“Bir okulda öğretmenin tacizine uğrayan genç kız yaşamına son verdi...”
Bu yazı intihara neden olan gizli katillerin vicdanına ithaf edilmiştir.
TEŞEBBÜS VAROLUŞ ÇIĞLIĞIDIR
Bazı konu ve olayların istatistiki rakamlara dönüşmesi beni rahatsız etmektedir.
Mesela “intihar istatistikleri” beni şiddetle rahatsız etmektedir. Bir yoldan geçen araç sayısını saptayabilir ve istatistiki sonuçlara ulaşabilirsiniz. Peki ya “evlenme-boşanma istatistikleri” için aynı kesinlikte yanıt verebilir miyiz?
Bazı insanlar kolluk kuvvetlerine kaarşı kamufle olsun diye pazarladıkları kadınlara nikah yapmaktadır. Bunlar evlenen kişilerle aynı sayı içinde yorumlanır. Bazıları da danışıklı boşanma halindedir; aile yuvası mutlu mutlu devam eder ancak kayıtlarda “boşanan aileler” arasında sayısal olarak yer alırlar.
Bütün bu olumsuzluklara karşın yine de istatistiki çalışmaların yapılması en azında doğruya ulaşmanın bir yoludur.

YOLLAR NEDEN ÖLÜMLE KESİŞİR
Bir bilim adamı istatistik için; “İstatistiki rakamlar bikini gibidir; ayrıntıyı gösterir ama gerçeği gizler” der
Özellikle intihar istatistiklerinde o denli ayrıntılar vardır ki; gerçek gizlenmiştir.
Bu konuda yaklaşık 8 yıl süren araştırmalarımı 1998 yılında “İntihar; içimizdeki Put” adlı kitabımda yayınlamıştım. Yüzlerce olay ve binlerce istatistiki rakam arasından oluşturduğum kitap büyük ilgi görmüştü.
İntihar ve nedenleri konusunda bir çok düşünür farklı görüşler ortaya atmıştır. Emile Durkheim, intihar konusunu inceleyerek böylesine bireysel bir olayın dahi toplumsal olduğunu kanıtlayarak sosyoloji bilinin temellerini atmıştır.
Bazı düşünürler, ekonomik sıkıntıya, bazıları cinselliğe bağlamışlardır.
Oysa, köyünde yaşayan ve dünyanın siyasi ve kültürel felsefesinden haberi olmayan bir genç kız ile Ernest Hemingway gibi bir entelektüel aynı sonda buluşuyor; İntihar.
Virginia Woolf ile Adana’da, Kayseri’de yaşayan bir insanı aynı sonuca götüren ortak anlayış ne olabilir?
Benim anlayışıma göre, intiharın nedenini sınıflamak ve dar bir çerçeve içine oturtmak mümkün değildir. Bir Japon’un anlayışında onur, intihar için öncelikli nedendir. Ancak bazı toplumlarda onur kavramının önceliği yoktur.
Körfez Geçiş Köprüsü’nde bir halatın kopması nedeni ile ihtihar etmiş Japon Mühendis Kishi Ryoichi’nin dünyası, yüzlerce madencinin ölümü ile kılını kımıldatmayan bir bakanın dünyasına yabancı gelebilir.

BANA GÖRE İNTİHARLARIN ORTAK NEDENİ
Benim yaptığım çalışmalardan çıkardığım sonuç şuydu: Kişi ne için yaşıyorsa onun için ölebilir. Yani yaşama bir anlam veriyoruz ve bu anlamın kaybolması ile ölümü çağırıyoruz.
Bir anlamda varlığımıza neden olan neyse yokluğumuzun da nedeni odur.
Birkaç yazımda söz etmiştim: İnan bir kelebek kanadı veya bir sivrisinek için yaşamına son verebilir mi? Verebilir. Tanık oldum.
Sivrisinek Seyfi adını taktığımız bir arkadaşımızın en büyük tutkusu, sivrisinek ve kelebek kanadı toplamaktı. Elinde kelebek avlama aleti sokaklarda, cadde ve parklarda görürdük. Bir gün yaşamına kıydı. Yıllardır peşinde olduğu bir kelebeği bulmuş ama yakalayamamıştı. Onu koleksiyonuna dahil etmemek yaşamına son vermesinin nedeni olmuştu. Peki bu bize mantıklı gelebilir mi? Hayır. Bu olay bize yabancı… Ne kadar yabancı? Japon mühendisin davranışı kadar yabancı…
Kelebek kanadı Sivrisinek Seyfi için yaşamın nedeni olduğu kadar onur da Japon mühendisin yaşamının nedeni idi.

İNTİHARLARDAKİ ARTIŞ
Son 10 yılda (2005-2015) yaşamına kendi eliyle son veren insan sayısı 30 Bine yaklaşmıştır. 30 Binden fazla olayın 100 binden fazla katili vardır.
VAROLUŞ ÇIĞLIĞI
Özellikle üç konu benim dikkatimi çekmişti.
Birincisi intiharı düşünen her insan bunu belli eder. Çevresine mesaj verir. Bu dönem bir “varoluş çığlığı”nın atıldığı dönemdir. “Ben buradayım”, “varım”, “benim olduğumu da görün” mesajları içerir varoluş çığlığı. Eğer çevre, bu mesajı algılayamayacak kadar kör, sağı ve aptal ise çığlığını duyuramayan kişi ölüme biraz daha yaklaşır.
Küsme, varoluş çığlığının en basit dışavurumudur. Küsme bir anlamda, “karşıdakini kendisiz bırakmakla tehdittir.” Uzun süre birbiri ile konuşmayan kişiler, karşılıklı olarak birbirlerini “kendisiz bırakmakla” tehdit etmektedirler.
İntiharı düşünen her insanın mesajını almak insani bir görevdir. Ancak, kulağında kulaklık ile sanal dünyada gezen ve toplumun gerçeklerinden uzak yaşayan milyonlarca kişinin bu mesajı algılayacağını hiç düşünemiyorum.
Kayseri’de öğretmeni tarafından tecavüze uğrayan kızın diğer öğretmenlere durumu anlatmaya çalışması bir varoluş çığlığıdır. Bu çığlığa bilinçli olarak kulak tıkanmıştır.
İkincisi, intihar eylemlerinde gizli katillerin varlığı… Üçüncüsü de, intihara neden olmaktan ceza görenlerin olmayışı… Kısaca bu konulara değinelim.

