Sıradışı bir düşünür: Volkan Kemal Ergenekon

Sedat Memili (özel)

28 Mart 2016 Pazartesi 09:41

ERGENEKON: BU MU İNGİLİZ KEMAL?

SIRA DIŞI BİR DÜŞÜNÜR; VOLKAN KEMAL ERGENEKON

Hayatın akışı sırasında bazı insanlarla karşılaşırsınız; ilginç, sıra dışı…  Görüşmeniz kısa olsa da uzun süre etkisi altında kalırsınız. Sıradışılık, herkesin görüp, aynı şekilde fikir ürettiği bir konuya farklı bakış açısı getirmek ve kimsenin görmediği pencereden bakmak anlamına da gelir.

Zaten bir konuda herkes üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri düşünüyorsa ben mutlaka o konunun gerçekliğinden şüphelenirim. Şahsım olarak herkes ile aynı şeyleri düşündüğüm zaman fikir ölümüm gerçekleşmiştir.

Ve elbette doğruyu arayan ve düşünceleri doğru olan tek insan ben değilim. Hatta tam tersine benim düşüncelerimi yerle bir edecek olan her türlü fikre gönülden saygı duyarım.

Benim için fikir; görüşlerimi alt üst eden fikirdir… Gerisi laf-ı güzaf..

alexander-soljenitsin.gif

SAYIN ERGENEKON’UN ÖZGEÇMİŞİ

Değerli dostum Yüksel mert beni öyle bir insanla tanıştırdı: Volkan Kemal Ergenekon.

Özgeçmişi hakkında verdiği bilgi şöyleydi: 1959 yılında Erzurum’da doğdu. 1977 yılında Kuleli Askeri Lisesi’nden, 1982 yılında da Kara Harp Okulu’ndan mezun oldu. 1983’te Tuzla Piyade okulunu bitirdi ve 1986’da İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde mastır çalışması yaptı.1989’da Türk Silahlı Kuvvetleri’nden emekli olduktan sonra sırasıyla Milli Gazete’de personel müdürlüğü, Yörünge Dergisi’nde dış politika yazarlığı ve İngilizce tercümanlık görevlerinde bulundu. 1991–1993 yılları arasında İran’da hem metafizik ile ilgili konularda hem de Fars dili üzerine eğitim aldı. Bu dönemde Tahran’da İslâmî Birlik gazetesinde Farsça ve Türkçe makaleler yazdı. Kum kentinde tanınmış Ayetullahlardan ve Pakistan sınırındaki Budistlerden metafizik konularında yararlandı. 1994’te Türkiye’ye dönerek Beklenen Vakit gazetesinde ekonomi servisi sorumlusu olarak bir yıl görev yaptı.

1995 yılından itibaren ise araştırmalarını tamamen metafizik ve parapsikoloji konularına ayırdı. MÜ TV, Star TV, ATV, TGRT, TV 8, Kanaltürk, MPL, Kanal 9, Ülke TV, TV 5 televizyonlarında ve ayrıca Moral FM ve Akra FM radyo kanallarında metafizik konularında çeşitli programlara katıldı. Evli ve 3 çocuk babası olan Volkan Kemal Ergenekon, İngilizce, Farsça ve Osmanlıca bilmektedir.

Genelde 4. Boyutun sakinleri olarak gördüğü “cinler” konusunda çalışmalarını yoğunlaştırmıştır. Ayrıca, Metafizik İstihbarat konularında çalışma yapmıştır. Bu röportajı yaparken, yazım aşamasında Sayın Ergenekon’un, Yüksel mert ile yaptığı programlar ve daha önceki röportajları bana kaynak olmuştur.

“Sayın Ergenekon, ben cin konularını sevmiyorum. Bana akıl dışı geliyor. Ve sizin Pozitif Bilim ile Metafiziği nasıl bağdaştırmış olduğunuza aklım ermiyor. Bu nedenle, genelde cinler konusunda değil de emekli bir asker ve birikimli bir insan olarak günümüzü nasıl değerlendiriyorsunuz gibi konularda görüşmek istiyorum.”

