Kayda değer bir süredir yazılar paylaşıyorum. Bu görevi “Kamu sorumluluğu” olarak telakki ettim. Değerli okurlarım çok iyi bilirler ki; genel olarak kişi ve kurumlardan ziyade, “sistem” odaklı eleştiri, uyarı ve/ya çözüm önerileri sunmaya özen gösteriyorum.
İmdii;
İçinde bulunduğumuz kesif ortamın üzerimize çöktüğü, iliklerimize kadar kederlendiğimiz bir iklimi yaşıyor,sabır ve teenni içerisinde, maalesef kardeşlik duygularımızın hedef alındığı, çirkin senaryoların oynandığı bir atmosferi soluyoruz.
Dile getirmek istediğim olumsuzluklar, bireysel hatalar manzumesinden çıkarılarak, daha iyi bir çözümlemenin “nasıl olacağı” ile ilgili bir yaklaşım ve anlayış ile görülmesi, incelenmesi ve çözüme gidilmesi esas alınmalıdır.
Meseleyi “zülfü yâre dokunmak” olarak değerlendirmek, tahammülsüzlüğü zirvede yaşayanlardan, eleştiriye kapalı bir psikozun esiri olmaktan öteye geçmez!
“Şeytan ve şeytanın taşeronları” nedeniyle yaşamakta olduğumuz durum ortada, hepimizin malumu! Dehşetengiz bir fitne ile karşı karşıyayız!
Yaşanan acı verici tablonun muktezası olarak; 100 binlerce insanımız terör nedeniyle tehcire zorlandı, evini, barkını, toprağını terk ederek göç etmek zorunda kaldı. Çocuklar mağduriyet ve travmalar yaşadı. Camiler cemaatsiz, evler perişan, dükkânlar kepenksiz! Eğitimler askıya alındı. Yüzümüz ve ellerimiz; “Kurtuluşa dönük” dua ediyoruz!
Gencecik çocuklarımız şehit oldu, sivil kardeşlerimizi kaybettik. Ezanın okunmadığı bir yerlerimiz var kendi topraklarımızda! Sebep olanlar “içimizdeki beyinsizler güruhu!”
“Terör mağduru” insanlarımız mümkün olduğunca yakın akraba ve dostlarına sığındı. Devlet adına Hükümet, kendine göre imkânlarını seferber etme çabası içine girdi. Başbakan ekranlarda bas bas bağırdı! Yaraların sarılmasına yönelik kendi iyi niyetiyle gereken talimatları verdi verdi de ne oluyor? İşin ironi tarafı bundan sonrası!
Başbakan istediği kadar boğaz patlatsın, bürokrasi dinlemiyor! Şimdi siz bir empati yapın lütfen!
Doğudaki ilçelerimizden birindesiniz. Yaşananlar bildiğimiz gibi… Sokağa çıkma yasağı ilan edildiği gün apar topar yarışa girdiniz can havliyle kaçmak için! Düştünüz yola bir akrabanıza sığınmaya! Vardınız kilometrelerce sonra varmak zorunda olduğunuz yere yorgun, argın, hüzünlü, kaygılı ve endişeli! Üç dört gün sonra Adana ili Seyhan Kaymakamlığına gittiniz. Durumunuzu arz ettiniz! Oradaki ilgili arkadaş sizi Seyhan Sosyal Hizmetler Vakfına yönlendirdi. Onun işi o kadarla sınırlı galiba! Peki dediniz. Aradınız buldunuz vakfın yerini. Oradaki ilgili arkadaşa durumunuzu anlattınız. Durumunuzu anlatan dilekçeyi yüreğiniz burkularak verdiniz. Çünkü eviniz ve işiniz vardı. Ne hallere düştüm diye iç geçiriyorsunuz! Yine de sabır ve tevekkülle, devletin merhameti diye, çoluk çocuk hatırına içinize gömdünüz hüznünüzü.