İNTİHARIN GİZLİ KATİLLER
Adam eşi ile tartışıyor. Aralarında iletişim kopukluğu vardır. Aynı olaya farklı pencerelerden bakıyorlar. Adam, dakha çok gerilmemek için sinirle evden çıkıyor ve arabasına atlayıp deli gibi sürüyor. Karşıdan gelen kamyonla çarpışıyor veya şarampole yuvarlanıyor. Savcı geliyor: “Yaz kızım Trafik Kazası.” Oysa bu bir intihardır ve evdeki kavgaya neden olanlar gizli katildir.
Kadın kocası ile tartışıyor. Koca, kadının onurunu kıracak sözler ediyor. Buna dayanamayan kadın kendini pencereden atıyor. Savcı geliyor “Yaz kızım, intihar.” Kadının ailesi bu duruma itiraz edip, “ölüme sebebiyet verdiği” gerekçesiyle damatlarından şikayetçi oluyorlar.
Türk Ceza Kanunu’na göre mahkeme karar veriyor: “Kadına yapılan hakaret ile kadının kendini pencereden atması arasında bir illiyet bağıntısı yoktur…” Yani intiharın gizli katilleri ceza kanunlarınca da korunmaktadır. Bu anlattığım olay, Yargıtay Ceza Dairesinin geçtiğimiz yıllarda aldığı bir karardır.
Ben lisede iken bir arkadaşım intihar etmişti. Öğretmen o arkadaşıma sınıfta öylesine hakaret etmiş ve küçük düşürmüştü ki, ertesi gün arkadaşım okula gelmedi. Ondan sonra hiç gelmedi… Kendini astığını çok sonra öğrendik.
Öğretmenin hakareti ile kendi yaşamına kıyması arasında illiyet bağıntısı yokmuş.
Her olayda illiyet bağıntısı bulan yasalarımız nedense intihar konusunda illiyet bağıntısı bulma kısırlığına düşmüştür. Ancak yasaların illiyet bağıntısı kuramadığı olaylarda dahi gizli katillerin çoğu vicdan azabu çeker.
Çünkü vicdan insanın biriktirdiği bir enerjidir. Bir inanın yaşamına son vermesine neden olmanın verdiği vicdanı rahatsızlık çok ağırdır.
Ancak bir çok gizli katil, katil olduklarının ilincie olmadan aramızda dolaşmaktadır.

İLLİYET BAĞINTISI ATEŞTEN GÖMLEKTİR
Yaşamına son vermeye neden olan olaylar araştırıldığında vahim sonuçlar ortaya çıkacaktır.
Basit örnekler. 10 yılda intiharlar neden %50 oranında artmıştır. Benim bunu şimdi araştırmaya gücüm yetmez. Ancak şunu biliyorum:
Özelleştirmelerden dolayı işsiz kalanlar arasında intihar edenler kaç kişidir ve bunda özelleştirmelerin payı ne kadardır?
AVM’ler veya Süpermarketlerden dolayı iş yapamayan esnafın kaç tanesinin ailesinde intihar olayları gerçekleşmiştir.
Atanamayan öğretmenler veya devamlı başka ile atanan, işten çıkarılan, mobbinge uğrayan insanlar arasında intiharların sayısı nedir? Buna sebep olan kimlerdir?
Yarış atına dönüştürülen ve sınavdan sınava koşturulan küçük yavrularımızın psikolojik olarak dengelerinin bozulmasının kabahatlisi kim veya kimlerdir?
Bankalar, kredi kartları, güvene dayalı kefaletler v.s bunları saymıyorum bile.
Bu listeyi uzatabilirsiniz.
Eğer illiyet bağıntısı yasalarımıza girerse siyasal yönetimlerde zor durumda kalır bu açıdan Kayseri’deki öğretmen sadece tecavüzden cezalandırılır. İntihara neden olmaktan değil.
Bu konuda söyleyeceklerim o kadar çok ki, intiharları görüp duydukça benim de bir parçam kayboluyor. Son olarak şunu söylüyorum.
İntiharın en acısı ve süreklisi “yaşama sevinci”nin öldürülmesidir. Yaşamımızı kirleten ve yaşama sevincini yok eden nedenlerle savaşmalıyız. İntihar ile geride kalan suçlu aklanır.
Çevreme bakıyorum, bu kadar yalancı, böylesine iki yüzlü, sözünde durmayan, niteliksiz insan arasında yaşamak esasında intihar etmektir.
Böyle bir ortamda yaşamak gerçekte intihar etmektir.
O nedenle intihar etmeyi yani bu toplumda inadına yaşamı seçiyorum.
(*) Yazı ilgi görürse “erkeklik koşumu takılmış erkeklerin” intiharı ile ilgili yazacağım.