Geminin kaptanı bilinçaltıdır

RÖPORTAJ: MURAT YILDIRIM

12 Ocak 2016 Salı 06:10

Hepimiz sabah kalkar, giyinir, işimize gider, gün içinde yapmamız gerekenleri yaparız. Temel seviyedeki hayatımızı sürdürebilmek için bilinçli olmamız yeterlidir. Ancak her birimiz sağlıklı, mutlu, zengin, huzurlu olmak isteriz. İşte asıl hedeflerimizi gerçekleştirme işini yapan bilinçaltımızdır. Geminin asıl kaptanı odur. Fakat sorun şu ki birçok insan bilinçaltı düzeyde ne istediğini ya da ne istemediğini bilmediği içindir ki evrene sürekli zıt mesajlar gönderir. Sıkıntının da zaten burada başladığını belirten Kuantum Yaşam Koçu ve Yazar Serpil Ciritçi, “Çok istediğiniz bir şeyi aslında bilinçaltı düzeyde bir korkuya bağlayarak reddettiğinizi bilmezsiniz. İsteklerinizin önündeki en büyük engelin yine kendiniz olduğunu da getirir” diyor.

serpil.gif

Toplum olarak neden mutsuz bir toplumuz?

Her şeyden önce yaşadığımız coğrafya toplumsal mutluluğa izin vermiyor. Ortadoğu cehennemine açılan kapının dibindeyiz. Her an oradan bir kıvılcım sıçrayabilir. Bunların üzerine siyasi, ekonomik koşullar, terör vs eklenince ortaya oldukça karamsar bir tablo çıkıyor. Düşüncelerini özgürce söyledikleri için cezaevine gönderiliyor bu ülkede insanlar. Kişisel olarak durumunuz ne kadar iyi olursa olsun sokağa çıktığınızda ucuz ekmek kuyruğundaki insanları, kahvelerdeki işsiz insan ordusunu ya da ülkemize sığınan mültecilerin içler acısı durumunu gördüğünüzde kendinizi iyi hissetme lüksünüz kalmıyor. Hatta evden çıkmanıza bile gerek yok. Gün geçmiyor ki bir şehit haberi duymayalım. Bir kadın cinayeti ile sarsılmayalım. Bu ülkede sabah evden çıktığınızda akşama dönme garantiniz yok. Zaten yapı olarak acıya eğilimli, arabesk bir toplumuz. Bu ülke de mutsuz olmak için gerekli bütün malzemeyi fazlasıyla sunuyor halkına…

serpil2.gif

Sadece düşünce gücüyle mutlu olmak mümkün mü?

Dünyanın neresinde yaşıyor olursa olsun tüm insanların ilk amacı mutlu olmaktır. İlk önce mutluluğun tanımını yapalım. Mutluluk ; insanın kendini iyi hissetmesidir bana göre. Peki bizim her an kendimizi mutlu etme durumumuz olabilir mi?  Her şeyden önce yukarıda saydığım nedenler yüzünden  kendimizi sürekli mutlu hissetme gibi bir durumumuz söz konusu bile olamaz. Hiç birimizin hayatı da her daim güllük gülistanlık değil zaten. Mutluluk insanın yüzüne anlık çarpan bir esinti gibidir. Gelir geçer. Çok güzel bir manzaraya baktığınızda, sevdiğiniz bir insana sarıldığınızda, çok istediğiniz bir şeye sahip olduğunuzda o an için mutlu olursunuz. Ama o kadar... Sonsuza kadar sürmez.

serpil4.gif

Bana  ; “ sürekli pozitif düşünce üzerine konuşuyor, yazıyorsunuz. Peki ama siz her zaman mutlu musunuz? “ diye sorduklarında “ hayır “ diyorum. “Her zaman mutlu değilim ama huzurluyum”  Huzur daha istikrarlı ve kalıcı bir duygudur. Farkındalığınızı arttırır ve mutsuzluğun sürekli üzerinize yapışıp kalmasına izin vermez. Farkındalık ise zihinsel bir disiplin gerektirir. Yani gün içinde zihninizden geçen düşüncelerin ve bu düşüncelerin yarattığı ruh halinin farkında olmanızı gerektirir. Eğer farkındalığınız yüksekse bu zihninizin efendisi olduğunuz anlamına gelir ki o da kalıcı huzuru getirir. Burada basit bir mantık var. Biz eğer pozitif düşünürsek kendimizi iyi hissederiz. Negatif düşünürsek kötü hissederiz. Düşüncelerimizin olumlu ya da olumsuz olması ruhsal durumumuzu direkt etkiler. İşte farkındalık burada devreye girer. Eğer ben negatif düşündüğümün farkına varırsam o düşüncenin bende olumsuz bir duygu kaydı oluşturmasına izin vermeden o düşüncemi iptal ederim. Devamını getirmem. Onun yerine kendimi iyi hissettirecek olumlu düşüncelere yönelirim.