“Elbette konuya tam hakim olmayanlar için cinler akıl dışı görülmektedir; bu görüş, özellikle materyalist görüşe sahip insanların bir ön yargısıdır.”

david-copperfield.gif

METAFİZİK İSTİHBARAT

“Metafizik İstihbarat’tan söz ediyorsunuz bu nedir?”

- Günümüzdeki metafizik istihbaratı ilk başlatan Ruslardır. Alexandr Soljenitsin`in "Gulag Takım Adaları” asimilasyonuna bakarsanız, orada da bunu görürsünüz. 1917 Bolşevik İhtilâli`nden sonra Sovyetler Birliği, 1920 yılında, hipnoz tekniğini rejim karşıtlarının sorgulanmasında kullandı. Enteresandır, metafizik çalışmaları, inançlı dediğimiz Batıda mesafe kat edeceğine, tam tersine demir perde ülkelerinde, yâni ekseriyetle ateist düşünceye sahip sosyalist ülkelerde, özellikle de Polonya, Çekoslovakya ve Rusya’da kendini daha çok gösterdi. Tabiî, bunlarda özellikle Yahudi metafizikçilerin çok büyük payı var... Bunların en başında gelen de Yahudi asıllı Wolf Messing`dir. Hitler’le alâkalı kehanetleri olan birisi... Onun pek çok yeri işgâl edeceği fakat sonunda öleceği ve savaşı kaybedeceği şeklinde... Hitler bunun peşine düşünce, Polonya üzerinden Rusya’ya kaçtı. Stalin`in yanında, Kremlin’de 13 yıl metafizik çalışmalarda bulundu ve Sovyetler Birliği`nin ilk Metafizik İstihbarat Üniversitesi`nin temellerini attı...

emekli-subay-ergenekondan-çarpici-açiklamalar.gif

FREUD’UN İTİRAFI

Bir de Stefan Ossowiecki var; Polonyalıların büyük metafizikçisi, o da Yahudi asıllıydı. Wolf Messing gibi Rusya’ya kaçtı ve daha sonra Polonya’ya döndü. Çekoslovakya`da Almanlara karşı savaştı, bazı savaş esirlerinin yerlerinin bulunmasında medyumluk kabiliyetini ortaya koydu ve kendini kabul ettirdi. Tabiî bunlar Soyvetler Birliği`nde ilk metafizik enstitülerin açılmasına sebep oldular. Burada yalnız beyin gücüyle bir cisme hâkim olabilme veya uzaktan başka bir şeyi yönetebilme gibi imkânlar görülüyor. Bu konularda çeşitli deneyler ve çalışmalar yapıldı. Bu derneklerin de başına genellikle Nobel Bilim Ödülü sahibi kişiler getirtildi; kimya, fizik, matematik gibi branşlarda Nobel Bilim Ödülü almış profesörler bu derneklerin başında bulundu. Freud bile bir yerde diyor ki: “Eğer benim şu ân ki aklım olsaydı, bu kadar yılımı psikanaliz yerine metafiziğe ayırırdım, bundan dolayı çok pişmanlık duyuyorum.”. Şu ân Gürcistan’da da 4 yıllık bir metafizik enstitüsü var ve akademik araştırmalarına devam ediyorlar.

“İlginç ilk kez duyuyorum”

Değerli okurlar, Sayın Ergenekon gerçekten ilginç bir insan, ilginçliği olağanüstü bilgi birikimi ve konulara farklı bakış açısı getirmesinden kaynaklanıyor. Öyle şeylerden söz etti ki burada tek tek aktaramıyorum. Ancak anekdotlar halinde konuşmalarımızı paylaşmak istiyorum.

img_2747.gif

BÜYÜK SENARİSTLER

Türkiye’de dünyanın en büyük senaristleri yetişmektedir. Ama bu senaristler sinema sektöründe değil, siyaset sektöründe görev yapmaktadırlar. Olay üretme, muhalefeti çökertme konusunda, delil yerleştirme, kamu oyu oluşturma, insanları sindirme konusunda üretilen senaryolar, tarihe üretilmiş en büyük senaryolar olarak geçecektir…

