Üniversiteli Özgecan’ın vahşice katledilmesi toplumun vicdanını kanattı. Özellikle kız çocuğu olanlar empati yaptıklarında Özgecan’ın ailesinin nasıl büyük bir acı içerisinde olduklarını fark etti. Gerçi böyle büyük bir acıyı anlamak için çocuk sahibi olmaya bile gerek yok.
Özgecan’ın öldürülmesi toplumda “idam cezası geri gelsin” kampanyalarına bile sebep oldu. Çünkü bir insanı böylesi bir canilikte öldürmenin hiçbir şeyde karşılığı yok!
Özgecan’ın anne ve babasının bu olaylar sırasında yaşadıkları tahammül edilmez acıya karşın bilgece duruşları ise topluma örnek olacak şekildeydi. Yine empati yaptığımızda kimsenin böylesi sağduyulu ve vakur sergileyebileceğini düşünemiyorum.
Olayın şekli itibariyle toplumda büyük infial yaratan olay ne yazık ki son olmadı. Tacizler, tecavüzler, kadın cinayetleri kaldığı yerden devam etti.
Yazık...
Özgecan’ın katilleri hafta başında cezalarını çektikleri Adana Kürkçüler Cezaevi’nde bir mahkum tarafından vuruldu. Ahmet Suphi Altındöken hayatını kaybederken, babası hastanede tedavi altına alındı.
Duygusal yaklaşıldığında toplumun geneli “Oh olsun” derken madalyonun diğer yanında “Cezalandırmayı kamu adına devlet yapar” hukuk temelli düşünce gözardı edilmiş oldu.
Olayın daha vahimi Özgecan’ın katili Ahmet Suphi Altındöken’in cenazesinin ortada kalmasıdır. Önce Tarsus’a götürüldü cenaze sonra Adana’ya getirildi. Gömülecek mezar bulunamayınca yine Tarsus’ta anneannesinin köyüne götürüldü. Orada da kabul etmediler...
Kuzey Kıbrıs dediler ama olmadı.
Cenaze morgda bekletiliyor.
Gömülecek mezar bulunamadı, yatacak yeri yok derler ya kelimenin tam anlamıyla da böyle oldu.
Ama artık cenaze gömülmelidir. Katilin yaptığı canicedir, alçakçadır. Hiçbir kitaba sığmaz. Ama artık ölmüştür. Ölmüş, artık bir şey kalmamış.
Ölüden intikam almanın mantığı yoktur.
Cesedi de yeterince bedel ödemiştir.
Milletin yüreğinin soğuması için daha ne yapılması gerekir?
Cesedi bir meydan da yakıp, etrafında mı dönelim.
Ölüden intikam alınmaz.
Yeter cenazeyi gömün artık...