serpil6-(1).gif

Düşüncelerimizi gerçekleştirebilmek için bir olumlama programı var mıdır?

İlk önce şu açıklamayı yapmalıyım. Düşüncelerimiz bize ait değildir. Biz düşünceleri hemen önümüzde uzanan bu boşluğun içinden çekeriz. Bu boşlukta sadece TV, radyo, uydu, cep telefonu dalgaları yoktur. Bizim düşüncelerimizde farklı frekanslarda bu boşluğun içinde gezinir ve her dalga, fizikteki çekim yasası gereği aynı frekanstaki dalgayı kendine çeker. (Kuantum fiziği tam da bunu ispatlamıştır) Yani her birimiz bu boşluğun içinde tıpkı bir radyo alıcı-vericisi gibi farklı frekanslarda sinyaller yayarak geziniriz. Bizim yaydığımız bu frekanslar ile canlı-cansız her şeyin yaydığı dalgalar birbiri ile çarpışır. Bunun yanı sıra ayağımızı bastığımız bu yer ile iyonosfer tabakası arasındaki bu boşluğun da bir rezonansı / titreşimi vardır ve bu titreşim frekansı Alman fizikçi  Schumann tarafından ölçüldüğü için Schumann Rezonansı olarak adlandırılmaktadır. Bu boşluğun titreşim frekansı dünya dışından gelen yeni enerji dalgaları nedeniyle 1980 yılından bu yana çok yükselmiştir. Bugün bu değer yaklaşık 12 devirdir. İşte biz gün içinde sadece birbirimizin yaydığı dalgalar ile değil bu boşluğun yaydığı dalgalar ile de çarpışırız. İşte bu çarpışma noktalarından bizim o gün yaşadığımız durumlar ortaya çıkar. Biz eğer pozitif düşünceler içindeysek yüksek frekansta, negatif düşünceler içindeysek düşük frekansta dalgalar yayarız. Çekim yasası burada devreye girer. Biz hangi seviyeden yayın yapıyorsak o seviyeden durumları kendimize çekeriz. Daha basit bir ifadeyle sabah evden çok düşük bir frekansla çıkmışsak bu boşluğun en alt seviyesinden gelen yayınları çekeriz. Benzer enerji, benzer enerjiyi çeker. O gün hiçbir şey yolunda gitmez. Bütün aksilikler üst üste gelir. Evrende tesadüf yoktur. Yolda yürürken ayağınıza bir taş bile takılsa bu, o an yaydığınız enerjinin frekansı ile ilgilidir. Bu boşluk 12 de salınırken siz 3- 4 gibi en düşük frekanslarda geziniyorsanız 3; 12’yi çekmez.  Sıklıkla söylediğim bir şey vardır. En mutlu haberleri hep en keyifli, neşeli zamanlarınızda alırsınız.

Kuantum Birleşik alanı dediğimiz bu boşluğa bazı spiritüel yazarlar, düşünce ırmağı ya da evrensel bilinçaltı derke, ünlü felsefeci Jung  “ortak bilinçaltı “ der. Bu alan hepimizin ortak kullandığı bir alandır ve maalesef daha çok düşük frekanstaki düşünce dalgaları ile doludur. Hepimiz düşüncelerimizi bu alana gönderir, bu alandan çekeriz ve hatta bazen hemen yakınımızdakilerin düşüncelerini de bu alandan çekip alabiliriz. Düşünce enerjisi bizden hızlı işler. Siz, birini düşündüğünüzde aslında farkında olmadan bu alana bir sinyal gönderirsiniz. Düşündüğünüz insan bu alandan o sinyali alır ve o da sizi düşünür ya da arar. İşte halk arasında “kalp kalbe karşıymış “dediğimiz telepatik iletişim bu alan aracılığıyla sağlanır. Çünkü kuantum dolanıklık nedeniyle herkes birbirine görünmeyen bağlarla bağlıdır. Örneğin anne ile çocuk arasında bu bağ çok kuvvetlidir. Çocuğunun başına ufacık bir şey bile gelse anne bu alan vasıtasıyla hisseder. Evrende en kuvvetli enerji sevgi ve korkudur. İkisinin de çekim gücü çok kuvvetlidir. Bu boşluğun titreşimi çok arttığı içindir ki istediklerimizi ya da korktuklarımızı hayatımıza çekme zamanımız da çok kısalmıştır.

