ÖRNEK EĞİTİM KURUMU: DOĞA OKULLARI
YARINLAR İÇİN SOLUK: DOĞA OKULLARININ EĞİTİMİ:
EĞİTİM ÖNEMLİ Mİ?
Yaşamım boyunca eğitimin önemini savunurdum. Bu görüşümün eksik ve yetersiz olduğunu gördüm.
Herkes bir sorunla karşılaştığında çözüm olarak “eğitim kardeşim eğitim” diye cümlesini bitirir. Doğru mudur? Kısmen…
Eğitimden daha önemli bir konu var bence. “Nasıl bir eğitim?”
Sadece “eğitim” kavramı, içi boş, adressiz, amaçsız, içeriksiz bir kavramdır. Bu içeriği nasıl doldurduğunuz önemlidir.
Eğitim önemli… İyi de cehaletin de bir eğitimi vardır. Niteliksiz oluşun, yaşamı boşa geçirmişliğin de eğitimi vardır.
İyi bir eğitim almadan “cepçi”, “kapkaççı”, dolandırıcı olunmaz. O halde “eğitim önemli” dediğimiz zaman esasında hiçbir şey söylemiyoruz demektir.
Esas olan – ki önemli olan da budur – Nasıl bir eğitim olduğudur?
NASIL BİR EĞİTİM?

.gif)
Eğitimci, pedagog veya öğretmen değilim; ancak kişisel birikim ve deneyimim bana şunu öğretti; Eğer insanlık adına kullanamıyor iseniz bilgi çok yararlı bir şey değildir. Eğer bilgi, sizin ve çevrenizin yaşamını kolaylaştırmaya yardımcı olmuyorsa o bilgi de olmasın daha iyi.
Şimdi günümüzün insanı bilgi bombardımanı altında, insanımız bilgili ama bilinçli değil; insanımız duygulu ama duyarlı değil.
Pratik bir yaşam ile bütünleşmeyen bir bilgi sadece hamallıktır.
Doğa okulları eğitime nasıl bakıyor? Okul kendi misyonunu şöyle ilan etmiş:
“Ezberden öte özümseyerek öğrenen, kendini bilgiyle doldurmak yerine bilgiyi kullanan…
Yalnızca testlerde değil, okullar arası kültür, sanat, spor, bilim gibi her dalla ilgili çalışmalarda başarılı olan…
Birikimi yüksek, özgür düşünen ve düşündüklerini açıkça ifade edebilen…
Uluslararası bir vizyona sahip, yerel değerlere bağlı, evrensel değerlere açık…
Bilimsel çalışmalar yürütebilecek seviyede yabancı dil bilgisi olan…
Geleceğin aydınlık liderleri olacak bireyler yetiştirmek…
Şimdi Neden Doğa Okulları onu paylaşalım.
*
GURUR DUYULAN KURUM
Geçen hafta Kızımı ve torunumu ziyaret etmek amacıyla İstanbul’a gitmiştim. Kızım, bir serçe gibi benimle annesinin çevresinde dolanıp ısrarla görev yaptığı okulu görmemizi istiyordu. Bir kişinin çalıştığı kurumla gurur duyması bence çok önemlidir. Zaten sık sık telefon konuşmalarında okulundan sevgi ve gururla söz ediyordu. Bu kez aynı gururu okulu bize gezdirerek yaşamak istiyordu. Pazar günü olmasına rağmen Üsküdar’da bulunan Doğa Koleji’ne gittik…
Daha okulun sınırlarına girerken bir eğitim kurumu atmosferini solumaya başlıyorsunuz. Her kişinin, her mekanın ve her coğrafyanın zihninizde bıraktığı bir duygu olur. Binaya girdiğim andan itibaren sıcak, samimi ve güven veren bir atmosfer ruhumu sardı.
Kızım bana coşku ile görev yaptığı kurumu anlatırken aklıma onunla ilgili iki okul anısı geldi.
Kızım Adana’da öğrenim gördü. Lise 1’nci sınıfta iken kendisini gözlüyordum. Aktif lider bir kişiliği vardı ama dersler konusunda tereddütlerim vardı. Çocukların eğitimi ile anne ilgilenirdi – anneleri en az çocuklar kadar okula gidip gelmiştir; diplomayı çocuklar değil anneleri hak etmişti – Ben sadece kritik noktalarda müdahale ederdim. Kızım yıl sonu karneyi getirdi, bir de takdirname vardı.
Karnedeki derslere baktım üç beş ders var. Kendimin lisedeki karnesini düşündüm, ders sayısının 18 olduğunu hatırlarım. Sonra kızımın durumunu düşündüm ve takdirnameye baktım… Baktım… Baktım…
Zihnimde bir ilişki kuramadım. Benim bildiğim kızım, benim bildiğim eğitim kalitesine göre takdirlik bir öğrenci değil. Okula gittim ve hak etmediği bir takdirnameyi verdiği için kızımın kaydını okuldan aldım. Müdür hayret etmişti. O an bütün öğretmenleri toplayıp: “Bakın, hayatımda ilk kez çocuğunun aldığı takdirnameye itiraz eden bir veli görüyorum” dedi.
