Bir memleket yazmanın ötesinde bizimkisi, tarih yazıp belge bırakmak. Bundan sonra baktığınızda görülecek değerler. Yazı, tanım ve fotoğraflarla anılacak. Yani yürek işçisi olarak. Bir memlekette ne ararsanız var. Etnik kökenleri, denizi, efsaneleri, evliyaları, enbiyaları, makamları, kilise,havra ve camileri, binlerce yıllık medeniyetlere başkentlik yapması, il ve devlet tanımı, Güney'den Kuzey'e yani tersten akan tek nehir olma özelliği olan, adı gibi Asi'siyle ve muhteşem lezzetlerinden oluşan yemek kültürü ile bambaşka bir şehirdir Hatay...
-020.gif)
Antakya, Hatay ilinin Büyükşehir olmadan önceki merkezi. Nüfus bakımından ise en büyük ilçesi. Tarih kaynaklarına göre, MÖ 300 civarında Büyük İskender komutanlarından Nicator tarafından kurulan merkez, kuruluş yıllarında üçyüzbin nüfusuyla Roma İmparatorluğu'nun 3. dünyanın ise 4. büyük kentiydi. Şehir bugünkü Habib Neccar Dağı eteklerinde ve Asi nehri kıyılarında oluşmuştur.
-021.gif)
Fransa'nın Suriye'ye bağımsızlık tanıması için yapılan çalışmalar üzerine Türk Hükümeti'nin müdahelesi ile bağımsız Hatay Devlet'i kurulmuş aynı gün içerisinde Meclis yasama çalışmalarına başlamıştır. 1 yıl sonra bu meclis Hatay'ın Türkiye'ye katılması kararını alınca 5 Temmuz 1938 günü Türk Ordusu'nun Hatay'a girmesiyle Hatay Türkiye sınırlarına dahil olmuştur.
-007.gif)
Tarihi bilmezsek gezdiğimiz yerlerde somut verilere, izleyiciye aktaracağımız mesajlara farklı bakmak zorunda kalırız. Bilen ile bilmeyen arasındaki fark yine ortaya çıkar. Bir fotoğrafçı gezgine, hem de ışıkla uğraşan bir gezgine Affan Sokakları eşlik eder. Meşhur Affan kahvesinin yanından başlarsa yolculuk diğer uç noktadaki şu an olmayan bir diğer otantik kahveyle devam eder. Kaybolur gidersiniz minicik ve daracık, ışık hüzmeli sokaklarda. Akşamı ayrı , gecesi gündüzü ayrı kareler verir bu sokaklar. Binlerce yıllık öykülerin ayak sesleri ta günümüze kadar gelir. Hissetmesini bilip dinlemeye başlamalısınız.
-007.gif)
-007.gif)
Yaklaşık on yıl olmuştu fotoğrafı çekeli. İki kere ustamla gitmiştik. Saygı, sevgi ve hoşgörünün gerçekten başkenti diyebileceğimiz şehir olan Antakya'da bir Ramazan ayıydı. Çarşıdaki kilisenin önünde bir pankart. Tüm İslam aleminin mübarek Ramazan Ayını kutlarız. Daha ne olsun. Yıllarca hiçbir dil, din, ırk, mezhep gözetmeksizin kardeşçe yaşanılan bu güzelim şehir, çalışkan ve üretken insanlarının yanı sıra, sıcak kanlı olmaları ile dar ve uzun sokaklarında hangi kapıda kimle göz göze gelseniz mutlaka eve davet edilip bir ikramla karşılaşabilirsiniz. Bir diğer gidişimde ustam Mehmet BALTACI ile Kilisenin içerisinde yaşayan bir hanımefendiye merhaba ile başlayan bir dostluk temeli atmıştık. Evine konuk olduğumuz hanımefendi çay ikramını yapmıştı. Kim bilebilirdi ki on yıl sonra Mersin'de bir gösteri sırasında çektiğim o fotoğrafıda sunuma ekleyeceğim ve sunum sonrasında bir beyefendi eşiyle (Abdulla SERT) beraber gelecek ve hanımefendinin tanıdıkları olduğunu söyleyecek. Bugün hayatta değil, biz rahmet diliyoruz. O soğukta, sıcacık çayı unutmak mümkün mü? İşte fotoğraf böyle bir şey, hoş bir seda bırakmak.
