Uzak geçmiş bir tarafa, henüz bitirdiğimiz yüzyılda bile birçok acı tecrübeler yaşanmış durumda. Hitler, Mussolini gibi mahlukatlar ırkçılık temelli sapkınlıkları ile hem kendi ülkelerini, hem de tüm Avrupa'yı kan gölüne çevirdiler.
Bu coğrafyada ise her şeyde uygar ülkeleri geriden takip edişimizin bir sonucu olarak hala ırkçı görüşlere sahip önemli sayıda bir insanımsılar kitlesi var. Batı’da bu tür yaratıklara deli gözüyle bakılırken ve ırkçı faşist örgütler marjinal kalmaya mahkum bir kaderle baş başa bırakılmışken ülkemizde yükselen bir ırkçılık dalgası mevcut.
Denebilir ki "Avrupa'da da yükseliyor ırkçılık. Ancak Avrupa’da demokrasi içinde kalınaarak icabına bakılmaktadır bunların. Hem Avrupa’da elde edilen refahın dışarıdan gelen unsurlarla paylaşılmaması psikolojisi de etkendir ırkçılığın kısmen yükselişinde. Ülkemizde ise dışarıdan bariz bir göçmen akını olmadığına ve paylaşılacak bir ekonomik refah bulunmadığına göre ırkçılık ideolojisi gayet ilkel, bayağı, iğrenç bir ayrımcılık konseptinde gelişmekte ve pek çok etnik kökenden oluşan Türkiye Cumhuriyeti’nin bütünlüğünü dinamitleme riski taşımaktadır. Sadece ve sadece bir etnik kökenden olduğu için kendini üstün görüp diğer ırkları aşağılamak iğrençtir ve insanlıkla bağdaşmayan bir psikolojik bozukluktur kanımca.
Bir ülkenin vatandaşlarını birbirine düşürebilecek insanların engellenmesi için ceza kanunlarında hatta anayasada düzenleme yapılması gerekmektedir. Düşünce özgürlüğünü kendi tiksinç görüşlerine özgürlük anlamında yorumlayan ırkçı-faşistler ise bu ayrımcılıklarının ve potansiyel olarak kan ve vahşet içeren görüşlerinin biz insanlar için söz konusu olan düşünce özgürlüğü çerçevesinde ele alınmayacağını bilmelidirler.
Not: Yazıda alıntı vardır