Parti ortak başarı, çalışma, emek ve düşüncenin toplamıdır. Tek tek atan yürekler, ancak bir parti içerisinde toplumsal olarak atan yüreğe dönüşür. O açıdan, parti içerisinde, bir başarı elde etmiş olan kişiye paçalarından aşağı çekmek yerine omuz vermemiz gerekmektedir.
Çünkü parti bir anlamda başarıların toplamıdır…
Elbette bu düşüncenin tersi de doğrudur. Parti başarısızlıkların toplamı da olabilir. Bu gün kurulduğu günden itibaren iktidara gelemeyen partilerin düştüğü tuzak budur. O partiler bir anlamda başarısızlığın toplamına örnek teşkil etmektedirler…
HATA İNSANA AİTTİR
Sonuç itibariyle partileri insanlar oluşturur. Hata insanın fıtratındadır. Hiç kimse peygamber olacak kadar hatasız olamaz. Önemli olan bu hatanın topluma yansıtış biçimidir. Parti içerisinde, toplumun yararını tesis etmek için kullanılacak usül ve yöntem hakkında görüş farklılıkları elbette olacaktır ve olmalıdır. Ancak, esas hakkında tartışma olmamalıdır. Velev ki, parti içinde olması muhtemel görüş ayrılıkları ve farklılar olduğu zaman “kol kırılmalı ve yen içinde kalmalıdır…”
Elbette, neredeyse çeyrek yüzyıla yakın olacak bir zaman diliminde devlette iktidar olmuş bir parti inşa etmek düz bir yolda yürümeye benzemez… Bu yapı içerisinde hatalar yapan, kendi kişisel hırslarına yenik düşen, birbiriyle rekabet eden, bu rekabette ölçüyü kaçıran, kazanacağım diye farkında olarak veya olmayarak partiye zarar veren kişiler olmuştur ve olmaya devam edecektir. Böyle münferit olaylar, partinin tamamına mal edilemez.
KİŞİLER PARTİDEN AYRIDIR
Bu noktada kişilerin kendi kişilik yapılarından doğan hırsları ile partinin tüzel kişiliğini birbirinden ayırt etmemiz gerekmektedir. Hiçbir kişi ve kurumun, Parti tüzel kişiliğini kendi kişiliğine alet etmeyi aklından bile geçirmemesi gerekmektedir.
Parti bir pınardır biz hem bu pınarla birlikte akan, hem de pınara güç veren su olmalıyız. Çünkü pınar kendini oluşturan suyun toplamıdır. Başka bir ifade ile de suya anlam veren de pınara yaptığı katkıdır. Sular ancak birlikte ve aynı gönül ile atığı takdirde pınara dönüşür; aksi takdirde onlara birikinti denir.
BİZ BİZE OLAN YAPI AŞILMALIDIR
Bir bölgede çalışma yaparken, halkımızın gönlünü kazanmak ne kadar gerekli ise o toplumun kanaat önderlerini kazanmak o denli önemlidir. Bu minvalde, Ak Partimiz bunu başarı ile yerine getirmektedir. Ancak o toplumun kanaat önderleri arasında kültür ve sanat alanında ileri olan insanları vardır. Maalesef partimiz onlara mesafeli durmaktadır. Bu mesafe “sanatçılar ve aydınlar” tarafından yanlış anlamalara yol açmaktadır. Yeri geldiği zaman onlara “hasım” olarak bakılmaktadır. Onların partimize karşı önyargılarının değişmesinin yolu, bizim de onlara karşı oluşan önyargılarımızın değişmesi ile aşılır.
Bir İslami düşünür; “Konuştuğunuz zaman göreceksiniz ki, anlaştığınız şeyler, anlaşmadığınız şeylerden daha fazladır…”
Toplum yararına yola çıkmış bir parti ile toplumu aydınlatmak için yola çıkmış bir sanatçı arasında niyet farkı olmadığını var sayıyorum. Aynı niyetle yola çıkanlar eğer aynı yolda buluşmuyorlarsa, her tarafın önce kendini sorgulaması gerekmektedir.
