Adana:"bir ışıklı pencere"

Sedat Memili (özel)

20 Nisan 2016 Çarşamba 06:00

HEDEF: HALİL ATILGAN TOROSLAR KÜLTÜR VE SANAT EVİ

Çocukluğumun en sevdiğim hikayelerinden biri: “Bir Işıklı Pencere”dir.

Hikaye kime ait anımsamıyorum.

Uzakta gördüğü ışığa özenen ve gitmeyi hayal eden bir çocuğun hikayesi idi.

Küçük çocuk, akşamları okuldan evine dönerken, karşı tepede pencereleri parlayan bir ev görür. Zihninde o evin nasıl olduğunu canlandırmaya başlar.

“Kimbilir, orada yaşayan çocuk ne kadar mutludur?” diye içinden geçirir. Her sıkıntıda öğleden sonra pencereleri parlayan o eve gitmek için karşı konulmaz şiddette bir arzu duyar.

Bir gün İçinde yaşadığı bu evden kurtulup, pencereleri ışıl ışıl parlayan o eve gitme arzusuna yenilir. Okul dönüşü, kendi evine gitmek yerine hayal ettiği o “ışıklı pencereli” evin yolunu tutar. Çok heyecanlıdır. Nihayet rüyalarına giren eve ulaşır. Ancak, ne pencerelerde ışık vardır ne de evde. Şaşırır. Her gün uzaktan gördüğü ışığı aramaya başlar. Pencereden dışarı bakınca uzakta pencereleri ışıl ışıl parlayan bir ev görür. Bu kendi evidir…”

Böyle bir hikaye idi.

Adana’dan dışarı bakınca uzaklar bir ışıklı pencere gibi görünür. Adana’nın dışında baktığımda Adana, uzaktaki bir ışıklı pencere gibi görülür.

Sevgiler paylaşıldıkça büyür… Adana tutkunu Taner Talaş ile birlikte geçen hafta Nisan ayında Çukurova’nın, bahara uyanışını yeniden izlemek üzere yola çıktık. Adana sevgisini büyütmek için.

ali-sevenden-sarişinsin-sarişin.gifimg_4869.gifimg_4874.gifimg_4880.gif

SALBAŞ ÜZERİNDEN TARSUS…

Divane gönlüm, divane arkadaşlar edinmişti. Kanat olmadan martı taklit edilebilir miydi? Bu coğrafya sevdası olmadan, bu coğrafyanın ufkunda gezilemezdi.

Hedefimiz İncirgediği Köyü ve Tarsus’ta Taşkuyu Mağarası; yönümüz, Salbaş…

Tarsus’a bağlı İncirgediği Köyü’ne gitmek için Salbaş yönünü seçmek bir “aşk” ister; o aşk biz de vardı.

SÖĞÜTLÜTEPE’DEN ADANA

Önce, Salbaş yolu üzerinde Söğütlü yolu üzerinde Fadıl Köyü yok kavşağında durduk. Salbaş Ovası’na hakim olan tepede Adana^yı doyasıya seyrettik. Toprak, halı desenleri gibi işlenmişti. Çakıt, inatla yaşamını sürdürüp, yaşam dağıtarak sessizce akmasını sürdürüyordu.

Bu tepede bir Türk Bayrağı dalgalanırdı. Şimdi sadece direk var. Bayrak neden kaldırıldı bilemiyorum. Bu vesile ile Karaisalı Belediye Başkanı Sayın Sadettin Aslan’a rica ederiz; o bayrak orada çok güzel dalgalanıyordu.

Taner Bey, tepeden Adana’ya, Napolyon’un Waterloo’ya baktığı bir baktı: Hayranlıkla.

*

Fadıl Üzerinden de Tarsus’a gidilirdi ama yolumuza devam ettik. Salbaş girişinde, Çakıt üzerinde bir köprü vardır. Köprünün hemen altına girip Çakıt’a paralel giden asfalt yola girdik. Yol, Çakıt boyunca ilerler ve Bozcalar Köyü’nü geçtikten sonra, Yenice’den gelen Tren yluna paralel olarak kuzeye devam eder ve bir yok Durak Köyü’ne bir yolda sola dönerek İncirgediği Köyü’ne gider.

Taner Talaş’ın Adana hayranlığı beni duygulandırır. Sanki Adana’nın sahibi benmişim gibi sevinirim.

Bozçalar Köyü içinden geçerken, kırmızı dut ağacı gördük. Yeşil yapraklar arasında parlayan binlerce kırmızı dut. Olağanüstü heyecan verici…  Adana Coğrafyasına aşık grubun üyelerinden Funda Girici, ABD’de maden bulmuş Göçmen İrlandalı gibi ağacın içine daldı. Görüntü öylesine muhteşemdi ki, onu bozmamak için elini atmaya dahi kıyamadı.

Anadolu İnsanı işte bir köylü geldi: “Yüksekten toplayın. Altta olanlar pişmemiş. Evin sofasından daha iyi toplarsınız” dedi. Bir her biri ağaca asılı fener olan kırmızı dutları seyretmekten mutlu olurken, canım köylüm, onu paylaşmaktan mutlu oluyordu.

Taner Bey biraz sohbet etti. Yolumuza devam ettik.

img_4882.gifimg_4888.gifimg_4897.gifimg_4945.gif

HER KÖYDE MEZARLIK

Her köy girişinde sizi bir mezarlık karşılar çıkışta da yine bir mezarlık uğurlar. Fadıl, Bozcalar, Durak… Hangi köy olursa olsun, mezarlar köylerin biriktirdiği en kalıcı değerdir.

