Bu gün en büyük sorunumuz insana bakışımızda kişinin inancına ve mezhebine göre hareket etmemizdir.?
Bu gün en büyük sorunumuz insanları değerlendirirken onu mezhebine ve meşrebine göre ayırmamızdır.
Kişi Alevi veya Sünni olmuş, ne fark eder?
Önemli olan o kişinin dürüst olması, insani melekelerinin tekamül etmesidir.
Milletin yeteri kadar sorunu yokmuş gibi, kapanmaya yüz tutmuş yaraları, anlamsız bir şekilde o yaraları yeniden kaşımaya çalışmamız olmaktadır.
Milletin kaos ortamına itilmesi için, şer güçler ve fitne cepheleri var güçleriyle çalışırken, bunlar yetmiyormuş gibi;
Aklıselim olduğuna inandığımız,
Her zaman sağduyudan yana tavır koyduğuna inandığımız,
Her kulun;
İnancının, meşrebinin ve mezhebinin sorgulanmaması gerektiğine inandığımız şu ortamda, ülkenin tanınmış şirketlerin sahiplerinin, vatandaşı işe alırken onun mezhebini sorgulaması, insanlık adına utanç verici bir hadisedir.
Çünkü rızkı her canlıya veren Allah’tır.
Rum Suresi 40. Ayette Yüce Allah;
“Sizi Yaratan, sonra rızıklandıran Allah’tır.” Diyor,
Dikkat edilirse, Müslümanları rızıklandıran demiyor.
Rad Suresi 6. Ayette ise;
“Yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı yoktur ki, Rızkı Allah’a ait olmasın” diyor
Allah, yaratmış olduğu her canlının rızkını vereceğini söylüyor, kul ise mezhebini ve meşrebini sorgulayarak iş vermeye kalkıyor.
Ne gariptir ki hem devlet memurluğu sınavlarında ve hem de özel teşebbüste insanlar inançlarına göre değerlendirilirken, kişinin o işe layık olup olmadığı, o işin uzmanı olup olmadığı hiç mi hiç sorgulanmadığı gibi, bunun öneminin de olmadığını görüyoruz.
Bu ayrımcılık hayır getirmez,
Bu ayrımcılık toplumsal bütünlüğe hizmet etmez,
Bu tür ayrımcılıklar;
Milli ve manevi bütünlüğümüzü temelinden sarsar ki, işte bu da şer güçlerin, terör cephesinin ve fitne cephesinin işine yarar.
Devletin görevi bu tür ayrımcılıklar yapana, haddini bildirerek kardeşlik hukukunu yerleştirmektir diyorum.