SİNEKLER VE CAMLAR
Sykes-Picot Anlaşması ile ilgili yazımın 2. Bölümüne bir misal ile başlamak istiyorum:
Pencerelerde dışarı çıkmak veya içeri girmek için bir sineğin beyhude çabasını hepimiz görmüşüzdür. Camı fark etmeyen sinek, devamlı cama çarpar. Bu çarpmalar esnasında sinek, bilinçsiz olarak karşıya geçecek bir boşluk arar. Sinek, ancak bir boşluk yakalarsa karşıya geçebilir.
Avrupa’nın Türk ve İslam medeniyetleri üzerine yaptığı saldırılarda buna benzemektedir. Türk ve İslam dünyasını koruyan cam, Özgür bir millet olma ruhu ve ortak İslam inancıdır. Avrupalı, tankıyla, topuyla, tüfeğiyle sınırlarımıza dayandığı zaman işte göremediği bu cama çarpmaktadır.
Kut’ul Amare’de öyle olmuştur, daha birkaç gün önce 101.nci yılını idrak ettiğimiz Çanakkale Zaferi’nde öyle olmuştur.
Gelip başını, kenetlenmenin ve birlikte olmanın camına çarpmıştır.
Sinek, bilinçsiz bir böcektir. Bilinçsiz bir şekilde camda boşluk arar. Ancak, Avrupa Devletleri, camda boşluk aramak yerine bu boşluğu kendileri oluşturma metodunu seçmişlerdir.
Türk ve İslam devletlerini koruyan bu cam kırılmadıkça, Avrupalı başarılı olamamıştır, olamayacağını öğrenmiştir.
Türk ve İslam dünyasını ayrıştıran unsurları besleyip durmuşlardır.
Özellikle kendi aralarında yaptıkları anlaşmaları yaşama geçirmek için Mark Sykes gibi Osmanlı Devleti düşmanı kişilerin peşine takılmışlardır.
Adını görüşmeleri yürüten İngiliz Sir Mark Sykes ile Fransız Albay George Picot’dan alan gizli Sykes Picot anlaşması 1917’de Rusya’da iktidarı ele geçiren yeni Sovyet Hükümeti, Çarlık tarafından yapılmış tüm gizli anlaşmaları kamuoyuna açıklamasaydı belki de hiçbir zaman bilinmeyecekti…
İfşa olunduğu tarihten buyana 20. Yüzyılın şüphesiz en gizemli ve en ünlü anlaşması olmayı başaran metni hazırlayanların ikiside eğitimli ve aristokrat sınıftan geliyordu… Her ikiside Ortadoğu halkları için en iyisini Avrupalı emperyalist güçlerin bileceğine inanıyordu… Her ikisinin de Ortadoğu Ülkeleri hakkında ziyadesiyle derin bilgilere sahiptiler
Adı sık sık geçen Mark Sykes kimdir, ana hatları ile ona bakalım:
Mark Sykes, Katolik ve zengin bir aileden gelmektedir. 1911 yılında Avam Kamarası’na seçilmiştir. Cambridge Üniversitesi’nde okuduğu yıllarda defalarca Türkiye’ye gelip gitmiştir…
Dört yıl İstanbul’da İngiliz Elçiliği’nde çalışmış, 1914 yılının yaz ayında dönemin İngiliz Başbakanı Winston Churchill’e mektup yazarak, “Osmanlı Devletine Karşı” çalışabileceği bir iş istemiş, “yerlileri ayaklandırabileceği, ağa ve şeyhleri İngiltere tarafına çekebileceğini bildirmiştir. Bu önerisi kabul görmüş ve Ortadoğu’yu bilen bir uzman olarak Savaş Bakanlığı’na ataması yapılmıştır.
O dönemde Osmanlı Topraklarının parçalanması konusunda çalışmalar yürüten “de BUNSEN” komitesine katılmıştır. Bu komiteye Osmanlı Devleti topraklarının İngiltere lehine nasıl parçalanacağı konusunda raporlar vermiş görüşler bildirmiştir.
Yakın tarihimizin en enteresan kişiliklerinden biri olan Sykes’in Türkiye’ye ve Türklere karşı köklü bir düşmanlık beslemiş ve yaşamını Osmanlı Devleti’nin parçalanmasına adamıştır.