İncirgediği Köyü’nde Halil Atılgan’ın Toroslar Kültür ve Sanat Evi’ne geldik. Görevli Kazım Mamuk, bizleri özlediği akrabası gibi karşıladı.

Bir nevi tarım müzesi niteliği de taşımış olan Kültür ve Sanat Evi’nde Taner Talaş’ı kontrol etmek mümkün olmadı.

Her şeye ve her eşyaya duygusal bir hayranlık ile bakıyordu.

Düven, saban, Biz, Bağ Bıçağı, Boyunduruk, Bulgur Değirmeni, Çamaşır Tokacı, Çıkrık, Çulfalık Masurası, tarağı ve Mekiği ile Dibek, Düven, Havan ve Loğ Taşına kadar onlarca eşyaya dikkatle baktı.

Hepsinin fotoğraflarını çekti. Belli ki baktığı her eşya onu alıp başka diyarlara götürdü. Belli ki bu eşyaların çoğunu biliyordu ve kullanmıştı. (Bundan sonra bana sen gençken Adana Fransızlar tarafından işgal edilmişti diyemez.)

Toprakta yetişen insanlar ile bu aletler arasında unutulmayan ilişkiler vardır. Düven, değirmen taşı, tel kafes… Belki bu günün gençlerine hiçbir şey ifade etmeyen bu araç ve gereçler bizim yaşantımızın bir parçasıydı.

SARIŞINSIN… SARIŞIN….

Funda Girici, temsili olarak ekmek yapan kadın mankenlerin arasında onlara eşlik etti.

Kazım Mamuk, her eşya hakkında sakin, bıkmadan usanmadan bilgi veriyordu. Ayrıca taş plakların ne kadar sağlıklı olduğunu göstermek için pikaba bir taş plak koydu. Ali Seven’in “Sarışısın Sarışın…”

Taner bey, şarkı bitene kadar sessizce dinledi. Hatta Taş plakta altı şarkı vardı; altısını da dinledi. Bedeni oradaydı ama düşünce ve duygularının hangi dünyalara yolculuk ettiğini bilemezdim.

O duygularla Sayın Halil Atılgan ile bir telefon görüşmesi yaptım ve Taner Bey ile tanıştırdım. Taner Bey, bu kültürel zenginliği Çukurova’ya kazandıran Halil Atılgan’a teşekkür etti. Ardından Kültür ve Sanat Evi’nin ziyaretçi defterini imzaladı.

Kazım Mamuk, Anadolu insanının engin hoş görü ve misafirperverliği ile bizi ağırladı. Kendisine teşekkür ederek yolumuza devam ettik.

Kumdere Köyü, Aladağ Köyü ve Cırbıklar Köyü üzerinden Adana-Ankara Karayolu üzerine çıktık. Zaman zaman yükselen yolun sunduğu manzara yüzünden hızlı hareket edemedik. Taner talaş, her manzara ve her coğrafi güzellik karşısında durup, sindirmeye çalıştı. Ruhunu manzara ile besleyen açgözlü bir sanatçı gibiydi.

Şimdi hedefimiz Taş Kuyu mağarası idi…

TAŞKUYU MAĞARASI

Tarsus Belediye Başkanı Şevket Can, Taşkuyu mağarası için hazırlatmış olduğu broşürde yöreyi şöyle anlatıyor: “Tarsus’un yaklaşık 10 Km Kuzeybatısında bulunan Taşkuyu Mağarası; Permo-Karbonifer yaşlı mermerler ile bunları örten miyosen yaşlı kireçtaşları dokanağında gelişmiştir. Mağaranın girişi deniz seviyesnden 214 metre yükseklikte ve bilinen toplam uzunluğu 470 metredir. Yüzeye son derece yakın bulunan mağarada sıcaklık 19 ila 24 derece arasında nispi nem ise %77-%89 arasındadır…”

Burada bilinen uzunluktan söz edilmektedir. Aynı yörede bu mağaranın devamı olabilecek galerilerin bulunması olasıdır.

Tarsus belediyesi’nin bilgilendirme yazısına devam ediyoruz: “Mağara birbirine bağlı galerilerden oluşmaktadır. Bu galerilerde sarkıt, dikit, sütun, duvar ve perde damla taşları, örtü damla taşları ve havuzların etkileyici örneklerini görmek mümkündür. Ayrıca Taşkuyu mağarası içerisinde, ülkemiz mağaralarında nadir rastlanan egzantirikler (aykırı oluşumlar) ve mağara incileri bulunmaktadır…”

Son olarak mağaranın önceki belediye başkanı ve şimdiki Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı olan Burhanettin Kocamaz zamanında hazırlandığı ve şimdiki başkan olan Şevket Can döneminde turizme açıldığını öğreniyoruz.

ADANA ZATEN SEVDAYDI…

Mağarayı gezerken sayın Talaş’ın çevreye bir ultrason cihazı gibi, kaydedici, not tutucu, düşünerek ve derin baktığını görebiliyorsunuz. Meraklı gözlerle her yeri dikkatle inceliyordu.

Çukurova ve Tarsus Ovası’nda her karış toprağa el değmiştir. Toprağın her santimetrekaresinde insanımızın emeği ve göz nuru vardır. Tiril tiril bakımlı meyve bahçeleri, asma bahçeleri, buğday ekili tarlalar, henüz yeşeren ayçiçeği denizi…

Bu çalışmayı görünce yüreğim ferahlar. Bu düşüncelerimi paylaştım.

Taner Bey: “Zaten Adana’yı seviyordum, şimdi biraz daha fazla sevmeye başladım” dedi.

Sanıyorum bu geziler daha devam edecek.

Biz bir “ışıklı pencere” olan Adana denizinden sadece bir kova aldık.

Gerisi duruyor.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.