Birçok dizi ve sinema filminde izlediğimiz Uğur İzgi, Adanalı genç bir tiyatrocu. Sektörü konuştuğumuz Uğur İzgi, “Televizyon ve sinema sektörü içinde o kadar çok oyuncu ve teknik personel var ki kendinize bir yer bulabilmek için çok uğraş vermeniz gerekiyor. Karşılaşan ya da birbirleriyle görüşen insanların yapabileceği şeylerin bu koşullarda sınırlı olduğunu düşündüğüm için bunları söylüyorum. İnsanların birbirine maddi ya da manevi destekleri bile bir yere kadar sürüyor. Her koyun kendi bacağından asılır meselesi” diyor.
Sinema ve dizi sektörüne başlama serüvenini ve aşamalarını anlatır mısın?

Dizi sektörüne konservatuvar 4. sınıfta Atv’nin Beyaz Gelincik adlı dizisiyle başladım.Yaz döneminin bitmesine yakın tarihlerde ekip Adana’da çekim bölgelerinde hazırlıklar için harıl harıl çalışırlarken diğer yandan oyuncu arayışı da devam ediyordu. Devlet Tiyatrosu başta olmak üzere şehir tiyatrosu ve konservatuvardaki oyuncular ile özel deneme çekimleri ve görüşmeler yapılıyor aranan kriterlere uygun karakterler belirlenmeye çalışılıyordu. Uzun ve zorlu bir süreçten sonra son görüşmede anlaşmaya vardık ve ben de ekibe dahil oldum. Benim için muhteşem bir deneyim oldu. Birbirinden kaliteli oyuncular ile birlikte çok güzel bir sezon geçirdim. Sahne dışında yeni olduğum bu alanda çok doğru bir başlangıç yaptım. Okul bitince İstanbul’a yerleştim. Orada şu an da hala çalışmakta olduğum sevgili Renda Güner in oyuncu ajansıyla anlaşarak yeni serüvene başlamış oldum. Yaklaşık olarak 9 yıl kadar zaman geçti ve birlikte 24 kadar dizi çalışması yapmışız. Hepsinin bambaşka hikayeleri ve çalışma keyifleri vardı.

Hangi dizi ya da filmlerde oynadın?
Beyaz Gelincik bittikten sonra ilk işim Abdullah Oğuz’un Mutluluk filminde oynamak oldu. Konya, Karaman, İstanbul ve Bodrum içinde çekimleri tamamlanan film bolca ödül aldı. İstanbul’a döner dönmez Süreç Film’in projesi olan Gani Müjde’nin yazdığı Hayal ve Gerçek adlı diziye başladım. Proje tamamlanınca Ay Yapım ile Dudaktan Kalbe adlı diziye başladım onun devam ettiği sıralarda Mustafa Altıokla’ ın projesi olan Emret Komutanım başlamak üzereydi. Levent’teki ofisinde buluştuğumuzda yaptığımız bir saatlik sohbetten sonra bir nevi çalıştığım diziden bir başka diziye transfer olmuş oldum. İşin komik tarafı 20 bölüm süren dizinin 12. bölümünde Ay Yapım kendi dizisine tekrar dönmemi istedi ama yoğun çalışma temposundan dolayı gerçekleşmedi. Bu işlerden sonra Tv Filmi olan Taşa Yazılan Aşk için Kayseri’ye geçtim. Ardından Konya’nın yolunu tuttum 6 aydan fazla Tek Türkiye adlı dizi için çalıştım. Oradan İzmir’e Kavak Yelleri adlı dizide çalışıp ara vermeden yeni sezon için Ömre Bedel adlı diziye geçtim. Sezonun sonuna doğru Kanal D’nin Küçük Kadınlar adlı dizisine katıldım. Times Prodüksiyon ile anlaşma yaptıktan sonra Eskişehir’de Es Es adlı diziye başladım.Onun bitiminde tekrar İstanbul’a dönüp TRT 1 in Mazi Kalbimde Yaradır isimli projesine başladım. O bittikten sonra Star Tv’de yayınlanan Ağır Roman Yeni Dünya adlı diziye başladım. Yine yollara düşüp bu sefer Diyarbakır’da TRT 1 için Gaffar Okkan suikastini konu alan dizide oynadım. İstanbul’a döner dönmez yine TRT 1 için Hayat Ağacı adlı dizide çalıştım, sezon ortası gibi D Prodüksiyonun Şeref Meselesi isimli dizisiyle sezonu bitirdim. Bunlara ekleyebileceğim daha çalıştığım işler var fakat çok uzatmayayım. Bütün bunlar gerçekleşirken kendisi de benim gibi Adanalı olan sevgili yönetmenim Burcu Bayram ile Yakın İlişkiler adlı bir sinema filmi çektik.