serpil6-(2).gif

Düşüncelerimiz daha çok bilinçaltımız vasıtasıyla yayılır. Gün içinde zihnimizden 60.000-90.000 düşünce geçer. Her düşüncenin kendini gerçekleştirme gücü yoktur. Ağırlıklı olarak düşündüklerimizin yarattığı duygu durumlarımız yaratıcıdır. Bilinçaltı hepimizde var olan ve % 95 hayatımızı yönlendiren çok kuvvetli bir yazılım programı gibidir. Hepimiz sabah kalkar, giyinir, işimize gider, gün içinde yapmamız gerekenleri yaparız. Temel seviyedeki hayatımızı sürdürebilmek için bilinçli olmamız yeterlidir. Ancak her birimiz sağlıklı, mutlu, zengin, huzurlu olmak isteriz. İşte asıl hedeflerimizi gerçekleştirme işini yapan bilinçaltımızdır. Geminin asıl kaptanı odur. Fakat sorun şu ki bir çok insan bilinçaltı düzeyde ne istediğini ya da ne istemediğini bilmediği içindir ki evrene sürekli zıt mesajlar gönderir. Sıkıntı da zaten burada başlar. Çok istediğiniz bir şeyi aslında bilinçaltı düzeyde bir korkuya bağlayarak reddettiğinizi bilmezsiniz. İsteklerinizin önündeki en büyük engelin yine kendiniz olduğunu da… İşte biz yaptığımız çalışmalarda bu bilinçaltı düzeydeki korku ve engellerimizi öğrenir onları temizleriz. Ve evet sorunuzun cevabı olarak düşüncelerimizi gerçekleştirmek için bilinçaltı düzeyde olumlama programları oluştururuz. Çünkü bilinçaltının kendine özgü farklı bir dili vardır. O dile uygun programlar yaparız. Bilinçaltı düşüncelerimizin yarattığı görüntülerle çalışır. Onları gerçekleştirmekle görevlidir. Gün içinde zihnimizden geçen bütün düşünceler bilinçaltına girer. Orada basit bir bakkal hesabı vardır. O düşüncelerin iyi, kötü, ahlaklı, ahlaksız, doğru ya da yanlış olmasıyla ilgilenmez. Olumlu ya da olumsuz diye ikiye ayırır ve hangisi baskınsa kısa bir zaman içinde önümüze getirir.

Sadece mutlu olmak için mi olumlama yapılır Sağlık için para kazanmak için de yapılabilir mi?

Sağlık, refah, para, huzur dahil istediğiniz hemen her konuda olumlama yapabilirsiniz.

Korktuğum başıma geldi deriz. İnsan hep korkularını yaşar mı?

Korku çekim gücü çok kuvvetli bir enerjidir ve kendini gerçekleştirme gücü çok yüksektir. Ancak bu her korktuğumuzu çekeceğimiz anlamına da gelmez. İlkönce bir zaman filtresinden geçer. O korktuğumuz şeyi tekrar tekrar düşünerek bizde kalıcı bir duygu yaratmasına izin verirsek evet korktuğumuzu çekeriz. Burada yine farkındalık devreye giriyor. Eğer bizdeki kökleşmiş korkuları tespit edersek onları dönüştürme gücümüz vardır. Kendi yarattığımız bir enerjidir ve var olmuş bir enerji yok edilemez ama dönüştürülebilir.  Korkularımız azla şimdiki zamanla ilgili değildir hep gelecekle ilgilidir. Gelecek korkusu, parasızlık korkusu, kaybetme korkusu hastalık, başarısızlık, yalnızlık, ölüm korkusu bunlardan başlıcalarıdır. Hemen her insanda bu korkular vardır ama dereceleri farklıdır. Evrendeki en kuvvetli enerji sevgidir. İşte bu yüzden korkularımızı da sevgi potasının içinde dönüştürürüz.

serpil7.gif

Başkasının kötü enerjisinden nasıl korunuruz?

