Din-inanç ve bazı kavramlar (3)

Dr. Ömer Uluçay yazdı

10 Mart 2016 Perşembe 08:56

Beşeri dinlerin bir kısmı genel kurallar halindedir ve toplumun idaresi, genel kabuller ışığında akli kurallara ve durumun gereklerine, ahlak-örf ve adet, gelenek-göreneklere ve yakın zamanda gelişmekte olan hukuk sistemlerine göre yapılmaktadır. Beşeri dinler, daha çok ahlak kuralları şeklinde olup bireyi davranışta seçme hürriyetine sahip ve rızayı esas görmektedir. Buna göre; gelişmiş örf-adet ve gelenek-görenek, hukuk oluşturmaktadır. Devletleşmiş toplumlarda bu unsurların tamamı birlikte bir sistem oluşturmakta ve hukuk sistemi içinde yönetim olmaktadır.

Beşeri dinler, ahlak dinleri şeklinde olmaktadır. Toplumsal dayanışma, birlik, yanlışın ıslahı ve iyilik tercih nedeni olmaktadır. Geleneksel ve toplumsal bir eğitim ile kurallar öğrenilmekte, sınanmakta, hak istenmekte, müeyyide uygulanmaktadır. Bedenin uzuvlarının önemi ve rolü, vazgeçilmezliği ne ise, birey de toplumsal yaşamda bu öneme ve role sahiptir. Birey toplumun bir parçasıdır, canıdır, eşit önemdedir, vazgeçilmezdir.

Halkın din ve inancı, kitabi olmaktan çok, pratiktir, tecrübeye dayalıdır. Ermişin, kâmilin, arifin, tarifin ve zarifin yetişmesi ve meydan bulması için törenler ve ziyaretler vardır. Sadece insanların değil, tümüyle doğanın, bitki ve suların, cümle hayvanatın korunmasını ister. Bu nedenle “sevgi ve saygı” esastır. Tüm yaratıklar sevgiye ve korunmaya değerdir. İnsan kendisine ve cümle çevresine karşı sevgi sahibi olmalıdır. Beşeri ahlakta feragat ve sadakat da esastır. Nesebin korunması şarttır, bu nedenle yanlış bağa girmek yasaklıdır, herkes kendi avucundan içer suyunu. Yalan, dedikodu, gıybet, hırsızlık, husumet yanlış hallerdir. Bunlardan sakınmak şarttır. Servetin belli ellerde birikmesi, haksızlıklara kaynak olmaktadır. Emeğiyle geçinen ünlüdür, şanlıdır, makbuldür ve hak sahibidir. Cömertlik güzel ve övgüye değer bir haslettir.

Beşeri din ve inançlarda insanların ermesi için çeşitli zor sınavlar yapılmaktadır. Kişinin kendi benliğini bulması ve arıtması amaç alınmıştır.”Kendini bilen Rabbini bilir” denilmiştir, eşit ve rıza ile katılmak istenmiştir. Bilenlerin eğitmesi için sıralanmış meydanlar açılmıştır. Halkın daveti ve ilgisinin devamı beklenmiştir. Toplantılarda katkı sunulmuş, sorunlar çözülmüş, güzellikler kabul edilmiş ve bunlar teşvik edilmiştir. Dua ve dileklerde önceki ermişlerden yardım istenmiş ve onların himmetiyle muratların hâsıl olması beklenmiştir.

  •  

Semavi Dinler, İlah kaynaklıdır ve İlah seçtiği bir Beşere dönemler halinde emir vermekte, ona ezberletmekte ve o da halka tebliğ etmektedir. Beşer burada bir vasıtadır, haberci ve postacıdır. İlah Melekleri vasıtasıyla kudretini icra etmektedir.

Semavi Dinde İlah; Tektir, doğmamış ve doğurulmamıştır, eşi-ortağı-benzeri yoktur, şekil ve mekândan münezzehtir, ezeli-ebedidir, rahman-rahim ve kahhardır, ilk ve sondur, kendi vardır, ilk hareket kendisidir, herşeyi var edendir, âlim-gören ve duyandır.

İlahtan Beşere gelen habere Vahy denilmektedir. İlhamdan farkı, Beşerin gönlüne doğan değil ve fakat ona bildirilen olmasıdır. Böylece zaman akışında gelen Vahy bir sistem oluşturmakta ve bu da din olmaktadır. Vahy yoluyla gelen hükümlere Ayet denilmektedir. Bunların yazılması ve tertiplenmesiyle de dinin-sistemin kutsal kitabı oluşmaktadır.

