
3. Sincar (Şengal) yakınlarında konuşlanmış bu güç ile, Barzani’nin peşmergelerine destek olmak, “Sünni Arap unsurlar”la birlikte Suriye’nin kuzeydoğusundaki YPG hakimiyetini önlemek, böylece ABD-YPG ittifakını bozmak.
4. Suriye’de Kürt Koridorunun açılmasını önlemek
5. Moskova’nın PKK ve PYD’ye “açık çek” verme ihtimaline karşı “sahaya askerî olarak yerleşmek.”
Bu aktarmalar, konunun Ortadoğunun yeniden bölüşümü olduğunu göstermektedir. Lozan statüsü parçalanmış durumdadır ve “defacto” uygulamalar geçerlidir. Anlaşılıyor ki “durumun hukuku” oluşacaktır.
Dışişleri Bakanlığımızın Irak'a seyahat uyarısı:
TC. Dışişleri Bakanlığı; Irak /Başika Bölgesine konuşlandırılan ve muharebe gücü arttırılmış eğitim Birliğimiz nedeniyle Irakın itirazı ve çekilmesi için süre vermesi üzerine yaşanan gergin durum dolayısıyla aşağıdaki uyarıyı yapmaktadır(09.12.2015):
"Irak Kürt Bölgesel Yönetimi dışındaki Basra, Muthanna, Dhikar, Meysan, Necef, Khadisiye, Wasit, Babil, Diwaniye, Anbar, Bakuba, Selahaddin, Ninova, Anbar ve Kerkük vilayetlerinde bulunan firmalarımızın ve vatandaşlarımızın, her koşulda müteyakkız bulunmaları, kalabalık mekânlardan kaçınmaları, güvenlik tedbirlerini güçlendirmeleri, Bağdat Büyükelçiliğimiz ile temasta olmaları, kesinlikle zorunlu olmadığı sürece Irak'a ve Irak içinde seyahatlerini sınırlandırmaları, bu vilayetlerde kalışı zorunlu olmayanların ise mümkün olan en kısa sürede bu vilayetlerden ayrılmaları kuvvetle tavsiye edilmektedir”.
Bu gergin ortamda Mesut Barzani Türkiye’ye geldi ve Davutoğlu “bunun ilgililere bir anlamının olduğunu”söyledi. Barzani, önce MİT’i ziyaret etmiş sonra da Erdoğan ve Davutoğlu’nu ve nihayet HDP’yi ziyaret etmiştir. Bunun üzerine Dışişleri ve MİT Müsteşarları Bağdat’a gitmişlerdir.
Türkiye-Barzani görüşmelerinin sonuçlarını zaman içinde göreceğiz.
*
Dalay Lama: “Dinlemek, anlamak, diğerine saygı duymak lazım”[2]
Tibet’in sürgündeki ruhani lideri Dalay Lama, “barışın gerçekleştirilmesi için IŞİD’le diyalog kurulması gerektiğini ve hoşgörüsüz Müslümanların, İslam’a büyük zarar verdiğini” söyledi.
DHA, İtalyan La Stampa gazetesinden Dalay Lama, bir soruya verdiği cevapta “ düşmanını mağlup etmenin, onunla dostluk kurmakla mümkün olabileceğini” söyledi. Görüşmeci bunu anımsatarak “IŞİD’le nasıl dost olabileceğimizi açıklar mısınız?” diye sordu. Dalay Lama; “Diyalogla” dedi ve ekledi,” Dinlemek, anlamak, diğerine saygı duymak lazım. Bunun başka bir yolu yok” dedi.
Gazeteci “Ama IŞİD kafa kesiyor. Bir kafanız yoksa dinleyecek kulaklarınız da yok” deyince Dalay Lama, “O zaman kalbinizle dinlemelisiniz. Merhametli olmalısınız. Eğitmelisiniz” dedi ve ekledi: “Hoşgörüsüz Müslümanlar İslam’a zarar veriyor” dedi.
Avrupa’nın barışçıl bir İslam’dan bile korktuğu, eşitlik, özgürlük, kadın-erkek arasındaki eşitlik gibi temel değerlerini kaybetme ve şeriatın burada uygulanmasından kaygı duymasına ilişkin görüşü sorulan 80 yaşındaki lider, “Herkesin kendi dini ve bir gerçeği vardır, ama bir toplumda birçok din ve birçok gerçek olmalıdır. İslam bir barış dinidir, hoşgörüsüz olanlar (Müslümanlar) ise kardeşlerine ve bu inanca zarar veriyor” diye cevapladı.
*
“Düşmanını yenmek için barış içinde olmak” önemli bir fikir. Öldürmekle olmayacağına ve her iki taraf da zarar göreceğine göre, barış yapmak en makulüdür. Barış ortamında rekabet ve hak davası makul olandır. Ama bunun bir şartı var ve her yerde yok: Sabır. Bir Çin atasözü daha: “Elmayı daldan koparmağa ne gerek var, bekle kendi düşer”. Doğrudur, ama nerde o sabır. Sonra da “yumuşak serte galebe çalar, suyun kayayı oyması gibi”.
Demek ki barış ve illede barış!
Ortadoğuda barış da savaş koşullarına bağlı.
Şair diyor ki “Hazır ol cenge, eğer ister isen sulh u salah”.
“Murat, bazan tüfengin ucundan görünür”. Bu da şarkın gerçeğidir.