Kültür kervanı

Dr.Ömer Uluçay yazdı

21 Ocak 2016 Perşembe 06:00

Adana'da bir hafta süren kültür etkinlikleri (Adana 9. Kitap Fuarı 09-17 Ocak 2016) sona erdi ve kervan yükünü boşattı, sergisini topladı. Bakalım hele belleklerde neler kaldı?

Adana'da Fuarcılık Kompleksinde geniş bir katılımla açılış yapıldı. Stantlar doldurulmuş ve geniş bir alan boş bırakılmıştı. Çukurova ve Akdeniz Salonlarında konuşmalar-Paneller tertiplendi. Basın-Kültür dünyası ağırlıklı olan bu Fuarda okul öğrencilerine yönelik stantlar da vardı. Ayrıca çocuk kitapları ürünleri belirgindi. Belediye stantları geniş ve birkaç kişi hariç, davet edilmişler konuk gibiydi. Adana'ya yönelik öne çıkan bir iki etkinlik dışında bir şey olmadı. Okullardaki müsamereler gibi kendini göstermeye durmuştu. Yani Adana, mekânında amatör kaldı.

Tanınmış birkaç şair solonu doldurdu. Programda bulunanlar dinleyicileri oluşturuyordu. Herkes sırasını bekliyordu. Bir Ahmet Telli şair ve entelektüel kişiliği ile salonu doldurdu. Yaşar Kemal ve Orhan Kemal Adana'nın ve ülkenin övünçleri. Bunlarla ilgili toplantılar dinleyici buldu. Bir grup Akademisyen," Türkiye'nin Demokrasi ve Güncel sorunları"nı, bunların çözümünde Anayasanın önemini tartıştılar.

 Geçen yıl bir trafik kazasında vefat eden şair Hasan Hüseyin Gündüzalp anısına yapılan etkinlik duygu dolu idi. Medyadan bir ekip, "Medya ve Özgürlük" konusunu tartıştılar, korku öze sinmiş, sözcük ve görüntülere dikkat prangaya dönmüştü. Çünkü fikir özgürlüğü kısılmış, hoşa gitmeyen bir deyiş, açıklama hemen tutuklama nedeni olmaktadır. Bir kısım medyanın ancak direndiği bu ortamda, tetikçi ve ihbarcı ekipler oluştu. Birlik ve gri alan yerine, restleşme, ihbar öne çıktı. Camın ve kalemin abdesti bozuldu. Siyasetin dili sertleşti. Fikir açıklama yerine, kavga ve hakaret sözcükleri öne çıktı.

Şeyh Bedrettin, İslamiyet içinde baskı ve zulüm düzenine direnen bir şehit olarak anıldı, yorumlandı. Adnan Özyalçıner, yılların birikimiyle edebiyat çalışmalarını ve anılarını aktardı.

Gazeteci Fehim Taşkın, uzun süredir yaptığı araştırmacı gazetecilik izlenimlerini; soruna ışık tutar, doğru saf belirlenir umuduyla Suriye Savaşını (Suriye-Yıkıl Git Diren Kal, kitap) yazdı ve burda izlenimlerini, Grupların ilişkilerini, Türkiye'nin durduğu yeri anlattı. İlgi uyandırdı ve tartışma oldu. Beklenen de buydu, konuyu irdeleyerek izlemek ve değerlendirmek. Merkez ve Havuz medya ve basınının resmileştiğini, sadece devlet siyasetini anlattıklarını, kendi izlenimlerini belirtmedikleri dile getirildi. Yani tek taraflı yoğun bir propaganda var. Olan hepimize olacak. ”Suriye'de ne oldu?” diye soruldu ve Fehim Taştekin cevap veriyordu.

Adana yeni bir sıfat kazandı, “Portakal Çiçeği Şehri”. “Portakal Çiçeği Karnavalı” adından mülhem (Bunun 4. etkinliği yapıldı ve giderek organize oldu ve katılımı artıyor). Bu başlıkta Adananın çiçekleri sahnede şiirlerini okudular. Sonra da "Şiire Yolculuk" başladı. "Aşk Bilmecesi"ne çözüm arandı.Sonra deruni bir keşif oldu ve “Mucize içinizde”.

Antakya'dan Mehmet Karasu sordu, “Doğu Akdeniz nereye?”. Malum Suriye'deki içsavaş, tüm Ortadoğu'yu ve sonra da dünyayı ilgilendiriyor.”Qui vadis?”. Hedef 3.Dünya Savaşı mı? Şimdilik emanetçiler sahnede. Ama başarısız ve hamle hesaplı, gidenin yerine kim gelecek ve kim yararlanacak? Müstevlilerin gönüllerine su serpmedikçe içsavaş, çevrede canlı bomba eylemleri devam edecek.

Sosyal Psikolojide "panik atak" dönemi başlamış ve sınır davranışlar (borderline) öne çıkmıştır. Buna dikkat çekilmesi yararlı olmuş ve böylece, birçok kişi çevresindekileri değerlendirme olanağına kavuşmuştur.