-006.gif)
-001.gif)
Gelelim lezzetlere, sofralara, yemek kültürüne. Nerden başlasak bilemedik. Sabah kahvaltı zenginliğini bilirdim ama ilk defa geçen yıl Rota Fotoğraf Evi ile gittiğimde bütün bildiklerimi unuttum. Kıymetli abim Tahir ÖZGÜR, kendisinin de Antakya'lı olması münasebetiyle,tüm ince detaylarla kurduğu sofrada kaldı aklım. 20'ye yakın peynir çeşidi, yöreye özgü baharatlarla avcarlanmış siyah-yeşil zeytini, muazzam bal, pekmez, reçel çeşitleri, tuzlu yoğurt, çökelek, acılı ekmek katık (lahmacun misali hamura sürülerek açılan ve fırınlanan, et yerine peynirin olduğu, biber salçasının baskın tat olduğu leziz hamur işi) aynı hamurdan alınmış ıvır zıvır unlu mamul ile çarşı içindeki basit çayhaneye geçtiğinizde kendi sofranı kendin kurarsın, şatafattan uzak gariban usulü ancak memleketin en zevkli lezzetlerinden biri seni bekler işte. Adam başı 5 lira dahi tutmayan kahvaltılıklar hatırlamayacağınız kadar çay ve su ile birlikte 10 lirayı bulmayan bir maliyetle muazzam bir kahvaltı sunulur ki normal şartlar altında öbür sabaha kadar bir şey yemezsin.
-001.gif)
Öğle denk geldiğinde tamamı önünüzde hazırlanan içeriği ile komşu fırına verilen tepsi kebabı, kağıt kebabı, yeşillikleri ve daha buram buram tütüp kokan sıcacık ekmeği. Üzerine sıcacık meşhur Hatay Künefesi. Akşamında ise lezzet durağınızda, ana yemekten önce meşhur Antakya mezeleri. Humus, cevizli muhammara, eti kavurmasıyla yanında çiğ köfte, yine önden ikram edilen meşhur oruk köftesi, patlıcanlı babagannuş, tarator, söğürme ve yoğurtlama sizleri eşsiz tatlara adeta bir dahakine davetiye çıkarıyor. Izgaraları yanı sıra Harbiye piliç ise yine tadılması gereken lezzetlerden. Ve yine defne sabunu, zeytinyağı gibi temel ihtiyaçlarımızda kullandığımız ürünlerde Hatay'ın önemine önem katmakta.
Kıymetli okurlar, canım Anadolu'mun her karış toprağında insana dair, yaşamaya dair imzalar bulunmakta. Bu coğrafyada özellikle Mersin'den başlayıp Urfa hatta Diyarbakır'a kadar uzanan hatta farklı lezzetleri, kültürel harmanlanmışlıkla görebilirsiniz. Hatay ise adeta köprü görevi yapan lokomotif bir şehrimiz. Mutlaka görmenizi tavsiye ediyoruz. Bir hafta sonu yetmeyecektir ama en azından 2 günlüğüne durmayın yaşayın derim. Son olarak açılışını yarın yapacağımız Türkiye'nin ilk ve tek Karnavalı, 4. Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı için geri sayım başladı. Geride bıraktığımız hafta da yazımda da bahsettiğim gibi sadece bir kaç etkinliğimiz iptal. Onun dışında sanatsal tüm faaliyetlerimiz sürmekte. Adana ve Türkiye'mize hayırlı olması dileğiyle, sevgi, saygı, hakkaniyet ve muhabbetle üretim devam ediyor...