'Adana algısı' için

Dr. Ömer Uluçay yazdı

11 Ocak 2016 Pazartesi 06:00

Adana algısını/imajını değiştirmek, yüceltmek ve geliştirmek gereklidir.

Dünyanın şehirleri ve şehirlerin dünyası vardır. Kimi coğrafyanın nimetiyle kimi tarihi, turistik ve kültürel özellikleriyle öne çıkar. Bazısı arkeolojik özellikler barındırır. Yapılmış modern, teknolojik hizmetler şehirlerin tanınmasına vesile olur. Avrupa’nın bazı şehir girişlerinde, şehir amblemlerinde “üniversite şehri” diye ek ibareler yazılmıştır.

Savaşlarda çok tahrip edilmiş, arkeolojik kalıntısı zengin ve korunmuş, doğa harikasının içinde konumlanmış, bilgi ve sanat merkezi olmuş, keşiflerin yapıldığı üniversiteler, uydu rampaları ve rasathanelerin bulunduğu şehirler ünlüdür.

Bölgelerin istasyon merkezleri, askeri garnizon şehirler, savaşlarda stratejik şehirler, devrimlere, yıkımlara merkez olmuş şehirler, Waşington ve Leningrad gibi şahısların isimleriyle anılan şehirler ünlü olurlar.

Kültür merkezleri, spor kulüpleri, yarışmalar, kültürel etkinlikler nedeniyle şehirler anılır ve görülür. Şehirler küçük ve fakat sihirli, efsunlu bir havaya sahip olurlar. Yılda bir yapılan etkinlikler, bu şehirleri, güzellikleri tanımaya vesile olur. Gıda ve beslenme özellikleri bakınmandan da şehirler, bölgeler dikkat çeker.

Önemli olan, şehirdeki bölgedeki insanın böyle algılaması değildir. Önemli olan başkasının bu kanıda olmasıdır. Yoksa kendi söylemiş ve kendi dinlemiştir.

Günümüzde insanlar pozitif değerlerle öğünmektedir. Biz şöyle bir ordu idik, şu kadar askeri yendik dönemi geride kalmıştır. Gerçi bu da bir özelliktir ve hem her halkta bulunmayan bir karakterdir.

Büyük tiyatro yazarı Bertolt Brecht’in şöyle bir ikili konuşması var:

-Ne mutluyuz, bizim kahramanlarımız var.

-Ne kara bahtlıyız ki kahramanlara muhtaç oluyoruz.

İşte böyle.

Ama “düşmez-kalkmaz bir Allah” denmiştir. Zor durumda bir kurtarıcının çıkması ve milletin onun çevresinde kilitlenmesi, kaderleri birlemesi ve kurtuluşa ermesi, ruhumuzda yüce yankılar uyandırmaktadır. Hamd olsun ki böyleleri eksik olmamıştır.

Ama bu durum, bir noktaya dikkati çekiyor: Uzun soluklu, çatışmasız bir yönetimi, ortamı kurup sürdürülemediğine de işaret etmektedir.

Asıl olan barıştır. Barış içinde anlaşmak ve özgür kalmak, refahı bölüşmektir. Acıyı, zahmeti, ölümü bölüşüyoruz da maddi refahı bölüşmekte, hakka riayet etmekte cimri davranıyoruz. Bunun ve buna benzer eksik konuların öne çıkarılıp düzeltilmesi için bir kültür programına ihtiyaç vardır.

Bizim bir Kültür Bakanlığımız var, resmi işlemler yapıyor, diğer kurumların çalışmalarına destek oluyor. Bazı turistik yörelerin arkeolojik, tarihi eserlerini onarıyor. İyi güzel de kalplerdeki, dillerdeki eksiği kim onaracak, düzeltecek?

 Milli Eğitim, okulların tedris programı ve öğrencilerin yönetimi ile meşgul. Bunca yıl okuma ve eğitim çalışmalarının eserini, izlerini maalesef sokakta göremiyoruz. Kişilerin davranışları, ellerlindeki diplomalara göre farklı ve yetersiz.