Evet, hak etmediği bir takdirnameyi vererek çocuğumu hayata karşı dirençsiz olmasını sağlayan okulu hiç affetmedim.
BAŞARI İNSANLAŞMAKTIR
Bu birinci hatırladığı olaydı… İkincisi de şöyle gelişti. Kızım ile oğlumu aynı okula kayıt yaptıracaktım. Okulun açtığı sınava girdiler. Yanlış hatırlamıyorsam 250 kişi sınava giriyordu. Kızım 195’nci oldu oğlum da 3.ncü oldu. Kızımı ödüllendirip, oğlumu cezalandırdım. Çevrem ve çocuklar bu tersliğe inanamadılar. Bunun nedenini ancak bir hafta sonra sorabildiler. Açıkladım:
“Oğlum sen, o kadar rahattın ki, nasılsa biliyorum diye çalışmadın. Görevini sorumluluk bilinciyle yapmadın. 3.ncü oldun. Derecen değil, karakterin beni ilgilendirir. Ama kızım, sınav var diye çalıştı ve sorumluluk bilinciyle görevini yaptı. 195.nci oldu. Olsun. Benim için derecelerin değil, benim için öğrenimin değil, karakter yapınız önemli. Hatta sorumluluk bilinci taşımayan insanın birinci olması tehlikelidir” dedim. Konuyu anlamışlardı.
Şimdi bütün çocuklarımla gurur duyuyorum. Hepsi de sorumluluklarının bilincindeler.
Doğa okullarının Misyonu bölümünde ilk olarak;
““Ezberden öte özümseyerek öğrenen, kendini bilgiyle doldurmak yerine bilgiyi kullanan…
Yalnızca testlerde değil, okullar arası kültür, sanat, spor, bilim gibi her dalla ilgili çalışmalarda başarılı olan…
Birikimi yüksek, özgür düşünen ve düşündüklerini açıkça ifade edebilen…
Uluslararası bir vizyona sahip, yerel değerlere bağlı, evrensel değerlere açık… (…)
Geleceğin aydınlık liderleri olacak bireyler yetiştirmek… “
Bunları okuyunca konuyu sizlerle paylaşmak istedim. Değerli okurlarım amacım kesinlikle okulun reklamını yapmak değildir. (Ne yöneticilerini tanırım ne de sahiplerini)
ÖNCE VELİLER EĞİTİLMELİ
Bence “eğitim” ile “öğretim” arasındaki farkı bilmeyen velilerin önce eğitilmesi gereklidir.
İnsanı fizik profesörü yapmak öğretim işidir. Kişiyi Profesör yapabilişiniz; ancak kişiyi, paylaşımcı, katılımcı, aydınlık düşüncelere sahip, yurtsever, demokrasi ve insan haklarına saygılı yapmak bir eğitim işidir.
Hatta şunu söylüyorum, aydınlık düşüncelere sahip olmayan bir profesör yetiştirmek insanlık için de tehlikelidir. Bu açıdan, eğitim ve öğretim tek yumurta ikizi gibi iki kardeştir. Biri olmazsa diğeri olmaz; olmamalı.
Öğretim okulun işi; eğitim ise okul ve velilerin ortak işidir.
Doğa okullarını örnek göstererek anlatırken, bira da eğitim hakkındaki görüşlerimi paylaşmak istedim.

DOĞA ÖĞRENCİLERİ: ÇÖZÜM ÜRETEN GENÇLİK
Caddelere bakın, insanlar cep telefonları ile konuşarak yürüyor… Aynı masada dört kişi ayrı ayrı kendi cep telefonları ile… Bir aradalar ancak birbirinden kopuk… kalabalıktalar ama tek başınalar… Kulaklıkları takıp, kendi dünyalarında bunalım üretmekle meşguller. Zirai üretimi bırakıp, kişisel bunalım üretiyorlar…
Doğa Okullarının Üsküdar’daki binasını gezerken aklımdan bunlar geçti. Teknolojinin her türlü donanımı var ama bunu pratik yaşama yansıtacak zihinsel donanım da var. Teknoloji yalnızlaşmak ve içe kapanmak için değil, birlikte çoğalmak ve dışa dönmek için kullanılmaktadır.
ELLERİNDEN ÖPÜYORUM
Ürün yetiştiriyor, hayvanları tanıyorlar… “Doğa” adını tam anlamı ile hak etmiş bir okul.
Gezim okulun tatil gününe rast geldi. Bu açıdan, yöneticiler ile görüşme olanağım olmadı. Ancak kızımdan onlar hakkında o kadar çok şey duydum ki sanki akrabam oldular.
Ayrıca zihinsel ve düşünsel akrabalık ben ce en az kan akrabalığı kadar değerlidir.
Çocuklarımızı topluma kazandıran her insan benim akrabamdır.
Çocuklarımızı yetiştirirken nesneleri gözlemlemelerini sağlayan, nesneler arasındaki ilişkiyi görüp bu ilişkiyi insanlık yararına kullanmayı öğreten her öğretmen akrabamdır ve böyle öğretmenlerin ellerinden öperim.
Bu nedenle doğa okullarını örnek gösterdim.
(Tanıdığım öğretmenlerin tek tek adını yazmadım… Hepsi toplum için değerli insanlardır… hepsine selam olsun…)