Doğumdan ölüme iç içe yaşadığımız cinsellik, konuşulması ayıp bir konu ve tabu olarak görüldüğü sürece onarılması güç yaralar açıyor. Uzm. Dr. Taner Canatar, “Toplum olarak sağlıklı nesiller yetiştirmek; bedensel, ruhsal, zihinsel ve sosyal yönden olduğu kadar cinsel yönden de kendisi ve çevresi ile barışık bireyler yetiştirmekle mümkündür. Bu nedenledir ki cinselliğin çocuk gelişimindeki önemi göz ardı edilemez” diyor.
Cinsellik neden hala bir tabu konumunda ülkemiz insanı için?

Toplumumuzda cinsellik, başlı başına bir tabu olup cinselliğin konuşulması ayıp, cinsel istek günah, evlilik öncesi cinsel ilişki yasak ve tabu olarak görülmektedir. Bu tabuyu oluşturan da genellikle aileler ve sosyal çevrelerdir. Ülkemizde cinsel davranışlarda, dini kurallar, ön yargılar, tabular, örf ve adetler geniş ölçüde egemen olmuştur. Bu da çocukluktan itibaren cinsellik konusunda yeterince sağlıklı bilgi sahibi olunmasını engellemiştir.
Ünlü Fransız yazar Montaigne ‘Cinsel eylem insanlara ne kötülük etti ki kimse utanmadan söz edemiyor ondan, ciddi ve edepli konuşmalarda yer verilmiyor ona?’ der. Gerçekten de çocuklarımıza doğduğu andan itibaren cinselliği tehlikeli ve uzak durulması gereken bir konu olarak anlatıyoruz. Oysa ki doğumdan ölüme bir yaşam dürtüsü olarak süren cinsellik, insan yaşamının doğal, normal ve olması gereken bir parçasıdır. Öncelikle anne-babaların kendilerinin cinselliği doğal olarak kabul etmeleri ve ev hayatı içerisinde çocuklarına da bunu yansıtmaları gerekir. Bu nedenle anne-babalar çocuklarının yanında sarılmalı ve birbirine dokunmalıdır. Aile içinde anne-babasının birbirine sevgisini ifade ettiğini gören bir çocuk hem cinselliği normal olarak algılayacak hem de ileride daha sağlıklı ilişkiler kurabilecektir. Ayrıca yine birlikte televizyon izlerken cinsellikle ilgili bir sahne çıktığında hemen kanal değiştirilmesi, çocuğun cinselliği kötü ve olumsuz olarak algılamasına ve daha çok merak ederek yanlış yollara sapmasına yol açabilir. Burada özelikle belirmek isterim ki; Cinsellik, sadece seks demek değildir, cinsellik sevginin paylaşılmasıdır, kişinin doğuştan getirdiği cinsiyetine ait bütün özellikleridir ve insan kişiliğinin doğal ve ayrılmaz bir parçasıdır. Özetle, cinsellik; bizim insan olarak ne olduğumuzun bir ifadesidir. Cinsellikle ilgili toplumsal tabularda, sosyal çevre ve ailelerin etkisinin fazla olduğu göz önüne alındığında, ailelerin bilinçlendirilmesi ve medyanın da burada bir araç olarak kullanılarak doğru bilgilerin aktarımının sağlanması hayati önem arz etmektedir. Bununla birlikte bireylerin ve ailelerin konuya ilişkin eğitim ve gereksinimlerinin karşılanmasının ülkede bir eğitim ve sağlık politikası olarak benimsenmesi de şarttır.

Türk insanı özellikle erkekleri kendi aralarında cinsel konuları konuşmaktan büyük haz alırken, evlerinde bu konu neden hiçaçılmaz?