Peşin hükümlü olmaktan kurtularak bir “aydın ve sanatçıya” yaklaştığımız zaman onu kazandığımız örneği çoktur.
ÇOK SESLİLİK DEVLET YÖNETİMİNDE ZAAFTIR
Çok seslilik, orkestralarda, kültür ve sanat eserlerinde kültürel zenginliğin bir ifadesi olabilir; Ancak çok seslilik sadece müzik dalında olur; devlet yönetiminde değil.
Toplum katmanlarında çok seslilik, demokrasinin ve anlayış zenginliğinin bir gereğidir; ancak demokrasi için güç olan çokseslilik devlet yönetimlerinde bir zaaftır.
Ve bu zaafın yaşama geçmesi devlet katında telafisi güç tahribatlara yol açar.
Unutmayalım ki demokrasi hiçbir kurumun mülkiyetinde değildir. Devlet yönetiminde otorite, asla tartışma konusu olamaz. Otoriter yöntemle egemenlik hakkının kullanımının “demokrasi” ile ilgisi yoktur. Bunun devletin gücü ile ilgisi vardır. Ancak güçlü devletler, halkına demokrasi getirebilir.
DOĞRU SORU, DOĞRU YANIT GETİRİR DOĞRU YANIT İSE DOĞRU ÇÖZÜMÜ ÜRETİR
Her hangi bir soruyu nerede ve nasıl soracağımız, çözüme ulaşmak için alınan önemli bir mesafedir Bir soruyu zamanında ve yerinde soramadığımız zaman, bulduğumuz yanıt sorun üretmekten başka hiçbir işe yaramaz. Bu aşamada kendimize sormamız gereken en önemli soru: “Benim iktidarım mı? Partinin İktidarı mı?” Öncelikle bu ikilemden kurtulmamız gerekmektedir. Kişilerin siyasal varlığı ancak bir parti içerisinde mümkün olabilir.
Gurur duyarak söyleyebilirim ki, AK Parti, toplumun ortak ihtiyaçlarının bir karşılığı olarak doğmuş ve gelişmiştir. Halka rağmen değil, halk ile birlikte çoğalmıştır.
Evinizden işinize giderken şuna dikkat etmenizi rica ediyorum; Kocaman tabelası olan birçok partinin içi boştur. O koca binalarda sessizlik ve terk edilmişlik hâkimdir. Zamanında toplumu yöneten bu partileri oluşturan kişiler; “Benim iktidarım mı? Partinin iktidarı mı?” sorusunu sorabilip cevabını da doğru verselerdi asla bu terk edilmişliğe mahkûm olmazlardı. Halkımız vefalıdır ve onları yalnız bırakmazdı.
Kişilerin kendi iktidarı için partinin iktidarı olmasını risk ettikleri zaman doğacak sonuç kaçınılmazdır. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, Ak Parti dışında, bu denli uzun süre başarıyı elde etmiş hiçbir oluşum gerçekleşmemiştir.
Bu başarı bize rahatlık değil ayrıca sorumluluk yüklemelidir.
Daha çok çalışmalı, kendimizi daha çok eğitmeli, halkımızla, kanaat önderleriyle, STK’lar, meslek kuruluşları, odalar, sendikalar, dernekler, “aydın ve sanatçılar” ile daha çok irtibata geçmeliyiz.
Unutmayalım ki, başlangıçta geleceğini kurmamız gereken bir parti vardı; şimdi hem geleceğini daha iyi oluşturmamız hem de geçmişini ve anılarını korumamız gereken bir parti vardır.
Parti içinde başarısız olan belki kişisel olarak bedel ödeyebilir; ancak, başarısızlık sadece kişilerin değil, partinin de ödediği bir bedeldir.
Toplumun ihtiyacından doğan bu parti halkın bize emanetidir. Unutmayalım ki parti bizim değil, bizler partiyi oluşturan unsurlardan biriyiz…
Sevgi Saygı Dua İle…