"Bu dünya bir değirmendir"

Dr. Ömer Uluçay yazdı

12 Mart 2016 Cumartesi 09:31

Yunus Emre söylüyor ki "bu dünya bir değirmendir", nice beyleri, paşaları, maşaları, zengin ve zadegânları öğüttü. Çok da öğüt verdi ama tutan az oldu. Değirmen hala insan öğütür, onun pençesinden kurtulan az olur. Kimse gücüne güvenmesin. Felek her mahlûkun hakkından gelir ve onu Rahmana götürür.

Kimi amelleriyle değirmenin kovanından pervanesine indi, burda semaya durdu ve çevredeki toprağa-insanlığa atlayıp yeniden yeşerdi, don değiştirdi, ekilip biçildi ve yeniden insanlığın hizmetine durdu. Onun zaten adı, ünü vardı, bilenler onu tanıdılar, tadını, rengini, sözünü bildiler. Bunlar, yeni nesillere de rehber oldu ve onları selamete erdirmeğe gayret etti, emek verdi.

Bu değirmen, Feleğin döngüsüdür, herkes sıraya tabi, sıra belirsiz, ama gelecek, bu belli. Neylersin, boyun büker, teslim olur, sunakta vaziyet alırsın. Ötesi itikat ve imandan ibaret. Ordan, bunca senedir daha gelen olmadı, bir haber işiten olmadı, gizli-açık gören olmadı, işiten olmadı. Ama kimse "yok" da demedi. En iyisi inanmak, sürüden ayrılanı kurt kapar. Tevekkeltü Taalallah.

En iyisi, bir kuş olup ötmek ve bir kenara geçip uçmak. Ama kader başka seyreder, bakarsın kapana düşer, kelleyi verirsin, ses-seda biter, kazanda pişer, damağa tad verirsin. Kimi etine, kimi rengine ve bazısı da ötmene ve uğuruna inanır. Kafeslerde seni öttürür, bakarsın gelenlerin falına baktırır, seninle para kazanır. Özgürlük kokan ötmelerin, sahibine mana ve keramet gelir, etrafını iknaya ve paraları toplamağa çalışır. Bu kafeste neslin tükenir, nihayet birgün bir kedinin ağzında kurtulursun bu ezadan. Sahibin sana değil de kaybolan paracıklara üzülür. Bir garip çarktır bu, döner durur, Feleğin güvenilmez çarkı.

Birgün birisi nurunu, harını bırakır kalbine de yanarsın, sessiz ve dumansız. Söylemeğe çekinirsin, yer değiştirir, huy değiştirir, bunu savmak istersin, olmaz. Daha da beklersin ve nihayet harekete karar verir de gümanlı yerleri ararsın, gizliden haber salarsın. Cevap hemen gelmez, Fal bakarsın, dal bükersin, sevdadan türkü söylersin, boşalmaz gönül deryası. Beden yorulmak bilmez, umuttan kesilmek hiç olmaz. Öyle ise aramalı. Bura senin, ora benim, her elde, her dilden söz dinlersin, soğuk içer, sıcak yersin. Ama doymak nedir bilmezsin. Dön babam dön. Yollara düşer gidersin, âşık olur söylersin, yele yoldaş olur tozarsın, suya karışır çağlarsın. Ve daha nic olacak benim bu halim?

Sonunda bir noktada karar kılarsın. Ama nazar mümkün olmaz da dil dökersin. Gecenin tam karanlığında bir ay doğar gölüne ve bu anı beklersin. Bir hışıltı, bir köpek havlaması, pencerenin önünden kaçarsın. Sonra buna ar eder de vazgelmek istersin, olmaz. Bir kısır döngüdür, gün doğar, gün batar, devam edersin.

Nadiren vuslat olur ve hep bunu hayal edersin. Soğuk-sıcak dinlemez aşk ateşi, harlıdır her zaman ve ter silersin. Sonrasında ne meslek kalır, ne ekmek, ne ar kalır ve nede hayâ. Bir Şeyh-i Senan olur domuz otlatır ve şarap içersin. Ve bir güzel olup demir şebekelerden görünür o dilber, o sevgili, dini-imanı terk eder de ona dönersin. Ve terk edip gidersen, ardına düşer gelir de onunla geçmişi hasbi hal edersin. Sevgilinin çoktur, rengi, hüneri ve fenni. Sana da böyle görünmüş demek ki. İşte böyledir aşk şarabı. Bir içtin mi ayılmasan gerektir. Kimine sohbet, kimine ahret, kimine gerçek ve kimine suret gerektir.

İşte bu noktada;

Adımız miskindir bizim

Düşmanımız kindir bizim

Biz kimseye kin tutmazız

Kamu âlem birdir bize

Yunus'tur böyle söyledi ve dahi ekledi; aşk yağmuru gönül atlasından yağar sevenlerin üzerine. Cümle varlık rahmet bulur bununla. Öyle ise cümle dualar makbuldür, ibadetler rahmetli ve bereketli. Ama bir kez bir gönül yıktı isen, geri boştur dost, laf-ü güzaf.

Bu konuda gümana düşüp sordular Yunusa: "Gönül mü yücedir, yoksa Kâbe mi?" dediler. Yunus, coşkun sel gibi taştı, seddi-bendi kattı-gitti. "Behey arif, bilmez misin ki Kâbe, Hz. İbrahim'in yapısıdır. Gönül ise Hz. Allahın nazargahıdır. Kıyas bile gariptir." Durup düşünmeli, ezberle olmaz, kişi gerçeğe varmalı.

Ve Hayy Allah! Yücesin, bahşedersin!

Merhum Burhan Toprak, 1950'lerde Yunus Emre'nin Divanını inceledi ve yayınladı, yazılanlara eleştiri ve katkı sundu, bunu başka ünlü sofuların dedikleriyle kıyasladı, Divanı duruladı ve kısmen sadeleştirme ile yayınladı. Kitap çok hacimli değil. Daha sonra bunu, Eskişehir Belediyesi de yayınladı.

 Takriben 25 sene önce derin derin okumuş ve üzerinde düşünmüştüm. Kitap ince idi, ama aylarca ve gayrete rağmen birkaç sayfada dolaştım, durdum. Her okumada farklı hallere vardım. Dr. Ruşen Bey diye Adana SSK Hastanesinde Cerrah bir meslektaşım vardı. Onun ilgisini çekmiş ve sordu: "Yahu abê, nedir bu elindeki, bakıyor ve kafanı havaya dikip düşünüyor, arada tekrar kitaba bakıyorsun? Ne kitaptır bu?" Dedim ki "Yunus" ve kitabı gösterdim.

Hemen de satırı okudum: "Bir ben var bende, benden içeru". Buyur, konuşalım. Dr. Ruşen Bey oturdu ve ciddileşti, hekim yorumlamasıyla gayrete düştük. Bir saat kadar konuştuk. Ertesi gün, vizite çıkmadan tekrar kısa konuştuk. Hastaları muayene ve tedavi ettik ama biz de tedavi için Yunusa geldik. Aylarca konuşmamız devam etti.

Demem o ki Yunus bir aynadır, herdem farklı gösterir. "İki anı aynı olan zarardadır" ayetini ispat ederdi bize.

Arı-duru bir dile çevrilmiş Yunusun Divanı. Söz açık ama sırlı, ustası farkına varacak. Sonra bunun şerhleri, açıklamaları, dil ve tasavvuf bakımından incelemeleri yayınlandı.

Bir de Burhan Toprak hazırlamasıyla varalım Yunusun divanına.

Hak görüp Hak söylemek nasip olur işallah.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.