Bir kadının ağzından günde ortalama 23 bin kelime çıkarken erkeklerde bunun yarısı hatta daha azı olduğu görülmüş. Asıl sebep budur JEspri bir yana az önce ifade etmeye çalıştığım gibi cinselliği hala ayıp, yasak ve günah olarak gören ve bu konuda genellikle kendimizi ifade etmekte güçlük çeken bir toplumuz. Büyüme çağında ailesinde cinselliğin konuşulduğuna, yaşandığına şahit olmayan, bunu öğrenemeyen birisinin, aile kurduğunda da benzer davranış sergilemesi çok da beklenmedik bir durum değil zaten. Bir de üstüne cinsel eğitim eksikliği nedeniyle cinsel mitlerle doluyuz. Cinsel mitler; cinsellikle ilgili doğru olmayan, gerçeği yansıtmayan ancak kulaktan kulağa yıllar boyu yayılmış ve artık herkes tarafından kabul edilir hale gelmiş, doğru bildiğimiz yanlış inanışlardır. Bunlara cinsellikle ilgili uydurmalar, hurafeler veya kurmacalar da diyebiliriz. En yaygın olanlarından bazıları; erkekler bazı duygulara sahip olmaz; olsa bile en azından göstermez, cinsel ilişkiyi erkek başlatmalı ve sürdürmelidir, cinselliği başlatan kadın ahlaksızdır, cinsel fanteziler ahlak dışı, sapık ve sadakatsiz davranışlardır, bu çağda bu mitler artık bizi etkilemez vb. Bu koşullar altında cinsellik, üzerinde en az konuşulan ve yazılan ancak en çok düşünülen ve endişe duyulan bir konu olarak kalmış.
.gif)
Çocuklarla cinsel konular kaç yaşından itibaren konuşulmalı ve hangi düzeyde anlatılmalı?
Toplum olarak sağlıklı nesiller yetiştirmek; bedensel, ruhsal, zihinsel ve sosyal yönden olduğu kadar cinsel yönden de kendisi ve çevresi ile barışık bireyler yetiştirmekle mümkündür. Bu nedenledir ki cinselliğin çocuk gelişimindeki önemi göz ardı edilemez. Cinsel eğitim, doğumla başlayıp yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Bebeğini beslerken kucağına alan, günlük bakımını yaparken ona gülümseyen bir anne, bebeğinin kendine güvenmesini ve böylece de kendisini sevilen, beğeni uyandıran bir varlık olarak hissetmesini sağlamış olur. Karnı doyduğunda hissettiği haz ile cinsel bölgelerine dokunulduğundaki hazzı, vücudunu tanımasını sağlamaktadır. İlerleyen yıllarda bebeğinin altının değiştirilmesi haz kaynağı olmaya başlar. İşte hayatının bu aşamalarından itibaren bebek cinselliği öğrenmeye başlar. Kendi cinselliğine karşı merak içinde olan bebeğe ilk cinsel eğitimi, farkında olarak ya da olmayarak anne babalar vermektedir. Ancak birçok anne-baba çocuğunun cinselliği çağrıştıran davranışları ile karşılaştığında, bu davranışları yetişkin cinselliği ile karıştırır ve panikler. Oysa çocuk cinselliği, yetişkin cinselliğinden farklıdır ve çocuğun gelişiminde normal bir süreçtir. Bu süreçte 3 yaşından sonra merakı ve dolayısıyla da soruları artar. Bilinçli cinsel eğitim için de en uygun zaman işte bu soruları sormaya başladığı dönemdir. Soruyu kime soruyorsa cevabı da o ebeveyn, azarlamadan, terslemeden, merakını ve hayretini uyandırmamaya özen göstererek yaşına uygun ve anlayacağı bir dille vermelidir. O an cevaplanamıyorsa “Bu konuyu araştırıp cevaplayayım” demek ve gerçekten de araştırıp, öğrenip cevap vermek yerinde olacaktır.

En ufak rahatsızlıklarında bile doktora koşan Türk insanı konu cinsel sorunlar olduğunda neden hep üstünü örtmeye çalışır ve uzmanına danışmaktan çekinir?
Cinsel dürtüler doğuştan var olmakla birlikte, cinselliğe ilişkin davranışları içinde yaşanan toplumun değer yargıları ile kişisel yaşantıların belirlediği bilinmektedir. Bu bağlamda hem bireyler hem de başvurdukları hekimler, cinselliği tabu olarak gören bu toplumda yetiştikleri için hala utanıyorlar ve konuşamıyorlar. Bence en önemli sebep bu. Zaten yapılan çalışmalar da problem yaşayan kişilerin hem kendileriyle gelen yakınlarından hem de doktor dışı sağlık personelinden utanarak konuyu açamadığını, doktorların da hasta sormadan konuya girmek istemediklerini ortaya koymaktadır.
Neden hep belden aşağı esprilere güleriz? Neden küfürlü filmler sırf argo bombardımanı olduğu için gişe rekorları kırar?