Yaşama sevinci verecek, insanı araştırmaya, kültürel bölüşmeğe ve birlikte çalışıp bilgilenmeğe itecek bir teşvik uygulaması yok. Herkes kendi muhatabıyla ve resmiyetin istediğini yapmakla meşgul. Bunlar elbette gerekli ve fakat hani halka ait ve onu önceleyen uygulamalar, programlar, etkinlikler nerede?

Belediyelerin kültür hizmetleri de var. Ama halk katında bir etkinlik görülmüyor.

 Belediyeler, şaibelere kaynak olan masraflı büyük etkinlikler yapıyor. Kış ayazı gibi, gelip geçiyor ve sonrasında bir ton dedikodu. Bölgede, şehirde yaşayan, kültür emekçilerine yer ve imkân yok. Herbiri, kendine göre birkaç kişi belirliyor ve dostlar sahnede görsünler isteniyor.

Bunlar genel ve ülke kültür politikası açısından ortak ve önemli konular.

*

Adana, aslında bir kültür, barış ve birlikte yaşama şehridir.

Ne yazık ki basında, medyada negatif unsurlarla öne çıkmaktadır: Adliye savaşları, uyuşturucu ve fuhuş olayları, kumar kavgaları vd. Bu olumsuzluklar ülke genelinde kıyaslanarak bir sonuca varmalı. Nedenleri saptanıp, hal çareleri bulunmalıdır.

Bunlar toplumsal sorunlardır. Başka şehirlerde “Adanalıyız” denildiğinde, “Oo, Adanalı” deyip bizi süzmekte, davranışımızı adeta yargılamaktadır. Kimisi açık söylüyor; “Adanalı kavgacı ve Allahsız olur”.

Ben bu söze ve imaja itiraz ediyorum. “Mert” olarak bilinmek varken, niçin kavgacı ve ortaklık kurulmaz, şüpheli olarak anılsın, bilinsin. “Adana kirli şehirdir, içinde herşey var” ifadesi hangimizi incitmez. Televizyonlara haber olan adliye kavgaları hangimizi üzmez. Hele son zamanlarda hepimi zi kahrettiğine inandığım ”swing tipi fuhuş” haberleri. Yani korsan/kaçak evlilik(!?)lerle toplu ne  partileri.

Bu olumsuz haberler, yapılan güzel işleri de gölgeliyor.

Adana’da gerçek ve güzel imajın/algının öne çıkası için; resmi, sivil kuruluş ve ilgili şahısların bir program içinde etkinlikler düzenlemesi ve bunu halka ulaştırması şarttır. Festivaller, yerel değerleri öne çıkarmalı, bunlara destek olmalı ve imkânlar sağlamalıdır. Şu kadar yazar, çizer, sanatkâr, şair, hatip, âşık vardır. Bunlara bir tanışma mekânı sağlanmalı ve her zaman açık bulundurulmalı. Tiyatro etkinlikleri Belediyelerce finanse edilip gösterileri sağlanmalıdır. Yazarların kitapları alınıp Fuarlarda sergilenmeli, imza gün ve saatleri yapılmalı, Belediye-Valilikçe satın alınmış kitaplar ücretsiz okullara dağıtılmalıdır. Yerel yazar-çizer grupları, basında ve TV’lerde, yüksek “Adana algısı” için halkla sohbetleri temin edilmelidir.

Bu şehrin(Adana), Çukurova’nın tüm güzelliklerini, sıcak sevgisini, turuncunu, ovalarını, dağlarını, nehirlerini, üveyiklerini, geyiklerini, âşıklarını, yiğitlerini, kalem erbabını, tarihini, kalelerini, tüm insanlarını; hepsisini, hepsini işleyip tanıtmalıyız. “Hepimiz Adanalıyık”.

Özellikle kitap Fuarları, Adana için bir tanıtım platformu olarak kabul edilmelidir. Adana bu imkânı kullanmak ve imajını/algısını layık olduğu yüksek makama getirmelidir.

Not: 9.Adana Kitap Fuarı etkinliklerine(09-17 Ocak 2016) katılanları selamlıyor ve kutluyorum.

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.