“Göklerde son ilâm: / Allah bir; bir, İslâm... / Lâmelif, Eliflâm; / Amanın ya Mevlâm!
Esselâm, Esselâm!...
Ben Mecnun, O Leylam. / Hasreti Kerbelâm,/ Ateşi incilâm,/ Bâkisi hep melâm...
Esselâm, Esselâm!...
Düşünce iptilâm,/ Kelime heyûlam./ Lisansız vaveylâm; / Ne bir harf, ne kelâm,
Esselâm, Esselâm!...”

Öyle başladı söze Adana Vali Yardımcısı Sayın Azmi Yeşil.
Çukurova Üniversitesi Ramazanoğlu Konağı Kültür Merkezi’nin bu haftaki ışığı, Adana Vali Yardımcısı Azmi Yeşil idi. “Mevlana, Yaşamı ve Felsefesi” konulu konferansı verdi. Sayın Gözde Ramazanoğlu’nun Sayın Yeşil’i tanıtan sunumundan sonra söze Necip Fazıl Kısakürek’in “Esselam” adlı şiiri ile başladı.
“Kısmet ederse Mevla; el getirir, yel getirir, sel getirir.
Kısmet etmezse Mevla; el götürür, yel götürür, sel götürür… Kısmet bize bu günmüş. Gözde Ramazanoğlu, Mevlana deyince dayanamadım. Mevlana deyince kim dayanabilir ki… Ne mutlu bizlere Mevlana’yı bir kez daha anacağız…”
Konuklar, az önce Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrencisi Bayram Çiçek’in Sema gösterisi ve hemen ardından, İlahiyat Fakültesi Türk Din Musikisi Ana Bölüm Başkanı Neyzen Süleyman Tuna’nın Seygah Makamında Ney Taksimi dinlemişlerdi.
Alana hakim olan mistik atmosferde, Sayın Yeşil konukları olağanüstü huzurlu bir dünyaya yolculuk yaptırmaya başladı: “Mevlana’nın asıl adı Muhammed Celaleddin’dir. Mevlana ve Rumi’de kendisine sonradan verilen isimlerdendir.
Efendimiz manasına gelen Mevlana ismi O’na daha pek genç iken Konya’da ders okutmaya başladığı tarihlerde verilir. Bu ismi, Şemseddin’i Tebrizi ve Sultan Veled’den itibaren Mevlana’yı sevenler kullanmış, adeta adı yerine sembol olmuştur.
.gif)
Rumi, Anadolulu demektir.
Mevlana’nın Rumi diye anılması, geçmiş yüzyıllarda Diyar-ı Rum denilen Anadolu ülkesinin vilayeti olan Konya’da uzun müddet oturması, ömrünün büyük bir kısmını orada geçirmesi ve nihayet türbesinin orada olmasındandır.”
(Değerli okuyucu, Sayın Azmi Yeşil, Mevlana’nın yaşamını öylesine akıcı ve ruhuyla bütünleştirerek anlattı ki, dediklerini bire bir yazmam mümkün olmadı. Anlatıya daldım kaldım. Burada sadece aklımda kalanları paylaştığımı bilmenizi rica ediyorum. S.M)
Sayın Azmi Yeşil Mevlana’ı anlatmayı sürdürdü: “Hz. Mevlana 30 Eylül 1207 tarihinde bugün Afganistan sınırları içinde bulunan Belh’te doğmuştur. Annesi Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun; Babaannesi, Harezmşahlar Hanedanından Türk Prensesi, Melike-i Cihan Emetullah Sultan’dır. Babası, Sultanu’l – Ulema (Alimlerin Sultanı) unvanı ile bilinen, Muhammed Bahaeddin Veled’tir; Büyük babası, Ahmet hatibi oğlu, Hüseyin Hatibi’dir. Birçok araştırmacı ve kaynağa göre Hz. Mevlana’nın babasının nesebinin, anne cihetiyle Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin’e; baba cihetiyle de onuncu göbekte Hz. Ebu Bekir Sıddık’a ulaştığını kaydetmektedirler.


