Baltalar elimizde, çığlıklar dilimizde biz gideriz bir yerlere
Ama nereye?
Vatan sevdasıyla koltuk sevdasının birbirine karıştığı, geçici olmasını umduğumuz bir cinnet hali yaşıyoruz toplum olarak. Kurgular, senaryolar, oyuncular tanıdık… Ama böylesi bir filmi ilk defa izliyoruz. Gerilim, korku, şiddet karışımı bir film. Salonlar dolu. Çoğu, anlamadığı bir filmi izliyor, yönetmenin ne mesaj vermek istediğini yanındaki koltukta oturana soruyor, kimi çılgınca alkışlıyor bu dehşet tablosunu.
Filmin konusunu kestirmek zor… Akıl edebileceğimizin üstünde bir senaryo çünkü… Konusu savaş mı, , vatan mı, hırs mı, başkanlık ihtirası mı, acılı annelerin gözyaşları mı, kin mi, nefret mi, aşk mı, öfke mi, barış mı kestirmek zor… Belki hiçbiri, belki hepsi…
Belki kült bir film, belki Kürt-Türk ortak yapımı bir film…
Dedim ya, seviyemizin üstünde bir sinema filmi seyrediyoruz ve senaryoyu anlayamıyoruz. Kim bilir belki yönetmen filmin finalini izleyiciye bırakmıştır ama biz ilk defa bir filmi yorumlayamıyor, ne demek istendiğini kavrayamıyoruz.
"Dilini bilmediğim yabancı halklar arasında,kulakları tıkalı yaşadım: duymayayım diye, iktidar uğruna yapılan pazarlık ve çekişmeyi" diyor Nietzsche…
Nietzsche, özgürleşen her birey gibi, kendi özünden olmayanı anlatıyor aslında… Riyakârlığı, yalanı, dolanı, kıvıranları, sancılananları kusuyor…
Saman alevi gibi parlayan insanların yaşadığı garip bir cinnetin içinde olduğumuzu hatırlatan… Her an her yöne kayabilecek insanları, yaygaranın sürüklediği kitlelerle yoğrulduğumuzu hatırlatan…
Önemli olan Birey… Önemli olan özgür birey diye haykıran…
Oyunun en zayıf halkası olan birey, özgürleşmedikçe, taraf olduğunu sanıp sadece avunur çünkü.
Politikayla uğraştığını, vekiller seçtiğini, ülkeyi dönüştürdüğünü sanıp, avunur…
Ağzımız sürekli açık…
Bugün neye şaşıracağız diye liste tutar olduk…
Bugün kimin şiddetiyle kirleneceğiz diye
Bugün hangi ananın gözyaşlarıyla ıslanacağız diye köşelere sığınır olduk…
Simitçi, memur, emekli, öğrenci buna dâhil…
İnsanlık hiç bir vakit erişemediği makamdan yana…
Hastane köşelerinde sabahlayanlar… Kanser ilacıyla dolandırılanlar…
Kadınlar…
Bireyin üstünde işleyen bir politika... Hemen her taraftan hem de…
Benim yalanım senin yalanını yener histerisi
Ölüm üzerinden bir kurgu, annelerin gözyaşı üzerinden…