Avam Kamarası’nda kendi önerisine karşı çıkan ve tutumu ile Türkiye’yi destekleyen Parlamento Üyesi Aubrey Herbert’e yazdığı mektup fikirlerini özetlemektedir: “… Mektubundan hala Türk yanlısı olduğunu anladım. Politikan tümüyle yanlış. Türkiye diye bir şey artık var olmamalı, İzmir Yunanlıların olacaktır. ..Adana İtalyan, Güney Toroslar ve Kuzey Suriye Fransız, Filistin ve Mezopotamya İngiltere ve geri kalan İstanbul’da dahil Ruslara verilecektir. Ayasofya’da ve Ömer Camii’nde Latin İlahileri okuyacağım. Bunu bütün kahraman küçük uluslar şerefine Galce, Lehçe ve Ermenice okuyacağız…”
Sir Sykes 1908 yılında Kürdistan saha çalışması dahi yapmış, bunu bir makale ile de paylaşmıştır… Bizim oranın deyimiyle; Elin adamı, adamları her ne ise 100 yıllık plan, program yaparken bizler hala kısır döngülerle uğraşıp duruyoruz…
Mark Sykes, başta İngiltere olmak üzere Avrupalının gönlünde yatan hasreti dile getirmiştir. Avrupalıya göre en makbul Türk Devleti olmayan bir Türk Devleti’dir.
Eğer zorunlu olarak bir Türk Devleti olacaksa o devletin zayıf olması en idealidir.(?)
Avrupalıların kendi aralarında yaptığı gizli anlaşmalar, Türk ve İslam Devletleri’ni koruyan birliktelik ruhunda gedik açmaya yöneliktir.
Sykes-Picot Anlaşması bunlardan sadece bir tanesidir.
Tarih kitaplarını azıcık karıştırmakla sırasıyla şu anlaşmaları görebilir;
1 – İstanbul Anlaşması; 10 Nisan 1915 tarihinde yapılan görüşmeler sonunda İngiltere ve Fransa, İstanbul ve Boğazları Ruslara vermeyi kabul ettiler. Buna karşılık Rusya da bu iki devletin Osmanlı Devleti’nin diğer bölgeleri ile Anadolu ve Orta Doğu üzerindeki haklarını tanımayı kabul etti.
2 - Londra Antlaşması; İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya arasında 26 Nisan 1915 tarihinde imzalanmıştır. Bu antlaşma ile On İki Ada, Antalya ve çevresi İtalya’ya bırakıldı. Ayrıca İtalya Trablusgarp ve Bin gazi üzerinde bazı haklar da elde edecekti. İtalya bu antlaşma ile İtilaf Devletleri’nin yanında I. Dünya Savaşı’na katılmayı kabul etmiştir.
3 – Sykes- Picot Anlaşması bunu biliyoruz.
4 - Petrograd Protokolü; Mart 1916 tarihinde İngiltere, Fransa ve Rusya arasında imzalandı. Sykes – Picot Anlaşması’ndan sonra İngiltere ve Fransa, Rusya ile Petrograd Protokolü’nü imzalayarak anlaşma sağlamışlardır…
Buna göre; Boğazlar bölgesi, doğuda Trabzon’un batısında belirlenecek bir noktaya kadar giden bölge ile Van ve Bitlis’in güneyine doğru, Muş Siirt, Fırat, Cizre ve İmadiye’ye kadar uzanan yerler Ruslara verilecektir. Rusya’da buna karşılık Sykes Picot Antlaşması ile İngiltere ve Fransa’nın belirlediği Orta Doğu paylaşımını kabul ediyordu.
5 - Saint Jean de Maurienne (Sen jon dö Moren) Anlaşması; Sykes-Picot ve Petrograd Anlaşması ile İngiltere, Fransa ve Rusya’nın aralarında yapmış oldukları paylaşımlar, İtalya’nın tepkilerine sebep olmuştur. Bunun üzerine İngiltere ve Fransa, İtalya’nın isteklerini dikkate alarak aralarında Saint Jean de Maurienne Anlaşması’nı yaptılar (19 Nisan 1917). Buna göre; Antalya, Konya, Aydın ve İzmir İtalya’ya verildi. Bu antlaşmayı Rusya, ülkesinde çıkan ihtilal sebebi ile imzalayamadı. Daha sonra Rusya, yapılan gizli antlaşmaları tanımadığını açıklamıştır. İtalya bu antlaşma ile elde ettiği yerlerin bir kısmını Paris Konferansı’nda İngiliz – Yunan işbirliği sonucunda Yunanlılara kaptırmıştır.
Hülasa: Bu gün ilerleyen, gelişen, Ortadoğu’da söz sahibi olan Afrika’ya açılan bir Türkiye’yi istemeyen batılı devletler ile karşı karşıyayız. Mesele sadece PKK Terörü meselesi değildir. Gelişme ve ilerlemenin bedeli Türkiye’ye ödetilmeye çalışılmaktadır.
Sinekler camdan geçemez; Sineklere karşı bizim camımız,’ ortak inanç ve kenetlenme ruhumuzdur’.
Sevgi Saygı Dua İle…