Cinsellik çağrıştıran fıkralara, karikatürlere gerçekten çok gülüyoruz. Bu tür konuları rahatça konuşamadığımızdan, bastırılmış olarak kaldığı için fazlasıyla gülüyoruz. Küfre ayıp, cinselliğe ise yasak olduğu için güleriz. Bir çeşit rahatlama sağlıyor diyebiliriz. Öyle ya da böyle gülerek tabuları da biraz olsun yıkmış oluyoruz aynı zamanda. İzleyiciler bu yolla hem bastırdıkları ayıp, yasak ve günah olan cinselliği konuşma güdülerini tatmin etmiş oluyorlar, hem de böylece ayıbı işleyen kendileri değil, şovmen oluyor. İşin özü gülme, beynin kurguladığı ile gördüğü olay arasındaki farktan kaynaklanır. Bu nedenle tabu olan cinselliğe çok gülüyoruz. Aslında dünyanın her yerinde cinsellikle ilgili espriler güldürmenin temel araçlarındandır. Mizahta küfür, tüm dünyada kullanılır ve dünyanın her yerinde küfre gülünür, argoya gülünür. Ancak tabu olmadığı toplumlarda cinsellik, güldürme amacıyla daha az kullanılır çünkü bu tür espriler insanların ilgisini bizdeki kadar çekmez.
.gif)
Erkek çocukların her türlü cinsel gelişimleri neredeyse partilerle kutlanırken kız çocuklarının
gelişimleri neden hep gizlenir?

Ataerkil ve geleneksel yapımız ve de cinselliği hala tabu olarak gören bir toplum olmamız nedeniyle tabiki. Halbuki anaokulundan başlayarak cinsel eğitimi, ergenlik öncesi cinsel danışmanlık ve rehberlik hizmetlerini, evlilik öncesi anne, baba ve eş eğitimlerini yasal olarak şart hale getirebilsek, cinsel eğitimin önemini yeterince kavrayabilsek, cinsellikle seksin farklı kavramlar olduğunu içselleştirebilsek çok daha sağlıklı bireyler yetiştirip çok daha sağlıklı ailelere ve topluma kavuşabiliriz.
Dizi filmlerdeki cinsel hayat serbestisi, herkesin hamile kalması, sürekli DNA testlerinin havada uçuşması toplumu ne yönde etkiliyor sizce?
Eskiden beri Türk halkı olarak dizi izlemeyi fazlasıyla seviyoruz. Günümüzde de çok sayıda dizi var ve dizilerdeki ortak konular genellikle aşk, yasak aşk, karşılıksız aşk, aşk üçgeni, şiddet, ihanet, mutsuzluk, huzursuzluk vs. Aile içi ilişkiler, özensiz ve sorunlu. Hemen her zaman çatışmalar, karmaşa ve zor ilişkiler sergilenmekte.Televizyonun önemli bir güç olduğunu ve insanlar üzerinde etkisinin büyük olduğunu düşünecek olursak, bu durum haliyle bu dizileri izleyenlerin psikolojilerini de olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle de ergenler ve gençler bu durumdan daha çok etkilenebilirler. Diziler %100 halkın ruh sağlını ve ahlak yapısını bozar diyemeyiz, ancak kişilerin etki altında kalması ve olumsuz eylemlerde bulunmaları mümkündür. Önemli olan dizi ile gerçek hayatı birbirine karıştırmamaktır. Dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan birisi de bu sayede evlilik kavramı artık farklı algılanmaya başlandı; evlenmeden birlikte yaşamak ya da evlilik dışı çocuk sahibi olmak giderek yaygınlaşıyor ve normalleşiyor. TERAPİDER olarak, bu durum kanıksanmaya devam ederse toplumun aile kavramına ait değer yargılarının sarsılacağını ısrarla vurgulamaya devam edeceğiz. Bu diziler hazırlanırken olası etkileri iyi bir şekilde tahlil edilmeli ve mutlaka sosyal psikoloji alanında bilgili uzmanların desteği alınmalıdır.
Erkeklerin cinsel hayatlarındaki başarıları 1 gecede kaç kez ilişkiye girebildikleri ile ölçülüyor genelde. Bu nerece doğru bir kıstastır?
