Unutmak; Tanrı'nın insana sunduğu en büyük armağanlardan biridir. Öyle olaylar yaşanır ki, unutmak için bir çok şeyi feda etmeye hazırız... Bazı olayları da unutmak istemeyiz. Yaşadığımız bir olayı unutmamak için not tuttuğumuz olur. Ancak, olayları detaylarıyla yazmadığımız için, notlar kalır, olay yine unutulur.
"Her insan dünyanın kendi etrafında döndüğünü zanneder" der Soljenitsin. Bizim de bu yanılgıya düştüğümüz çok olur. Başımıza gelen bir olayı, yaşamsal derecede önemser ve bütün dünyanın bununla ilgili olduğunu zannederiz. Oysa en yakınımızın, bile haberi yoktur.
Not aldığımız defterler, anı kırıntılarıdır. Bazen anlamını yitirmiş, bazen de güncelliğini koruyan notlarla karşılaşırız. Bir mezar kazıcısı gibi döner, anı kırıntıları arasında geziniriz.
Bu defterlere Ömür Defteri adını verdim. Zaman zaman bu defterin anı kırıntılarını birlikte paylaşacağız.
*
Özgürlüğü İstiyor muyuz? Diye not almışım. Arsından eklemişim; Kafeste doğmuş bir kuş için, özgürlük özlem de olmaz kavgası da... Altmış yıllık yaşamının son 30 yılını cezaevinde geçirmiş bir insana sunulan özgürlük onun felaketidir... Tarih? Tarih yok. Neden not almışım? Bilmiyorum.
Başka bir not: "İlginçtir bir çok ölü yaşadığını sanıyor..." Bazı açıklamalardan sonra şöyle devam etmişim; " Akıl ölümü kolaylaştırır; Akıl azaldıkça ölüm zorlaşır..."
Ölüm korkusu ile yaşamını zehir eden ve çekilmez kılmayı başaran binlerce budala tanıdım. Bunların yaşam değerleri, yaşama üzerine değil, ölüm üzerine kurulu. Bu nedenle çoğu yaşadığını sanıyor; her gün ölerek..."
*
"Şarkı söyleyen bir şeytan, dua eden bir melekten daha dindardır..." sanırım bu notu, Panaıt Istrati'nin Angel Dayı romanından not almışım.
*
Ne yazmışım; "Döneğin yazgısı tetikçi olmaktır..." Osmanlı Paşaları içinde en acımasızları devşirme olanlardır. Bir bölgede sorun çıktığı zaman sorunu çözmek için o bölgeden devşirilmiş paşalar görevlendirilirdi. Örneğin Sırplara, Sırplardan; Bulgarlara, Bulgarlardan devşirilmiş paşa... Görevli paşa, ne kadar Osmanlı olduğunu kanıtlamak için öylesine zalimane davranırdı k, duyanlar parmak ısırırdı. Neyse bunu öylesine yazmışım. Anlayana sivri si...
*
Başka ne var? "Ölüler ve kelimeler savunmasızdır; istediğiniz kadar kullanabilir, suiistimal edebilirsiniz..." Böyle yazmışım ama... Acaba öyle mi?
*
"Her ölü kendi destansı yaşamının bir sonucu olarak kendi olmuştu ve hepsinin tek adı vardı; Ölü... Ve hepsi ölümün öz çocuklarıydı. Birbirlerine ölesiye ve sonsuza kadar bağlılardı." Düşündüm. Bunu neden yazmışım. İnanın anımsayamadım. Ya bir kalıptan çıkmış gibi aynı şeyleri düşünen, yapan, tarikat kardeşlerini görünce yazmışımdır veya çobanın çaldığı kavalla aynı uykuya dalıp aynı rüyayı gören budalalar için...
*
Hiçbir bayrak için savaşmayanın, hiçbir ülkeye saygısı olmaz. Hiçbir ülke için savaşmayanın da insana saygısı olmaz.
İşte bu nedenle bazı insanlar uşaklıklarını kaybedince ellerinde hiçbir şeyleri kalmaz.
Ve ruhu uşak olanları gördükçe gözlerimi gökyüzüne dikiyor: "Tanrım" diyorum, "ne zor görev vermişsin onurlu kullarına, bu yaratılmışı nasıl severim, senden ötürü..." Ama boynumu büküp diyorum ki, "Bir bildiğin vardır..."