*

BİR GECEDE 400 KİŞİ BUHARLAŞTI

Ayrıca, dünyanın en büyük illüzyonisti sayılan Davit Copperfield, Türk İllüzyonistlerinin eline su bile dökemez. Çünkü Copperfield, mesleki kariyerinde bu güne kadar sadece 1 kişiyi yok edebilmiştir. Ama Türk İllüzyonistler bir Aralık ayının sadece bir gecesinde Hakim, savcı ve polislerden oluşan 400 kişiyi yok etmişlerdir. Bu illüzyon konusunda kırılması imkansız olan bir rekordur.

img_2750.gif

ÖNEMLİ OLAN TARİH YAPMAKTIR; SARAYDA OTURMAK DEĞİL

Önemli olan saraylarda oturmak değil, tarihi uzun süreli oluşturmaktır. Tarih bir Hz. Muhammed’i gördü bir de Muaviye’yi. Hz. Muhammed’in sarayı yoktu ama büyüktü. Neden büyük? Çünkü yüzyıllar geçtikçe, O’na inanan, O’nu anlayanların peşinden gidenlerin sayısı artıyor. Ama sarayda oturan Muaviye’ye de lanet edenlerin sayısı artıyor. Tarihi uzun süreli yapan, saraya uzak olan Hz. Muhammed’dir.

*

Kişinin, kendi kendine “Dünya Lideriyim” denmesiyle “dünya lideri” olunmaz. Saddam Hüseyin’de, İran Şahı Rıza Pehlevi’de kendi kendilerine “dünya lideriyim” demişlerdi…

img_2753.gif

ATATÜRK İLE RECEP TAYYİP ERDOĞAN

Bakın “Dünya Lideri” Mustafa Kemal Atatürk idi. Atatürk’ün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan ne farkı var. Bir karşılaştırma yapalım:

-Atatürk, düşmanları dost yapmış; sayın Erdoğan dostları düşman yapmıştır.

-Atatürk dış politikada rasyonel, akılcı ve reel alanda mütekabiliyet (karşılıklılık) ilkesini benimsemiş ve başarıyla uygulamıştır. Sayın Erdoğan ise, mezhepçi, ırkçı ve ayırımcı politikasını önceliğine almıştır. Komşularımız olan Suriye ve İran’da gazetecilik yaptım. Bu ülkelerle sorun olacağı aklıma bile gelmezdi. Bu ülkelerle düşman olmak zordu ve Sayın Erdoğan zoru başardı.

-Atatürk, dış politikanın temellerini “Tam bağımsızlık” ilkesi üzerine kurdu. Komşularımızın da toprak bütünlüğüne saygılı davrandı. Sayın Erdoğan ise Türkiye’nin tam bağımsız politika uygulamasını başaramadı. Ülkenin dış politikasını ABD ve İsrail’in çıkarlarına göre oluşturdu.

-Atatürk, ürerime dayalı bir ekonomik kalkınma modeli oluşturdu. Bir yanda savaşın dumanı tüterken, diğer yanda yerli üretim yapan fabrikaların bacası tütmeye başladı. Osmanlı Devleti’nin bütün borçları ödenirken, tarım, sanayi ve ticari üretimde başarı sağlandı. Üstelik dışarıdan her hangi bir şekilde borç alınmadı. Hatta İngilizler, faizsin borç verme önerisinde bulundu. Öneriyi Atatürk’e İsmet İnönü getirdi. Atatürk İnönü’ye; Bunlar önce borç verir, sonra kendilerine bağlarlar…” diyerek reddetmiştir.

Sayın Erdoğan, var olanları satarak görece bir refah yaratmaya çalıştı. Üretim ekonomisi çöktü, tüketim ile mutlu olan yeni bir nesil oluşturuldu. Fabrikalar satıldı saray yapıldı. 

-1936 yılında Samsun^da İngiliz askerleri halkı rahatsız ederler. Vali, bir telgraf ike Atatürk’e ne yapması gerektiğini sorar. Atatürk’ün yanıtı: “O askerler 2 saat içinde Samsun’u, 48 saat içinde de Türk Karasularını terk edeceklerdir” talimatını verir. El İnsaf! Bu mu İngiliz Kemal!

Askerimizin başına çuval geçirme ve diğer olaylarla da siz karşılaştırın artık.

*

Sayın Ergenekon’a bu kez ben teşekkür ettim. Ama metafizik ve cinlerle ilgili konuları bir dahaki görüşmemizde paylaşmaya söz verdim. 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.