Ya ondan sonrası? “Gidin bekleyin! İlgili arkadaşlar sizi görmeye ve yerinde tespite gelecekler!” deniyor! Ne zaman? Diye sorulduğunda, “Önce kayda girecek, sisteme dâhil olacak ondan sonra sıraya girecek sonra gelecekler!” Peki dediniz döndünüz gerisin geri…
Tam on gün bekliyorsunuz. Ne gelen ne arayan var! Tekrar gidiyorsunuz. On gün sonra talebiniz daha yeni, ancak işleme sokulmuş, sisteme girmiş, bilgisayara kaydedilmiş! Lâ havle deyip geri dönüyorsunuz, başınıza gelenleri düşünerek! Bir on gün daha geçiyor hala ses seda yok! Hala arayan, soran yok! Bu arada memleketinizde olan bitenlerin acısından her şeyi sineye çekip sabırla isyan karışımı tahammül sınırlarınızı zorluyorsunuz ve bu arada iş arıyorsunuz işsizliğin zirve yaptığı kentte onca yaşananlarla… Bu satırlar yazılıncaya kadar hala tık yok! Son ana kadar bunu yazmamak için ben bekledim!
Şimdi sizce; hala yaklaşık bir aydır beklemeniz adil ve doğru mudur?
Soruyorum: Kendilerini çeşitli nedenlerle savunma moduna sokacak olan Kaymakam Bey dâhil olmak üzere, Vakıf yönetimi, çalışanlar ve ilgili Kurul Üyeleri, bu durumu neyle izah edecekler? Bir şehir kadar kalabalık olduğunu bildiğimiz Seyhan ilçesinin nüfus yoğunluğu ile mi?
Özel bir durum yaşıyoruz ö z e l! Günlük, haftalık rutin işlerinizin arasına, göç etmek zorunda kalan “TERÖR MAĞDURU kardeşlerimizi” de günlük ziyaret listesinin içine bir miktar da olsa öncelik vererek katarak iş yapsanız olmaz mı? Basit bir işletmenin bile bir kontrol sistemi olur! Devasa bütçeli böylesine hassas bir kurumun önceliği, Hükümetinin öncelikli tebliğleri eşliğinde yapılmaz mı? Sıradan bir işleyiş olarak bu müracaatları değerlendirmek hangi aklın eseridir? Böylesi durum ve dönemlere has olarak elemen takviyesi ve iş yükü hafifletilmesine yönelik istişare ve taleplerin ihtiyaç olacağı dikkate alınmaz mı?
Vatandaşın maddi ve manevi mağduriyetleri, sizin mazeretlerinizle giderilmiyor maalesef! Suçlu kim görünüyor burada o vatandaşın gözü ile bakıldığında? “Kurum yöneticisi öngörüsüz, eleman rutinci, iş aksıyor, vatandaş mağdur, öyleyse suç hükümetin! Hükümette kim var? AK PARTİ! O halde suç Ak Partinin..” Yahu Ak Parti Genel Başkanı, Başbakan kendini paralıyor halbuki! İş nereden nereye gidiyor? Ayıklayın pirincin taşını!
Sayın Valimizin bu meseleye ciddi anlamda el atmasını, meseleye çözümcül öncelik ve önlemlerle çare olmasını, terör mağduru insanlarımız adına bekliyorum!
Yıllarca terörden çeken insanlarımızın, bahanelerin arkasına sığınmayı marifet sayan bürokrasi teröründen de mağduriyetleri kabul edilecek şey değil! Mağdurlar hala sizi bekliyor dostlar!
NOT: Mağduriyetlerini bildiğim bu insanlarımız keşke Seyhan ilçesinde değil de Yüreğir’de olsalardı! Eminim sorun çoktan çözülürdü! Neden mi? İyi ve hayırlı işleri öncelediklerini bildiğim için!
Sevgi ile Kalın..
akt