Yayınlanan diziler sanki birbirinin kopyası gibi. Reyting alamamalarında bunun etkisi var mı?
Reyting kaygısı çok rahatsız edici ve büyük bir etken bence. Dizilerin birbirine benzemesi de hep bu kaygılardan. Çelişkilerle dolu bir sektörden bahsediyoruz. Kolaycılık en sık rastlanan özellik. O dönem seyircinin sevdiği tür ne ise risk almamak için herkes o tarafa yöneliyor. O dönem töre hikayeleri mi izleniyor bir bakıyorsunuz her yerden töre senaryoları çıkıyor bir süre geçtikten sonra bir bakıyorsun herkes mafya dizileri çekmeye başlıyor. Zincirleme reaksiyon gibi. Kimse süreci analiz edip yeni ve farklı bir eser kolay kolay ortaya koymuyor. Herkesin eminim haklı olduğu bir yan vardır. Ama bu ileriye dönük bir çözüm olmuyor, hiçbir zaman olmayacak da.
Bu sektörde önemli yerlere gelmiş birçok Adanalı sanatçı var. İstanbul’da yaşayan Adanalı sanatçıların birbirlerine desteği ya da Adanalılık ruhu var mı?
Çok olduğunu söyleyemem ama bunu başaran küçük gruplar halinde aynı okuldan mezun olmuş veya aynı evde birlikte yaşamayı tercih etmiş insanlar örnek gösterilebilir. Adanalı olanlar da bu örneklere dahil. Çok büyük bir dayanışma içinde olmak sanıldığı kolay bir şey değil. Herkes büyük bir koşturmacanın içinde bir yerlere savruluyor. Düzensiz yaşam ve çalışma şartları da buna kolay kolay müsaade etmiyor. Televizyon ve sinema sektörü içinde o kadar çok oyuncu ve teknik personel var ki kendinize bir yer bulabilmek için çok uğraş vermeniz gerekiyor. Karşılaşan ya da birbirleriyle görüşen insanların yapabileceği şeylerin bu koşullarda sınırlı olduğunu düşündüğüm için bunları söylüyorum. İnsanların birbirine maddi ya da manevi destekleri bile bir yere kadar sürüyor. Her koyun kendi bacağından asılır meselesi.

En beğendiğin oyuncular kimlerdir, neden? Kimlerle rol almak isterdin?
Bu soruya çok kişiyi ekleyebilirim ama en çok kim derseniz Savaş Özdemir benim için müthiş bir oyuncudur. Sahnede onu izlemek muazzam bir keyif. Bir çok ünlü isimle çalıştım. Eğer imkanım olursa Cem Yılmaz’la aynı işte olmak çok büyük keyif verir.

Oyuncu olmak için eğitim almak şart mıdır? Ülkemizde güzel kadın ya da yakışıklı erkek olmak oyunculuk için yeterli gibi sanki. Bu yargı sence doğru mu?
Bence artık eğitim almak herkes için uzun ya da kısa vadede artık çok kolay. Eğer bu şartlar altında çok yüksek olan rekabeti düşünecek olursak eğitimsiz olmak baştan kaybetmektir. Oyuncuların kendilerini geliştirmeleri bu işte en önemli kural. Güzel kadın ve yakışıklı olan insanların kolay ünlü olması bence bu sektör için normal. Nedeni hedef alınan kitleden kaynaklanıyor. Ve bu olmaya devam edecek. Sektör içinde belli bir noktaya kadar olayların akışını siz belirleyemiyorsunuz. Birileri sizi tercih ediyor ve ihtiyacı olduğunu düşündüğü boyutta kullanıyor. Bu olana kadar siz ne kadar yetenekli olursanız olun önemi yok. Sürekli birilerine kendinizi hatırlatmak ve bulabildiğiniz işlerde iyi performanslar ortaya koyup dikkatlerini çekmeniz gerekiyor. Bu yıllarca sürecek bir çaba gerektiriyor. Eğer kalıcı olmak isteniyorsa. Yoksa farkındaysanız çok güzel kızlar ve erkekler gördük geçmiş zaman içinde ama birdenbire kayboldular yerlerine yenileri geldi.

Şu anda yer aldığın projeler var mı?
En son Şeref Meselesi’ni bitirip yeni sezona başladık. Şu an Adana Şehir Tiyatrosu’nun Ayyar Hamza adlı oyununda yer alıyorum. Yoğun bir şekilde her Salı, Çarşamba, Cumartesi saat 20.00’de oynamaya devam ediyoruz. Çalıştığım ajans benim için yeni projeler sunmaya devam ediyor. Bir şey söylemek için çok erken.