SULTANÜ’L- ULEMA: BAHÂEDDİN VELED
Babası Bahaeddin Veled, babası ve dedesinin manevi ilmiyle yetişmiştir. Bahaeddin Veled bütün ilimlerde eşi olmayan, olgun mana sultanı idi. İlahi hakikatler ve Rabbani ilimlerden meydana gelen uçsuz bucaksız bir deniz gibi olan Bahaeddin Veled, Horasan Diyarı’nın, en güç fetvaları halletmede tek üstadı idi ve Vakıftan hiçbir şey almazdı; devlet hazinesinden kendisine tahsis edilen maaşla geçinirdi. Devrin âlimleri, Bahaeddin Veled’e Sultanu’l-Ulema unvanını vermişlerdir.
Alimler gibi giyinen Bahaeddin Veled, Sabah namazından sonra halka ders olutmayı; öğle namazından sonra dostlarıyla sohbet etmeyi; Pazartesi günleri de bütün halka va’z etmeyi adet edinmişti…”
GEÇMİŞ İLE GELECEK ARASINDA KÖPRÜ
Sayın Azmi Yeşil, Mevlana ve inancıyla öylesine doluydu ki, burada bir anısını paylaştı. Esasında kendisini de çok iyi tanıdığımdan ve o muhteşem düşünce ve birikimlerinden yararlanma onuruna erişşen şanslı insanlardan biriyim. “Biz değerlerimizi bilmiyoruz veya farkında değişiz. Üzülerek söylemek isterim, yabancılar Mevlana’ya sanki bizden daha fazla değer veriyorlar. Aydın insan çok farklı insan olmalıdır. Bize kendi değerlerimizi anlatan, işleyen bir kimse olmalıdır. Bir Aydın’a sormuşlar: ‘Ne olmak isterdin?’. Cevabı müthiş: ‘Hayatını, Türk irfanına adayan, münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi. Bir çağın vicdanı olmak isterdim, bir çağın. Daha doğrusu bir ülkenin, idrakimize vurulan zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, isterdim. Muhteşem bir maziyi, daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim, kelimeden, sevgiden bir köprü.’ Aydın işte bu.”
Sayın Azmi Yeşil’in eleştirisine katılıyorum. Bu gün bir çok aydınımız, bize dayatılmış olan temelsiz batı kültürünün rüzgârında unutulmuş, unutturulmuştur.
Sayın Yeşil, Mevlana’nın Hayatının anlatıldığı bu konferansta, atmosfere hakim olarak;
Mevlana’nın Belh’ten göçmesini, bu göç için izlediği yolu, göç yolunda görüştüğü mutasavvıfları, özellikle Feridettin Attar’ı bir öğretmen gibi tane tane anlattı.
Aslında anlatmıyor, sanki o dönemde Mevlana ile birlikte yolculuk yapıyordu. En çok dikkatimi çeken de elinde hiçbir not olmadan her konu ve olayın kaynağını da belirtmesiydi. Bu müthiş hafıza gücüne hem hayran oldum hem de kıskandım. (AkdenizTürk Tv’deki canlı yayınlarda Bir şeyi hatırlamakta zorluk çekince Taner Talaş bana ‘Sedat Amca’ demeye başladı. Bu durumla karşılaşan ben, Sayın Yeşili nasıl kıskanmayayım.)
.gif)
NEDEN KONYA?
Hz. Mevlana’nın evlenmesi ve Konya’ya yerleşmesini anlattıktan sonra, neden Konyaya’ya yerleştiğini şöyle anlattı. Eflaki’nin Ariflerin Menkıbeleri adlı eserinde Mevlana’nın neden Konya’yı tercih ettiğini şöyle anlatmaktadır: ‘Hak Teala’nın Anadolu halkı hakkında büyük inayeti vardır ve Sıddık-ı Ekber Hazretlerinin duasıyla da bu halk bütün ümmetin en merhamete layık olanıdır. En iyi ülke Anadolu ülkesidir; fakat bu ülkenin insanları mülk sahibi Allah’ın aşk âleminden ve deruni zevkten çok habersizdirler. Sebeplerin hakiki yaratıcısı Allah, hoş bir lütufta bulundu, sebepsizlik âleminden bir sebep yaratarak bizi Horasan Ülkesinden Anadolu vilayetine çekip getirdi. Haleflerimize de bu temiz toprakta konacak yer verdi ki, ledunni (Allah bilgisine ve sırlarına ait) iksirimizden (Altın yapma hassamızdan) onların bakır gibi vücutlarına saçalım da onlar tamamiyle kimya (bakışıyla, baktığı kimseyi manen yücelten olgun insan); İrfan aleminin mahremi ve dünya ariflerinin hemdemi (canciğer arkadaşı) olsunlar”
*
Konu Mevlana ve anlatan da bilgi denizi Azmi Yeşil olunca bir sayfaya sığmak zor. Dünyaya sığmayanı sayfaya nasıl sığdıracağım. Mevlana’nın doğumundan ölümüne kadar yaşamını ana hatlarıyla anlatan Sayın Yeşil, son olarak Mevlana’nın Felsefesinden söz etti. Ben, konu, anlam ve bilgi denzinden sadece birkaç damlayı paylaşmakla yetineceğim.
