Çukurova Üniversitesi Maliye Bölümü’nden mezun. En büyük hayali Adanaspor maçlarını anlatabilmekti. Hayali fazlasıyla gerçekleşti. Emre Gönlüşen, spor spikerliği yaptığı NTV’de sadece Adanaspor’un değil birçok büyük takımın maçlarını anlatma imkanı buldu. Başarılı, mütevazı, beyefendi ve Adana sevdalısı Emre Gönlüşen, maç anlatmayı ise bir zanaatkarlık olarak görüyor.
Fanatik bir Adanasporlusun ve maç spikerisin. Nasıl bir şeydir fanatizm?

Fanatizm ile holiganizm birbirine geçmiş iki kavram, bu nedenle evet fanatiğim derken biraz durup düşünmek gerekiyor, çocukluktan gelen bir sevgim ilgim var Adanaspor’a, fanatik bir taraftarın tüm özelliklerini taşıyordum, ancak şu an yaptığım meslek fanatizm kavramıyla örtüşmüyor. Fanatik bir insan objektif olmakta, zaman zaman doğru karar vermekte zorlanır duygu çok fazla ön plana çıkar bu nedenle spor basınında çalışanların fanatiklikten uzak durmaları gerekir, ancak bunun gerçeğe yansımasını çok fazla göremiyoruz maalesef, işin içinde insan ve dolayısıyla duygular olduğu sürece kavramlar birbirine karışıyor bu da zaman zaman iş hayatına yansıyor, ben kendi profesyonellik anlayışımda mümkün olduğunca olaylara objektif yaklaşmaya, fanatikliği bir tarafa bırakmaya çalışıyorum bunu da tahmin ettiğimden daha iyi yapabildiğimi düşünüyorum.
Çok farklı ülkelerde maçlar anlattın. Türklerin futbola bakışıyla onlarınki arasında bir farklılık ya da benzerlik var mı?
Bizim Adana hiçbir yere benzemiyor bir kere, havası, suyu, kebabı, sıcağı... bu saydığım noktalar insanların yaşantısına direkt olarak yansıyor, dolayısıyla tribün kültürüne de yansıyor. Tribünlerden yükselen ilginç ve eşi benzeri görülmemiş “bireysel” tezahuratlardan, hazırlanan pankartlara ya da insanların takımlarına olan bağlılığını gösterme şekillerine Adana gerçekten çok farklı. Avrupa’da farklı farklı ülkelerde maç anlatma izleme şansı buldum, tüm dünyada benzer özellik gösteren taraftarlar olduğu gibi genel olarak ülkemizden çok farklı bakış açıları da var bir futbol maçını gerçekten bir eğlence veya sosyal faaliyet olarak gören ve bu doğrultuda davranan insanların sayısı oldukça fazla bu da insanın en sevdiği sosyal faaliyeti ailesiyle birlikte yapabilme lüksünü ve mutluluğunu sağlıyor. Belki de en gıpta ettiğim nokta takımlarının ligdeki durumu ya da hangi ligde yer aldığına bakmaksızın, tribünleri dolduran, destek veren taraftarların olması. Bizim ülkede üç büyükler dediğimiz İstanbul takımlarının bile taraftar sayıları ligdeki iddialarına göre değişiklik gösterebiliyor. Tabii diğer taraftan da bakmak lazım, ben yüksek ücret ödeyip kombine bilet alıyorum, lisanslı ürün kullanıp takıma maddi destek sağlıyorum bunun karışılığında iyi futbol ve başarı görmek istiyorum diyen taraftara da saygı duymak gerekiyor.
Adana’da durum daha da farklı sanırım. Adanaspor ve Demirspor taraftarları aynı kentin takımları olmasına rağmen son derece fanatik ya da takımlarına bağımlılar. Futbol ve Adana dersem, sen neler söylersin?
