Cumhuriyet Halk Partisi Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’le ülke ve Adana’nın sorunlarını konuştuk. Terörün bitmediği, ekonominin iyi gitmediği, dış politikanın eleştirildiği bu ülkenin hükümet partisinin tüm bunlara rağmen yüzde 50’nin üzerinde nasıl destek alabildiğini sorduğumuz Tümer, “Bu durum Suriye’de de böyleydi, Irak’ta da böyleydi. Mısır’da Mübarek böyle geldi. Korku, baskı ve ekonomik sıkıntılar halkı otoriteye bağlıyor” dedi.
Terör bu ülkenin gündeminden hiç çıkmayan bir konu. Güneydoğu’daki operasyonlarla terörün kökünün kazındığı, hendeklerin kapatıldığı vs söyleniyor. Bu ne derece inandırıcı?
.gif)
Bunlar tabi ki çözüm değil. Terörün beslendiği odaklar yok edilmediği sürece, terörün merkezine darbe vurulmadığı sürece terörün bitmesi mümkün değil. Teröristlerin tamamını öldürseniz bile terörü bitirme şansınız yok. Çünkü öldürülenlerin ana babaları, kardeşleri, çocukları daha büyük bir nefretle donanacak ve ülkeyle olan gönül bağları kopacak. Böylece terör devam edecek. Devlete karşı ayaklanan, silahlı mücadeleye giren herkes teröristtir. Ama bunlar da TC vatandaşı. Nasıl bu hale geliyorlar onu bilmek lazım. Keşke iktidar bunları çözse ve etnik, mezhepsel ayrımcılık kalksa.
Terörün bitmediği, ekonominin iyi gitmediği, dış politikanın eleştirildiği bu ülkenin hükümet partisi tüm bunlara rağmen yüzde 50’nin üzerinde destek alabiliyor. Böyle bir sonuç tuhaf gelmiyor mu size?
Bu durum Suriye’de de böyleydi, Irak’ta da böyleydi. Mısır’da Mübarek böyle geldi. Korku, baskı ve ekonomik sıkıntılar halkı otoriteye bağlıyor. Şimdi beğenilmeyen 12 Eylül Anayasası da o zamanlar yüzde 92 oranında destek almıştı. Bu desteği de bu toplum verdi. Bu nedenle rakamlar bir gösterge değil. Önemli olan azınlıkların rahat nefes aldığı, özgür olduğu bir ülke yaratılması. Bunu sağlayabilirsek başarılı olabiliriz.
Adana’nın bir bakanı ve 14 milletvekili var. Ancak yatırımlar Gaziantep’e, Konya’ya kayıyor. Nasıl yorumlanabilir bu durum?
Bu tabi daha öncesinden alınmış kararların sonucudur. Bölge adliye mahkemesi mesela. Biz görüşmeleri yaptık. Maalesef bölge idare mahkemesini kaybettik. Daha önce yerinde gereken tepki gösterilmediği için Konya gibi bir yere sağlamış olduk. 10 bine yakın dosya Konya’ya taşındı. Adana’daki avukatlar için de ciddi ekonomik kayıp. Gündemde tekrar geri gelmesi konusu var bunun için çalışıyoruz. -(1).gif)
Size göre erken seçim olma ihtimali var mı?
Türkiye yeni bir seçimi kaldıramaz. Saraydan gelen bilgi de seçimin olmayacağı yönünde. Zaten sadece anayasayı değiştirip başkanlık sistemine geçiş anlamında yapılacak bir seçim. Parlamento anlamında sıkıntı yok. Yapılacak bir erken seçim rejimin değiştirilmesi anlamında bir seçim olur ki ülke bunu kaldıramaz. CHP’nin tüm örgütleri her an seçim olacakmış gibi çalışmalarını sürdürüyor. Adana’nın tüm ilçelerinde yapılan danışma kurullarımız bu çalışmalara ivme kazandırıyor. İl, ilçe, kadın ve gençlik kollarımızla, milletvekili arkadaşlarımızla Adana’yı karış karış gezmeye özen gösteriyoruz. Ülkedeki tek adam anlayış ve yönetiminin, kin ve nefret duygusunun halkımıza kazandıracağı bir şey olmadığı anlaşılmıştır. Aksine evlere ateş düşmekte, ülkemiz ekonomik ve sosyal olarak buhrana sürüklenmektedir. Erken seçim olacağını düşünmüyorum ancak hükümeti yöneten sayın Cumhurbaşkanı’nın önümüzdeki günlerdeki tavrının nasıl olacağını da kestiremiyorum.
Artık Ankara’nın kalbinde hilafet istiyorlar. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Halifelik bildiğiniz gibi başlangıçta siyasi bir yönetim erki idi ancak sonradan siyasi-manevi bir otoriteye dönüştü. Türkiye, laik-demokratik bir Cumhuriyet modeliyle yönetilmek zorundadır. İnsanları; dini, dili, mezhebi, ırkı ya da rengine göre değerlendirmek orta çağ karanlığında kalmış. Ancak üzülerek belirtmeliyim ki; Türkiye’de yabancı bir akademisyenin yaptığı araştırma korkunç detaylar içeriyor. Araştırma sonucunda ‘kızımı başka partili ile evlendirmem’ diyenlerin oranı yüzde 83. ‘Başka bir partili ile iş yapmam’ diyenler yüzde 78, ‘başka bir partili ile komşu olmam’ yüzde 76, ‘çocuğumun başka bir partili ile arkadaşlık etmesini istemem’ diyenlerin oranı da yüzde 73 olarak gerçekleşmiş. Yıllardır anlatmaya çalıştığımız tehlike araştırma sonucuyla da ortaya çıkıyor. İnsanların ötekileştirildiği ve inanç üzerinden siyaset yapılan bir süreci yaşıyoruz. Demokrasiyi benimsemiş toplumun tüm kesimleriyle bir arada olmaya özen göstereceğiz. İnsan hak ve özgürlüklerini savunmaktan çekinmeyeceğiz. Türkiye’nin hak etmediği bu kötü tabloyu sileceğiz.
