Kralların vicdanı ve demokrasi

Sedat Memili yazdı

18 Mart 2016 Cuma 09:08

KRALLARIN VİCDANI VE DEMOKRASİ

Eskiden krallar, inandıkları Tanrı adına tahtta hüküm sürerlerdi.

Halka hesap vermekten değil, Tanrılarına hesap vermekten korkarlardı.

Bu korku onları, adil bir kral yapmaya yönlendirirdi.

Kral, daima vicdanında hissettiği Tanrısı’nın yeryüzündeki temsilcisi olduğunu unutmazdı.

Halk ise krallarının sahip olduğu bu egemenliğin ona Tanrı tarafından verildiğine inandığı için koşulsuz itaat ederdi.

İyilik yapacak kadar güçlü olan Tanrı, kötülük yapacak kadar da güçlüdür.

Egemenliği Tanrısı adına kullanan Kral’ın da güçlülüğü bu düşünceden kaynaklanırdı.

Tanrı’nın bunca yetkisini taşıyan Kral, “Tanrı” mertebesinde olabilir miydi?

Bu uygarlıklara göre değişirdi…

Mısır medeniyetinde Firavunlar, Tanrı gibi kabul edilirdi.

Ancak Hitit medeniyetinde krallar, ancak öldükten sonra Tanrı mertebesine yükselirlerdi.

Bu açıdan Hitit Kralları yalan söylemezlerdi ve dürüst olurlardı.

Çünkü, öldükten sonra Tanrı olabilmeleri için, yaşamlarında adaletli, halkına saygılı, onları koruyan, yalan söylemeyen, kamu malını halkının ve Tanrısının malı sayarak kendi zimmetine geçirmeyen bir yönetim sergilemeleri gerekirdi.

Halk, Kralın, Kral olmasında kendi payları olmadığını bilirdi.

Bu nedenle Krallık ve tasarrufları üzerinde bir hak talebinde bulunmazlardı.

**

Bu noktaya kadar tarihi gerçek bu… Bu noktadan sonra olanlara bakalım.

Artık, krallar yok, onun yerine yönetici var.

Demokrasi, kralların Tanrı tarafından atanmışlığını ortadan kaldırıp, halk tarafından seçimini getirdi.

Böylelikle, yöneticinin inandığı Tanrıya karşı vicdanında var olan korku ortadan kalktı.

Öyle ya, yönetici Tanrı tarafından atanmadığı için neden kendini Tanrıya karşı sorumlu hissetsin ki?

Ama ahlakçılar bas bas bağırır; “Allah’tan kork! Vicdanlı ol!”

Olabilir mi? Olamaz. Çünkü;

Çünkü günümüzde bir kişi yönetici seçilmek için “Tanrıya değil, paraya” ihtiyaç duymaktadır.

Pere ile elde edilmiş bir egemenlik hakkı, ancak yine paranın gücü ile devam edebilir.

Ayrıca, bu sistemin ortağı olan seçiciler (dikkat edin seçmenler demedim), bu işlerin parayla döndüğünü bilirler. Yönetici, ancak bu seçicilere karşı kendini sorumlu hisseder.

Yöneticinin muhatabı, seçilerin önerileri ve yarı dolandırıcı zenginlerdir.

Gelelim Halkın anlayışına.

Halkın bir kısmı, verme gücünü elinde bulunduran iktidardan pay almak için beklentiye girer ve o açıdan sesini çıkarmaz. Hatta, ağzı laf yapanlar yalanır durur…

Bir kısmı, zaten egemenlik hakkında küçük pay almıştır, (memurdur, çalışandır vs)) bu nedenle o da sesini çıkarmaz.

Bir kısmı da, uyu uyu yat uyu; haberi bile yok.

Bir kısmı, tevekkül içinde, yöneticisinin ne kadar inançlı olduğuyla avunur.

Başka avunanlar da var; kötü yöneticinin öteki dünyada cayır cayır yanacağı düşüncesiyle avunur…

Her şeyin farkında olanlar çaresizdir; henüz örgütlenmeyi becerememiştir…

İşte bu başıboşluk sistemine demokrasi diyorlar…

Yani? Yanisi şu; Evrensel bilinç düzeyi düşük toplumlarda demokrasi, ortak felaketin ortak kararla alınmasıdır.  

Yaşasın demokrasi! 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.