Enerji bulaşıcıdır. Yasa gereği düşük frekanslı enerjiler, yüksek frekanslı enerjilerden beslenir. Ne kadar yüksek frekansta olursanız olun, yanınıza düşük frekanslı  (karamsar, şikayetçi, kızgın vs ) biri geldiğinde sizin bütün enerjinizi sünger gibi çeker. O yanınızdan ayrılırken sizden enerji çaldığı için kendini çok daha iyi hissederek gider ama sizin kolunuzu kaldıracak gücünüz bile kalmamıştır.

Bunu engellemek için sabah kalkar kalkmaz kendinizi bir koruma kalkanı ile kuşatmanız gerekir. Bunun için gözlerinizi kapayıp sizi saran ve koruyan bir ışık tabakasını imgelemeniz yeterlidir. Bu alan içinde bütün negatif enerjilerin duvara çarpar gibi size gönderen kişiye geri döndüğünü düşünebilirsiniz. İsterseniz bu güvenli alana en sevdiklerinizi de alıp öyle imgeleme yapabilirsiniz. Sık sık o alan içinde güvende olduğunuzu ve size hiçbir zarar gelmeyeceğini hissetmeye çalışın. Bir süre sonra bu günlük bir alışkanlık haline gelir. Basit gibi görünen ama çok etkili bir tekniktir.

Yeni yılda daha mutlu olmak için yapmamız gereken günlük ritüeller var mıdır?

Su çok kuvvetli bir iletkendir. Sabahları bir bardak suyu içmeden önce birkaç saniye suya bakarak içinizden pozitif düşünceler geçirmeniz o suyun frekansını yükseltir. ( Kuantum fiziği baktığımız her şeyi düşüncelerimizle atom altı düzeyde etkilediğimizi ispatladı ). Yani bir anlamda suyu kodlamış oluyorsunuz. Sonra o suyu içerseniz sizin frekansınızın da yükseldiğini hissedersiniz. İçerken ; “ bu suyun vücudumdaki her bir organı her hücresine kadar şifalandırmasına niyet ediyorum “ diyebilirsiniz. Her insanı mutlu eden şeyler farklıdır. Sevdiğimiz bir insanın sadece fotoğrafına bakmak, sesini duymak bile frekansımızı yükseltir bizi mutlu eder. Yine doğa ile baş başa kalmak bizi mutlu eder. Çünkü ağacın, denizin olduğu yerlerde enerji çok temiz ve yüksektir. İnanç ve şükür de bizi mutlu eden önemli kavramlardır. Bazılarımız müzik dinler, kitap okur, sahilde yürüyüş yapar bazılarımız da yakın bir dostuyla zaman geçirir.

Sevdiğiniz işlere ve insanlara daha çok zaman ayırın. Biraz yavaşlayın.

serpil8.gif

Eğer zamanı geldiğinde mola vermezseniz , yaşam için açtığınız parantezin ortasına kocaman bir nokta koyar hayat !

Sabah kalktığınızda o gün her ne olursa olsun enerjinizi düşürmemeye karar vermek bile önemli bir niyettir. Gün içinde ne kadar yoğun olursanız olun kendinize yalnız kalacak bir süre yaratın. Sabah ya da akşam bir şekilde bunun fırsatını bulun. Hiçbir şey yapmanız gerekmez. Sadece gözlerinizi kapatıp nefes alı verişinize odaklanın. Zihninizin durulduğunu, rahatlayıp stresten arındığınızı hissedeceksiniz.

Peki her istediğimizi yaratma gücümüz var mı ? Kaderi bu olgunun neresine koyuyorsunuz?

