Hayvan olmak bazen insandan daha değerli bir lütuftur…
Eğer ki reenkarnasyon ’un sırrı çözülmüş olsaydı ben herhalde bundan önceki yaşamımda bir “Leylek” veya “Somon Balığı” idim…
Daima hareket halinde olan, göç etmek için karşı konulmaz bir istekle dolu oluşumu başka izah edemiyorum.
Nazım Hikmet, cezaevindeki ruh haline neden olan koşulları şöyle tanımlamıştır;
“Belki bu hâlin
fizyolojik, psikolojik filân izahı vardır.
Belki de sebep buna
bana aylardır
kendi sesimden başka insan sesi duyurmayan
bu demirli pencere
bu toprak testi
bu dört duvardır...”
Nazım’ın çevresi fiziki olarak dört duvarla çevrilmişti.
Ama ruhu ve düşünceleri;
“Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim..” bizim diyecek kadar uzak ve bize yakın coğrafyalara davet ediyordu.
Bazen kendimi, dört duvar arasında hissediyorum. O an beynimdeki jandarmaya bir çatışmaya giriyorum.
Zihnimde, benim özgür dünyamı kısıtlayacak har türlü silahlı güce karşı koyuyorum…
Bana sürekli emir veren, yaşam koşulları, yaşlılık, geçen zaman, amaçlar ve umutlarla bir savaşa giriyorum.
İşte o zaman bütün gücümü memleketimi coğrafyasında gezinerek elde ediyorum.
Geride kalmış bir leylek ailesine el sakllıyorum, Fadıl yolunda…
Çiçekli Köyü girişinde göçerlerle ruhumu birleştiriyorum; ama nafile, onların yaşamı için bir şey yapamamanın çaresizliği içinde Tülü Köyü üzerinden kendimi Karayusuflu Köyü’nün huzur veren Seyhan Kıyılarına atıyorum…
Leylekler demiştim…
Leylekleri alabildiğine kıskanıyorum…
Hani insanlar hayvanlardan daha akıllı idi…
Ben bu güne kadar – kendim dahil – öyle bir insanla karşılaşmadım.
Hayatını, bir otomobil için feda eden bir kaplumbağa görmedim;
Üç kuruş alacağı için hem kendi hem de borçlunun şeref ve haysiyetini ayaklar altına alan bir kurt da tanımadım.
Eşini, öldüren bir it, çocuklarını terk eden bir zebra görmedim.
Hiçbir hayvan “Banka” kurup, katakulli yaparak hemcinslerini dolandırmamıştır.
Eğer bunlar akıllılık ise, “yaşasın delilik…”
Elbette bana bunları yazdıran da akıldır; iyilik yapan, düşmüşe yardım eden, adaleti sağlayan erdem, hakkı gözeten yönetim anlayışı da aklın eseridir.
O zaman benim “divane ruhum” şöyle diyebilir;
İnsan akıllı hayvandır ama bir koşulla…
Aklını insanlık için kullanan, insanlığın yaşamını kolaylaştırmak için kullananlar hayvanlardan ayrılır…
Gerisi,
Tabi ki anlayana sivrisinek…
Benim gezgin ruhum bu yazıyı yazdığında Anıt Kabir civarında dolanıyordu…