Sadece sporda değil tüm yaşamda komşu kentler, ülkeler, mahalleler en büyük rakip olmuşlardır, bu durum futbol söz konusu olduğunda aynı şehrin iki hatta daha fazla takımı arasında rakabeti beraberinde getiriyor. Bence bunun nedenlerinden biri, en yakınında bulunanla çok daha rahat iletişime girebiliyor olmak ve kazandığın zaman karşı tarafa bunu daha rahat gösterebilmek. Bir maçı kazanmanın en güzel yanlarından biri rakip takımın taraftarını kızdırmak değil midir ? Aynı şehrin takımlarının tam anlamıyla dost olamamaları çok alışık olduğumuz bir durum bu bizim Adana için de geçerli, aslına bakarsanız çok da barışık olmamak gerek rekabeti üst seviyeye taşıyabilmek için, tabii bu sporun barış, kardeşlik, dostluk ve büyük bir birleştirici güç olduğu gerçeğine aykırı bir şekilde olmamalı, rakibe saygı, fair play her ne olursa olsun ilk planda olmalı, ancak belli ölçüdeki sürtüşmeler rekabeti dolayısıyla başarıyı beraberinde getiriyor. Adana büyük bir şehir, futbol potansiyeli de oldukça fazla iki takımlı rekabet şehire her anlamda artı değer katıyor aslında, maalesef bunu ülkenin en üst seviyesindeki liginde yaşamayalı çoook uzuk zaman oldu Süper Lig’de bir Adana derbisi hem şehrimizin hem de ülke futbolunun çehresini değiştirecektir tıpkı eski zamanlarda olduğu gibi
Maç anlatırken ne derece tarafsız olabiliyorsun, duygularını ne derece ikinci plana atabiliyorsun?
Maç anlatmak zanaat diye düşünüyorum, yani tam bir sanat olmamakla birlikte duygularını işin içine kattığın, heyecanı saha içerisinden alıp izleyiciye taşıdığın bir mecra bu nedenle anlatım yaparken duyguları bir kenara bırakmak mümkün olmadığı gibi işin doğasına da aykırı. Ancak duyguları bir kenara bırakmaktan kasıt, taraf tutmamaksa orası başka, bir milli maç ya da bir Türk takımının Avrupa Kupası maçını anlatmıyorsanız taraf tutmak işinizi yanlış yapmanıza sebebiyet verir, zaten işini hakkıyla yapan herhangi bir spiker de asla taraf tutmaz, maçı izleyenlerin anlatanlarıtaraf tutmakla eleştirdiği, kızdığı gerçeğinden yola çıkarak şunu da belirtmek isterim ki asıl taraf onlardır J
Spor haberleri ya da programlarında “Kadın” figürünü sıkça görmeye başladık. Oysa kadın ve futbol kavramları pek yan yana durmuyor gibi. Nasıl karşılıyorsun bu durumu?
Kadın figürü bir erkeğin ilgisini çeken ilk noktalardan biri, ancak futbol bu kavrama tamamen ters bir yerde duruyor, erkeklerin futbol söz konusu olduğunda kadınların bırakın oynamalarını televizyonun önünden geçmelerine bile tahammülü olmuyor. Spor haberleri için durum biraz daha farklı bu da televizyon dünyasında kadınların yayın konusunda farklı ve ayrıcalıklı bir yerde olmasından kaynaklanıyor çoğunlukla, güzellik tabii ki ön plana çıkıyor, diksiyon ve sunum da iyiyse işler daha da kolaylaşıyor. Konuya hakim olup olmamaları birkaç plan arkada kalıyor. Ancak bu şu an bu işi yapanlar arasında konuya tamamen vakıf olan kadın spikerlerin de olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Trt’de Semahat Özdoğan var bildiğim tek kadın maç spikeri, dünyada da çok fazla örneği yok. Kadınların neden bu konuda çok gerip planda kaldıkları konusunda çok kesin bir bilgi yok sanıyorum alışkanlık ön plana çıkıyor, zamanla bu değişir mi çok kolay görünmüyor.
Müzikten hiç kopmadın. İyi bir dinleyici, iyi bir vokal ve enstrüman kullanabilen birisin. Futbol ve müzik aynı potada nasıl yer buluyor sende?
Müzik gerçekten de hayatımın en önemli parçalarından biri, müzik dinlemek, müzik yapmak her zaman hayatımın içinde oldu tıpkı Adanaspor gibi. Müzik hiçbir söz olmadan insanlara duyguları, olayları anlatabilen evrensel bir dil, futbol da aslında benzer bir yapıda, farklı farklı ülkelerden insanlar bir araya gelip bir orkestra kurabildiği gibi bir futbol takımı da oluşturabiliyor ve hangi dili konuştuklarından bağımsız olarak çok uyumlu ve çok başarılı olabiliyorlar, sonuçta ikisi de duygunun, insanın, iletişimin olduğu konular ve bir arada bulunmaları çok farklı gelmiyor bana.