Elbette her istediğimizi yaratma gücümüz yok. Hepimiz için geçerli olan bir Tanrısal İrade vardır. Küll-i irade der buna tasavvuf. Bu ilahi düzen içinde kaderi olarak yaşamamız gerekenleri yaşarız. Ancak bizim bir de özgür irademiz vardır. Yani cüzz-i irade. Özgür irademizle seçimler yapar ve o seçimlerimizin sonuçlarını yaşarız. Hayatımız bu ikisinin birleşiminden oluşur. Başımıza ne gelirse gelsin ne yapalım kaderimizde bu varmış demek doğru değildir. O kaderi kısmi olarak şekillendirebilme gücümüz vardır. İşte kuantum felsefesi burada devreye girer. Kendimiz için en hayırlı olan seçimi yapmaya yönlendirir.

Kader bize yol kavşaklarını verir, gerisini bize bırakır. Yüzlerce seçeneğimiz vardır. Özgür irademizle kendi seçimlerimizi yaparız. Örneğin ben Adana’da doğdum. Bu kaderidir. Ancak İstanbul’da yaşamak benim özgür seçimimdir. İstanbul’da yine kaderi olarak karşılaşacağım olaylar ya da insanlar vardır ama onlarla ne yapacağım yine benim seçimimdir. Bu böyle dallana, budaklana gider.

Dünya yaratıldığı anda her şey oldu bitti. Yani aslında bizim düşündüğümüz anlamda linear yani ileriye doğru doğrusal uzanan bir zaman da yoktur. Sadece AN vardır ve gelecek dediğimiz de tüm olasılıklarıyla olup bitmiştir bile. Biz yeni bir gelecek yaratmayız. Sadece çoktan gerçekleşmiş gelecek olasılıkları içinde sıçrar dururuz. Bu konuyu “Kuantumun Gücü” adlı kitabımda detaylı olarak da açıkladım.

serqil1.gif

Sizce Türk insanı kitap okuyor mu? Okumayan bir toplumda kitap yazmak üstelik baya ekstrem konularda risk değil mi?

Maalesef okumayan bir toplumuz.  Bu açıdan bakıldığında geçimini sağlamak için kitap yazanlar risk almış görünebilir. Ancak yazmak benim için başlı başına bir tutku. Bu nedenle yazarken o kitaptan para kazanmayı düşünerek yazmıyorum. Pozitif düşüncenin hayatımıza katkısı hakkında 25 yıldan bu yana ciddi sayıda kitap okudum. Bütün dinler, felsefeler ve psikolojik kitaplar da dahil. Okuduğu her kitaba körü körüne inanan bir insan olmadım. Mantık yanım da ağır bastığından bu konuya dair fizik kitaplarını bile inceledim. Çok inandığım bir konuda kendi birikimlerimi bir kitap haline getirip insanlara bir katkısı olsun istedim. Bu konuya çekimser yaklaşan insanlara,” inanmak zorunda değilsiniz ama bilgiyi de reddetmeyin” diyorum. Siz de okuyun araştırın.

Ben bundan sonra yeni bir kişisel gelişim kitabı yazmayacağım. Daha çok edebi değer taşıyan romanlara yöneleceğim. Ancak bu felsefe benim yaşam biçimim haline geldiğinden olsa gerek  yazılarımı çok da bu konunun dışında tutamıyorum. Nitekim şu an yayınlanma aşamasında olan son romanım “ Tanrı’nın İşareti “, birbirini arayan iki kız kardeşin hikayesini anlatsa da içinde bu felsefenin etkisi net biçimde görülüyor.

Sanırım bu konularla ilgili bireysel dersler de veriyorsunuz. bu konuyu biraz açabilir miyiz?

Ben aynı zamanda NLP uzmanıyım. NLP‘yi bir çeşit üst düzey düşünce biçimi olarak da tanımlayabiliriz. Modelleme üzerine kurulu gibi görünse de derinlemesine bakıldığında altından yine kuantum felsefesinin çıktığını söyleyebilirim. NLP tekniklerini  daha çok bilinçaltımızdaki korku ve negatif inanç kalıplarını temizlemek için kullanıyoruz.

Kitap fuarında yer alacaksınız, fuarların kitap okuma üzerine katkıları sizce nelerdir?

Kitap okuma alışkanlığının çocuk yaşlarda edinildiğine inanıyorum. Bizim çocukluğumuzda bu fuarlar yoktu. Oysa şimdi bu fuarlara öğretmenleri ya da ebeveynleri eşliğinde yüzlerce çocuk geliyor. Bu çok büyük bir zenginlik değil mi?

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.