Erkek ve kadınlardaki abartılı ya da yanlış cinsel inanışların (mitlerin), cinsel işlev bozukluklarının oluşumunda ve sürmesindeki rolü bugün kesin olarak bilinmektedir. Cinsellik konusunda “doğru bilgi” edinme olanakları çok sınırlı iken, “yanlış bilgi” içeren mesajlar hemen her yerden, öykülerden, filmlerden, medyadan, pornografik ürünlerden, hatta çeşitli alanlardaki profesyonel kişilerden sürekli olarak alınabilir. Bu yanlış bilgi ve mitler nedeniyle cinsellikten haz almak yerine skor takıntısı, erkeklerin en büyük cinsel problemlerinden biridir aslında. Erkek egemen kültürün dayatmalarıyla yetişmenin ve penisiyle ‘adam’ olunacağını zannetmenin bir yansıması da diyebiliriz.

Okullarda cinsel eğitim neden verilmiyor, bu konuda neler yapılmalıdır?
Başlangıcı insanlık tarihine kadar uzanan cinsellik kavramı, hala birçok anne babanın, hatta öğretmenlerin bile yok saymayı tercih ettiği ve konuşmaktan kaçındığı bir konudur. Bunun en önemli nedeni ise cinsel eğitimin seks eğitimi ile karıştırılmış olmasıdır. Cinsel eğitim; bireyin fiziksel, duygusal ve cinsel gelişimini anlaması, olumlu bir kişilik kavramı geliştirmesi, insan cinselliğine, başkalarının haklarına, görüş ve davranışlarına saygılı bir bakış açısı edinmesi ve olumlu davranış biçimi, değer yargıları geliştirmesi eğitimidir. Eğitim sanıldığı gibi, gençleri yanlış cinsel ilişkilere özendirici değil, tam tersine daha sorumlu ve doğru davranışlara yönlendirici bir rol oynayacaktır. Ayrıca yapılan çalışmalar göstermektedir ki cinsellik ve üreme sağlığı için erken, zorunlu ve kapsamlı bir cinsel eğitim, HIV’ in (AİDS) yayılmasını önler, diğer cinsel yolla bulaşan hastalıkların yayılmasını ve tekrarlama oranları ile erken yaştaki hamilelikleri ve kürtaj oranlarını, cinsel ilişkiye girme yaşını, cinsel zorbalık (tecavüz) ve istismarı azaltır. Bunun için de öncelikle ana-baba ve öğretmenlere, cinsel gelişim ve eğitim hakkında bilgi verilmesi gerektiğini düşünüyorum.Böyle bir eğitim, cinsel konuların daha rahat konuşulmasını sağlayarak onu bir tabu olmaktan da çıkarabilir. Ancak, bilgi eksikliğini yalnızca halk düzeyinde görmek yanlış olur. Çeşitli tıp disiplinlerinde çalışan hekimler ve özellikle tıp öğrencilerinin de cinsel eğitim programları içine alınmaları gerekmektedir. İlaveten çocuk- ergen cinsel gelişimi ve eğitimi ile ilgili kitapçıklar hazırlanıp, belediye, muhtarlık, sağlık ocakları ve/veya aile hekimleri aracılığıyla ailelere ulaştırılabilir.Bireylerin ve özellikle gençlerin, cinselliğe ve üreme sağlığına yönelik danışmanlık ve gereksinim duydukları hizmetleri alabilecekleri merkezlerin kurulması da oldukça önemlidir.
Bizim dışımızdaki insanların cinsel hayatları neden bizi bu kadar ilgilendirmektedir?
Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği olarak yaptığımız çalışmada Türkiye’de her on erkeğin yedisinin, her on kadının da sekizinin hayatının bir döneminde cinsel işlev bozukluğu yaşadığını tespit ettik. Şimdiye kadar konuştuklarımızda vurgulamaya çalıştığım gibi bunun en önemli nedeni cinsel eğitim eksikliği ve tabu olarak görülmesi. Haliyle de, bu kadar yaygın sorun yaşadığımız ve rahatlıkla paylaşamadığımız bir konuda diğer insanlarda durum nedir acaba diye merak ediyoruz. Galiba fazlasıyla meraklı bir milletiz. Unutmayalım ki en önemli cinsel organımız sanıldığı gibi penis ya da vajina değil, beyindir.Tüm bunların sonucunda da en değer verdiğimiz ‘organımız’ hakkındaki kendi kuşkularımızı, bir tür savunma mekanizmasıyla örtbas etmiş oluyoruz.
Uz. Dr. Taner CANATAR
Aile Terapileri ve Terapistleri Derneği (TERAPİDER) Genel Başkanı
Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Adana Şube Başkanı
Aile ve Evlilik Terapisti, Cinsel Terapist