Tek isteğim kızımın adının bir caddeye verilmesi
Evet gerçekten zor bir röportajdı benim için. Vahşice öldürülen gencecik bir kızın annesine bu korkunç cinayetle ilgili sorular sormak durumundaydım. Kızının cansız bedenini bulduğu andaki hislerini, katili tanıyıp tanımadığını, yaşadığı acıları, nasıl ayakta kaldığını, bundan sonra bir beklentisi olup olmadığını…
Sordum hepsini mecburen. Benim için bu soruları sormak ne kadar zorsa Anne Meltem Yıldırım için de yanıtlaması o denli güçtü kuşkusuz. Ama küçük bir beklenti için, acılı annenin acısını bir nebze olsun dindirebilmek için ve hunharca katledilen Ayça’nın isminin bir caddede, bir sokakta yaşatılması umudu için bu röportajı yaptık. Bu acı dinmeyecek ama Ayça’nın isminin bir cadde ya da sokağa verilmesi belki acıyı hafifletici bir neden olacak.

Acı bir olay yaşadın. Acılarını kanırtmak istemem ama sormak zorundayım. Ayça’nın öldürüldüğünü nasıl öğrendin?
Evet canımı çok yakıyor ama ben bunu her an, her saniye yaşıyorum zaten. Hafta sonunu birlikte geçirdik Ayça’yla. Ve tuhaftır, o hafta sonu onunla sanki ayrılacakmışız ve birbirimizi bir daha göremeyecekmişiz gibi doyamadık birbirimize. Hayallerimizden konuştuk. “2015 yılı bizim olacak” deyip durduk. Pastacılık okuyacaktı Ayça. Çok sevdiği bir şeydi. Pastalar, börekler, çörekler yapıp arkadaşlarına, sevdiklerine sunmak onu tarifsiz mutlu ederdi. Meleğim çok özeldi, çok merhametli ve çok duygusaldı. Bu iyi niyeti kuzumun sonunu hazırladı. Öldürüldüğü gün birlikte çıktık evden, akşam yurtdışından gelen arkadaşlarıyla birlikte bir şeyler yapacaklardı. O gün onunla son kez birbirimize sarılacağımı bilemedim. Bilseydim daha çok koklardım, öperdim, o pamuk ellerini hiç bırakmazdım.

Öldürüldüğü gün kendisiyle görüşmüş müydün?
Öldürüldüğü gün onu rahatsız etmek istemediğim için aramamıştım arkadaşlarıyla beraberdi anne telaşından uzak bir akşamı olsun istedim. Ertesi gün akşam üzeriydi eve geçerken aradım telefonu kapalıydı. Hemen whatsaap görünümüne baktım. Bir gün önce 17:55’te son kez mesaj görünümü vardı. Panik oldum hiç yaptığı bir şey değildi. Kız kardeşini alıp evine koştum. Erkek arkadaşını aradım gelmesini söyledim, bir yakınımı aradım kızımın evinin önünde buluştuk.
Ve o dehşet manzara. Ayça’nın cansız bedeniyle karşılaştığın o korkunç an. Hatırlıyor musun o anları?
Yukarı çıktığımızda ayakkabısı kapının önündeydi. Kızımın içeride olduğunu hissediyordum. Çilingir getirttim kapıyı açtırdım. Kapı açıldığında huzursuzluğum arttı yatak odasıyla banyonun olduğu odanın kapısı kilitliydi. Bebeğimin erkek arkadaşı o telaşla kapıyı ayağıyla vurarak kırdı. O anı son nefesime kadar unutamayacağım. Cesaretim yoktu o odaya girmeye çünkü orada ne ile karşılaşacağımı biliyordum. O çığlıkların nedeni belliydi. Kızımın yaşadığını bilsem ne durumda olduğunu düşünmeden kucaklar hastaneye koşardım. Ama o artık yoktu uçmuştu bebeğim. Öteki dünyada kıyametin kopacağından bahsedilir ya asıl kıyamet evladının acısını görmekti. Benim kıyametim o gün koptu.
Sen katili tanıyor muydun? Görmüş müydün daha önce? Aklına gelir miydi o temiz görünümlü çocuğun aslında bir katil olduğu?

O canavarı tanımıyordum. Hiç görmemiştim adını çok sık duyuyordum. Ayçam ona acıyordu. “Annecim yazık ailesiyle sorunları var benden başka kimseyle dertleşemiyormuş babasından dayak yiyormuş” diyordu. Bir gün faceden resmine bakmak istedim merak etmiştim. Baktığım zaman rahatsız olmadım katile benzemiyordu. Keşke o resme bakmak yerine paylaşımlarına baksaymışım çünkü sağlıksız olduğu apaçık belliymiş, sonradan çok fazla inceledim her karesini… Kızıma içten içe platonik hastalıklı duygular besliyormuş. O sapığın kızımın gözündeki sıfatı kardeşti, ufaklıktı.
Haberlerde gördüğümüzde, gazetelerde okuduğumuzda sanki bizim başımıza hiç gelmeyecekmiş gibi düşünürüz. Ama gelip sizi bulabiliyor. Böyle acı bir son hiç senin aklından geçer miydi?
Hangi anne babanın aklına böyle bir son gelebilir ki! Korkularım vardı ama korkularım bu derece kötü değildi. Benim kızım özgür ruhluydu. Hayatı olduğu gibi yaşardı acısıyla tatlısıyla... Onun için insanlar da çok kötü olamazdı. Herkesi kendisi gibi zannederdi. O pırıl pırıl bir çocuktu. Benim ilk göz ağrım, arkadaşım, kardeşim, annemdi.