“Bir gün, Hz Şems, Hz Mevlâna’ya “bir testi şarap getir” dedi. Hz Mevlâna “hayhay” diyerek bir Rum meyhanesine gitti. Bir testi şarap istedi. Şarabı aldı cübbesinin kollarının arasına koydu, tam çarşının ortasında testi düştü kırıldı.
O an Hz Mevlâna’nın geçirdiği Nefs Fırtınasını hesap etmek çok güç… Hadis hocası olan bir kişinin şarap testisi taşıması anlaşılamaz. Bütün halk koşup geldiğinde yere dökülen şarap gülsuyuna dönüşmüştü. Bütün çarşı gülsuyu kokuyordu. Hz Mevlâna bir şarap daha almak için şarapçıya gittiğinde şarapçı elini ayağını öperek, Kelime-i Şahadet getirerek, “Sultanım senden sonra dükkanımdaki bütün şarap küpleri gülsuyu oldu” dedi ve Müslüman oldu. Hz Mevlâna büyük bir coşkuyla Hz Şems’in yanına gitti.”
“Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, Hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”
Bu konferansın en önemli özelliğinden biri; Sayın Azmi Yeşil, Hz. Mevlana’nın halk tarafından bilinen bir çok görüşünün aslında Kuran-ı Kerimde mevcut ayetlerin anlatımı olduğunu söylemiştir. Hz. Mevlana’nın bir çok deyişinin Kuran-ı Kerim’in hangi ayetinin karşılığı olduğunu detayları ile göstermiştir.
Önerim o ki, bu çalışmaların kitap olması gerekmektedir.
*
Konferansa, Vali Yardımcımız Sayın Şükrü çakır ile birlikte, Dernekler İl Müdür Sayın Recep Kurt, İl Milli Eğitim Müdür Turan Akpınar, Aladağ Meslek Yüksek Okulu Müdürü Sevim Polat, Çukurova İlçesi Gençlik ve Spor İl Müdür; Star Akşam Lisesi’nden Yıldız Kuş, İLESAM Adana Şube Başkanı, Remzi Yıldırım ile çok sayıda dinleyici katıldı.
Taner Talaş ve Sevimli Kızları Ayşegül ile Sude, konferansın en genç ve en güzel izleyicileri idi.
O, ‘bir fikir adamı. Bir mütefekkir. Geçmişi ve geleceği kucaklayan bir entelektüel. Bulutları delen bir kartal. Düşüncenin gökkuşağı. Münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi. Kendi semasında tek yıldız. Ufukların muhasibi. Araftaki kahin. Çuvala sığmayan mızrak. Kavramlar çangılının bilgesi. Mağara içerisindeki tecessüs. Tefekkürün hasbi kalemi. Söz sultanı. Kelime imparatoru…’ Bu veciz, hoş ve damıtılmış vasıflar bir düşünce adamını tarif etmek için yeterli mi? Bunları başkaları için kullanmak neden caiz olmasın? Mesela bir Said Nursi, Seyyid Kutup, Nurettin Topçu, Kemal Tahir, Ali Şeriati, Necip Fazıl… Sanırım bu veciz ve hoş nitelemelerin Cemil Meriç için kullanılması onun bu kabil terkipleri çok sık istimal etmesinden dolayı.