Türk toplumunun Cumhuriyet’in anlam ve önemine uygun, sağduyuyla hareket edeceğine yürekten inanıyorum. Cumhuriyet’e bağlı halkımız Cumhurbaşkanı veya Başbakan’ı belirli yetkilerle, belli bir süre için göreve getirmiştir. Egemenlik hakkı belli bir kişi veya aileye ait olamaz. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, ‘Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.’
.gif)
Adana işsizliği ve yoksulluğu nasıl yenebilir?
İşsizlik elbette sadece Adana’nın sorunu değil ancak kentimizin Türkiye’nin işsizlik şampiyonu olmasının da birçok nedeni var. Binlerce kişiye istihdam sağlayan fabrikalarımızın birer birer elden çıkması işsizliği tetikleyen en önemli unsur. Göçle gelen vatandaşlarımızın geçmiş yıllardan bu yana ekonomiye adapte edilememesi de başka bir neden. Kaldı ki mevcut işsizlik nedeniyle insanlar artık Adana’ya göç yerine Adana’dan göç ediyor.
Örnekleri sıralayabiliriz ancak işsizliği ve yoksulluğu yenebilen ülkelerin modellerine bakmamız gerekiyor. İşsizlik kent yöneticilerinin tek başına çözebileceği bir sorun olmaktan çıkmış. Öncelikle merkezi idarenin kentimize artık şaşı bakmaması gerekiyor. Kamu yatırımlarında sıfır çeken Adana’ya Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın verilmesini önemsiyorum. Sayın Bakan’la ilk geniş katılımlı toplantının bir çıkış yolu olmasını diliyorum. 11-12 Mart’ta Adana’da Bakan, milletvekilleri, kentin ekonomik kurmayları, belediyeler ve sivil toplum örgütlerinin katılacağı proje çalıştayından işsizliğin asgari düzeye indirgenmesi adına önemli sonuçlar çıkmasını ümit ediyorum.
Öte yandan asgari ücretteki vergi yükünün işverene bindirilmesi nedeniyle yurdun birçok yerinde işçi çıkışları yaşandığına tanık oluyoruz. Başta narenciye üreticimiz olmak üzere çiftçimiz de belirsizliklerle dolu bir süreç yaşıyor. Kentin özellikle kırsal kesimlerinde tarım arazilerinde sulama sorunu yaşanıyor. İşsizliği önlemeye çalışırken işsizler ordusuna yenilerinin eklenmesine de engel olmak zorundayız. Üreticisiyle, çiftçisiyle, esnafıyla örgütlü bir toplum haline gelebilmek, kendi sorunlarını konuşan, çözüm arayan bir yapıya kavuşmak geleceğimizi ve işsizliğin azalmasını yakından ilgilendiriyor.
Kent merkezinden kırsala kadar gittiğiniz yerlerde insanlar en çok ne talep ediyor, hangi sorunlardan yakınıyor?
.gif)
Vatandaşlarımız en çok işsizlikten şikayetçi. Kırsal kesimde özellikle genç işsizlik hakim. Tarım ürünlerini değerinden satamaması da çiftçimizi büyük sıkıntıya sokuyor. Bütünşehir Yasası kapsamında mahalle statüsü verilen köylerimizin durumu içler acısı. Yol, su, temizlik ve sosyal tesis sorunu had safhada. Çocuklarımız ve gençlerimiz okul dışında kalan bölümlerde mesleki ve sportif etkinliklere yönelmek istiyor. Genç kadınlarımız meslek edinmek, çiftçimiz mazot ve gübre desteği istiyor.
İktidar politikaları, tarımın başkenti olan Adana’da tarımı nasıl etkiledi?
Tarımın başkenti konumundaki Adana’da maalesef çiftçinin alın teri heba ediliyor. Bereketli topraklarda yetişen ürünler ya değerinden satılamıyor ya da tarlada, bahçede kalıyor. Narenciyenin yüzde 40’ını üreten bölgemizde Rusya krizi nedeniyle ihracatta sert bir düşüş yaşandı. TÜİK verileri de krizin olumsuz etkilerini net olarak ortaya seriyor. Çiftçimizin girdi maliyetleri sürekli bir artış gösterirken devlet destekleri hep geri planda kalıyor. Çok önemli bir konu ise birinci sınıf tarım arazileri kentsel dönüşüm kılıfıyla yok ediliyor. Tüm dünyada gıdaya erişimin güçleştiği günümüzde tarım topraklarımızın peşkeş çekilmesi, tarım ürünlerinin değersiz kılınması iktidar politikalarının yanlışlığını da gösteriyor. Tüm komşularımızla ciddi sorunlar yaşıyoruz ve bu sorunlar tarım ürünleri ihracatımıza büyük darbe vurmuş durumda. Öyle ki, Rusya’ya geçen yıl Ocak ayında 315 milyon dolar tarım ürünleri ihracatı yapılırken bu yılın Ocak ayında rakam 208 milyon dolara gerilemiş. 107 milyon dolarlık düşüş ülkemizin ve bölgemizin kaldırabileceği bir durum değil. Rusya dışında yeni pazarlar bulunamazsa Türkiye’nin yüzde 40 oranında turunçgil ihtiyacını karşılayan bölgemiz üreticisini çok daha büyük sorunlar bekleyecek.
.gif)
.gif)