Bu süreci atlatmak çok kolay değil elbette. Ama bir kızın daha var ve atlatmak zorundasın. Nasıl olacak ya da nasıl oluyor?
Bu atlatılacak bir süreç değil Muratcığım. Bu olaydan sonra her şeyim yarım.. Sadece ben değil tüm ailemin, kardeşlerinin, babasının ailesinin eşinin hayatları anlamsız manasız.. Kızımla beraber hepimiz gömüldük. Bu acıyla hepimiz bir bütün olduk. Ama gerçek şu ki hepimiz tek tek verdik bu acının bedelini.. Kalabalık içerisinde yapayalnız olmak sessiz haykırışlar böyle bir şeymiş..
Ayça ailesinden ayrı tek başına yaşıyordu. Bu nedenle sanki biraz eleştirildin. Toplumun önyargıları var şüphesiz. Cinayetlerde artık “O saatte orada ne işi varmış” diye soran bir toplumuz. Bu konuda neler söylersin?
Kızımın neredeyse bütün arkadaşları şehir dışında okuyorlardı.Anne baba ayrı olunca toplumun önyargılarını anlatmaya gerek yok..O kadar düzgün bir hayatımız varken dahi gittiğimiz bütün evlerde kapı deliğinden gözetlendik.Boşanmış genç güzel bir kadın 2 genç kız..O kadar üzülüyorum ki Murat. Biz yetişirken el alem vardı annemin dilinde aman kızım el alem ne der o kadar üzülür ve kızardım ki.. Baktım ki yıllar sonra ben de tıpkı annem gibi olmuşum hep el alem yönlendirdi hayatlarımızı.. Çok kısıtladım belki, yalnız kız çocuğu yetiştirmek kolay değildi bunaldı kuzum.. Bir gün ‘annecim ben şehir dışında hem çalışıp hem okumak istiyorum’ dedi. Kötü oldum kuzumun bu şehirden gitmesini istemiyordum zaten ona hasret duyarak geçirmiştim yıllarımı bir kez daha olmasına izin veremezdim. Sonra ‘babamı ikna et burada 1+1 ev tutalım’ dedi.’Tüm ailem burada gelip gidersiniz hem başka şehirde olmaktan daha iyi değil mi annecim’ dedi. Belli ki evcilik oynamak, kendi ayaklarının üzerinde durduğunu göstermek istiyordu. Babasıyla konuştum baraj yolunda yol üzerinde 1+1 ev tuttuk bebeğime. Ondan 7 ay sonra da bu kötü olay geldi başımıza..Beni korkutan şu, yüz binlerce genç ailesinden uzakta başka şehirlerde başka ülkelerde yaşıyor her an ölümün pençesinde mi bir ruh hastasının fantezilerinde mi? Birkaç kız aynı evi paylaşsınlar ve kardeş gözüyle görmüş olsalar dahi güvenip kapılarını açmasınlar.Benim yavrumun aklının ucundan geçirmediği kişi katili oldu. Diğer kızımı gözümden sakınıyorum kimseye güvenimiz kalmadı bu güvensizlikle daha ne kadar nasıl yaşayabiliriz ki!!
Bölgemizdeki diğer kadın cinayetlerinde sanki kurumlar, yerel yönetimler, dinamikler daha bir ses çıkardı, daha bir sahip çıkıldı. Ayça’da bu birlikteliği neden göremedik sence?
Aslında canımı en çok acıtan şey buydu, kimsenin sahip çıkmamasıydı. Herkes kulaklarını tıkadı görmezden geldi. Anlayamadıkları bir şey var. Bu olay herkesin başına gelebilir, bugün öldürülen gencecik masum bir kız çocuğuydu. Bu ülkede kadın olmak gerçekten çok zor, işte bak her gün 5-6 kadın hiç günahı olmadan yok olup gidiyor. Burada herkese tek tek görevler düşüyor. Görmezden gelmek yarın başınıza geldiğinde ahlayıp vahlamak demek yani kuru gürültü. Yara hepimizin ve kanıyor merhem olmak varken omuz silkmek.. Belediye başkanına en yakın isimlerden sekreterinden özel telefonundan ulaşmaya çalıştım. Karşılığında lütfedip dönen olmadı. Benim mi onlara ulaşmam gerekiyordu o siyasetçilerin bana ulaşmaları gerekiyordu? Nerede bu insanlar kimin yanındalar? Kendi şehirlerinde en merkezi yerde canice bir cinayet işleniyor kimsenin umurunda olmuyor. Mersin belediye başkanına teşekkür ediyorum Özgeciği unutmadılar unutturmadılar.Tek isteğim kızımın adının bir caddeye verilmesi.. bunu çok istiyorum çünkü bunu birilerinin gözüne sokmak lazım. Benim kuzumda adıyla yaşasın..