Kendisine Kitap indirilen Beşere Resul ve kitap içinde öncülük yapacak kişilere de Nebi denilmektedir. Bu sistem içinde olan kâmil kişiler, arifler ve veliler de vardır. Bunlar sistemin anlaşılmasına, yayılmasına, uygulamalara nezaret eder ve öncülük ederler.

Beşeri Din sisteminin sonunda 3.Zerdüşt (MÖ.650); Tek İlaha inandığını ve bunun Münezzeh olduğunu, Melekleri vasıtasıyla kudret icra ettiğini, Vahy yoluyla kendisine Ayetler indirildiğini ve bunları bir mağarada itikâfta bulunduğu sırada yazdığını ve böylece Avesta Kutsal Kitabını tamamlayarak Zerdüşt Dinini tebliğ ettiğini bildirmektedir. Bu dinde; dünya ve Ahiret hayatı, Rahman-Şeytan, ibadet, itikat, muamelat, müeyyide, helal-haram ve ahlak kuralları, toplum yaşam kuralları, Sırat Köprüsü, Mahkemeyi Kübra, haşr vd hükümler vardır. Dinler tarihi bunları daha ayrıntılı olarak aktarmaktadır.

Semavi Dinlerin Resulleri; Hz. Musa-Tevrat, Hz. İsa-İncil, Hz. Muhammed-Kur’an peygamber ve Kutsal Kitaplarıdır. Ayetler, dogmadır, değiştirilemez, her zaman geçerlidir. Her Ayet aynı önemdedir, Kitap bir bütündür. Buna Rağmen Tevrat’ın, İncilin ve Kur’an-ın tertibinde zamanında münakaşalar olmuştur. Ama günümüzde inanırları bunları Resulün söyledikleri olduğuna iman etmekte ve şüpheyi dini terk olarak değerlendirmektedirler.

Ben-i İsrail Babil’de sürgüne gönderilip tekrar Kenan ülkesine dönünce Torayı yeniden düzenlediler. Hz.İsanın söylediklerini dört Havarisi konuyu paylaşarak yazdılar ve böylece bir bütün olan İncil dört kısımdan oluştu. Kur’anın tevkifi tertibinin yapıldığına inanılır ve eldeki-revaçtaki Kur’an bu şekildedir. Bunun yanında Surelerin ve Ayetlerin iniş sırasına göre de tertipler vardır. Ayetler-hükümler istisnasız aynıdır.

Kurucuların bildirdiği din-sistemlerinin Kutsal ana Kitapları yanında, kurucunun söyledikleri de ikinci derece kutsaldır. Bunun yanında kurucunun yaptıkları, yaşama tarzı, davranışları, ahlakı dindarlar için örnek kişilik oluşturmaktadır ve taklit makamıdır.

Semavi dinlerin dünya tasavvurları-yaratılış, ilah-kul ilişkileri ortaktır. İbadet, muamelat ve diyanetinde farklar içerir. Bu da, dinin inzal olduğu dönemi gereklerine ve bilgi düzeyine, muhatap aldığı toplumun gelişmişlik düzeyine göre farklı olmaktadır.

Beşeri-Semavi dinlerin kutsamaları, imanları aynıdır. Herbiri kendi inancında mutludur. Arada kültüre göre rekabet ve çatışma olmakta, Herbiri kendi inancını üstün görmekte ve cebren bunu temin etmeğe çalışmaktadır. Bu da dinler ve alt kimlikleri olan Mezhepler arasında savaşlara-ölümlere neden olmaktadır. Toplumda birçok bireysel tercih ve menfaat din kisvesi altında meşruiyet kazanmaktadır. Din adına yapılan savaşların altında bireyse-toplumsal menfaat vardır. Hiçbir din, kişileri zorla inanmağa davet etmemekte ve diğer dinlerle savaşmayı emretmemektedir. Dine davet kılıçla değil güzel ahlakla olmalıdır.

Bu noktada İslamiyet’in din-inanç hürriyet anlayışı ve diğer dinlere-inançlara karşı tutumu başka bir araştırma-sohbet konusudur. Ancak burada bir noktaya işaret şart: Kitabi çıkarımlar ile uygulama ve sonuçları farklı olmaktadır. Bu ayrışmanın nedenlerini saptamak ve bunları tevhit etmek şarttır.

 

[1] http://www.canaktan.org/hukuk/insan_haklari/yirminci-yuzyilda/din_veya_inanca.htm

Coşkun Can Aktan  vd. (Ed.) Haklar ve Özgürlükler Antolojisi, Ankara: Hak-İş Yayınları, 2000.

 
http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.