Yaptığım her şey yarımdı.
Yaşamımda tamamlanan ömrümden başka hiçbir şey olmadı.
Aşklarım yarım kaldı. Eylemlerim, isteklerim, ideallerim… İhanetlerim bile yarımdı.
Hiçbir iyiliği tam anlamıyla yapamadığım gibi, hiçbir kötülüğü de hakkıyla yapamadım.
Ama hep yapamadıklarımın peşine düştüm.
Yaptıklarımın ise ya tutsağı oldum ya efendisi.
Ölümüm bile yarım; doğru dürüst ölemedim bile…
Bir yanım yaşamda kaldı; bir yanım öldü.
Ölen yanımla yaşıyor, yaşayan yanımla ölüyorum.
Eğer bu tanrıların bir gazabı ise itiraf ediyorum; ne tam yaşayabildim ne tam ölebildim.
Alsert Camus, bunu mu demek istemişti acaba? Umarım burada onunla karşılaşırım.
Şu an yaşayan yanımla ölümü anlamaya çalışıyorum. Belki de öldüğüm için hala yaşadığımı zannediyorum.
Zaman içinde aklımı sonsuza kadar kurcalayacak bir şey keşfettim: Buradaki ölülerin birçoğu – hemen hemen hepsi – yaşadığını sanıyor.
Bu durum dünyadan gelme bir hastalık olabilir; dünyada da birçok insan yaşadığını sanıyordu. Önemli bir fark var tabi ki arada : Dünyadaki yaşayanlar, ölü olduklarını bilmeden kendilerini yaşıyor sanıyorlardı. Ancak buradakiler, ölü olduklarını bildikleri halde yaşadıklarını düşünüyorlardı.
Bu neden mi? Bilmiyorum. Acemi ölüydüm. Zamanla öğreneceğim daha birçok şey vardı.
İlk düşündüğüm şu oldu: Akıl, ölümü kolaylaştırır. Akıl, ölüm korkusunun mikrobudur. Yaşayan bir çok insan geçti hayalimden; ölüm korkusu ile yaşamlarını çekilmez kılmayı başarıyorlardı. Yaşamlarını yaşam değerleri üzerine değil, ölüm değerleri üzerine inşa etmişlerdi. Kaçınılmaz mutluluk olan ölüm, daha gelmeden onun ıstırabı ile paramparça oluyorlardı.
Oysa ölüm ne kolay!
Ölüm nazik,
Ölüm yumuşak.
Ölüm toprak ve sıcak…
Hiç de korkutucu bir şey değilmiş.
Eğer ölümün bu denli kolay olacağını bilseydim, yaşamımı daha huzurlu ve neşeli geçirirdim. Beni hala büyüleyen bu devasa mutluluğa düşünce, insanların dünyada hakkıyla yaşamadığı ve sadece yaşam oyunu oynadıklarını düşünmeden edemedim.
Şimdi burada “yarı ölü” yattığım bu yerde, dünyayı ve yaşamayı daha iyi anlıyorum.
Not: Yayına hazırladığım “Yarım Ölümler” adlı kitabımdan bir bölüm