"Emperyalizm, Ulusal sorun ve Türkiye'de Etnisite", heyecanlı ve netameli bir konudur. Türk Solu açısından bir değerlendirme yapıldı ve kalabalık bir kitle dinledi.

"Çukurova Dizelerde" anlatıldı. Şairler Adana'yı, doğa ve aşk şiirlerini, sundular. Sonra Akdeniz'den şiir esintileri oldu.

İsmail Beşikçi, “Parçalanmadan Devletleşmeye Kürtler” başlığı altında büyük bir kalabalığa seslendi. Sosyal ve tarihi açıdan alternatif bir konuşma yaptı. Kürdistan coğrafyasının ve üzerinde yaşayan halkların 1914’ten günümüze uzanan tarihini, sosyal durumunu, statüsünü, çatışmaları anlattı. Daha doğrusu bir ders gibi konuştu. Sömürgeleri ve bunların farklarını örnekledi, emperyal bölüşümü anlattı.

Yalçın Küçük ve Metin Feyzioğlu heyecanlı konuşmalar yaptılar. Gazeteci İsmail Saymaz Suruç ve Ankara bombalarının önünü ve sonrasını anlattı.

Faik Bulut, "Suriye Laboratuarında Ortadoğu" diyerek savaşı, bölüşümü, katliamları, tahribatı, göçü ve insanlık trajedisini, bunun Avrupa'ya etkilerini anlattı. İkinci bir oturumda “Tarih Boyunca Kürtlerde Diplomasi” başlığı altında, biraz öncesinden ve özellikle 19’yy. dan itibaren, Kürtler arasındaki ilişkileri, Beylik ve aşiretlerin birbirleri ve devletlerle olan ilişkilerini örnekledi. Son yıllarda dünya siyasetine çıkışlarını ve dünya kamuoyuna seslenmelerini örnekledi. Uzun bir süreci, ayrıntılara düşmeden özetledi. Zaten bu konuda, iki büyük cilt halinde bir kitap da yayınlamış bulunmaktadır. Saha çalışmaları ve röportajları ile konuya güncellik ve hareket kazandırmaktadır. Bu konuda yapılmış tek çalışmadır. Araştırmacı yazar Faik Bulut, ülkemizde çokça konuşulan ve polemiklere konu olan, her yönüyle Horasan konusunda bir saha çalışmasını tamamlamak üzeredir.

Üstün Dökmen; yumuşak, örnek ve sakin üslup ve tavrıyla “eski ve yeni Köprüler” diyerek insanın dönemlerini ve davranışları aktardı. Hanefi Avcı, Ergenekon davasında Cezaevinden çıktıktan sonra, sahne yer aldı ve şimdi de Paralel oluşumu ve bunun işlerini, zararlarını anlatıyor. “Devlet Güvenliğini Tehdit Eden Yapılar” başlığı altında, aysbergin bilinmeyen yönlerini yazıyor, aktarıyor. Devleti, altı ve üstü ile bilen ve bir istikamete giden insan, söylemesini ve kaçmasını, saklamasını da bilmektedir.

Erdoğan Aydın, yazmakta, araştırmakta ve medyada yorum yapmakta, özellikle de Osmanlı dönemini, İslamiyeti, inançları ve sosyal hareketleri, eşitlik ve hak mücadelesini, dönüşümü anlatmaktadır. Özellikle İstila, işgal, fetih, ilhak gibi Arapça ve yaygın olarak kullanılan ve fakat özellikleri tam bilinmeyen bu konularda açıklama yaptı. Asıl barış konusunu vurguladı.

Mustafa Armağan, alternatif bir tarihçi olarak Osmanlı ve Cumhuriyet dönemindeki İslami hareketler üzerinde durdu. Ezanın Türkçeye çevrildiğini ve “felah” için söz bulunmadığından aynen korunduğuna işaret etti.

Enver Ayseven, “yaralısın Türkiye” diyerek eski ve yeni birçok soruna ve kişiklere değindi. Heyecanlı anlatımıyla çok dinleyici topladı. Barış ve özgürlük istedi, safları belirledi.

Ve daha nice konuşma ve görüşmeler oldu.

Sonuç olarak diyelim ki, bu etkinlik mühürsüz kaldı. Adana'nın yazar ve çizeri, çabucak eyyama döndü. Kitap Fuarının kendisi gitti, alınan kitaplar kaldı, hepsi o kadar. Yani bir şey kalmadı yadigâr. Ancak yazar, gazeteci Yüksel Mert, atak kişiliği ile bir-iki konuk aldı ve Akdeniztürk TV'de konuk ederek fikirlerini aldı.

Önemli olan Fuarın konuşmalarının yanında geride tartışılacak bir ortamın, konuların olması ve gündeme oturmasıdır.

Yeni ve kapsamlı, etkin festivallere doğru.

Gelenlere, konuşanlara,emeği geçenlere selamlar ve saygılar olsun.

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.