PROF.DR. DİLEK ÖZCENGİZ: ÜNİVERSİTELER SADECE BİNA MIDIR?
Cambridge veya Oxford kavramlarını duyduğumuzda aklımıza önce üniversite gelir. Oysa bu iki kavram da kent adıdır. Bazı eserler kendi yaratıcısını/üreticisini aşar. Kentler canlıdır; ancak bu canlılığa anlam veren kent bileşenlerinin ortak üretimidir.
Üniversiteler bir kentin anlamlandırılmış en değerli üretimleridir. Aynı şeyleri Çukurova Üniversitesi için söyleyebilir miyiz? Ben öyle düşünmek ve söylemek istiyorum. O üniversitede bulunan olağanüstü potansiyelin, Adana şehir dinamikleri ile buluşmadığı kanısındayım. Bundan dolayı her zaman üzüntü duymuşumdur. Bu üzüntüm kaygıya dönüşürken, Adana için soluk olabilecek bir bildiri okudum:
Yakında Çukurova Üniversitesi Rektörlüğü için seçimler yapılacak çok değerli hocalarımız aday. Bunlardan biri Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Başkanı Sayın Prof. Dr. Dilek Özcengiz. (2013 yılında başlayan Dekanlık görevi geçtiğimiz aylarda sona ermiştir)
SOLUK VEREN BİLDİRİ

Sayın Özcengiz hocamızın hazırladığı bildiriyi tarihe not düşme adına paylaşacağım:
“Çukurova Üniversitesi’nin Değerli Öğretim Üyeleri,
Lima Bildirgesi’ne göre “Üniversiteler, insanların ekonomik, sosyal, kültürel, temel ve politik haklarının yaşama geçirilmesini takip etmekle yükümlüdürler. Eğitim, insan kişiliğinin ve onurunun tam gelişimini sağlamaya yöneliktir ve insan haklarına, temel özgürlüklere ve barışa duyulan saygıyı pekiştirir” denilmektedir.
Eğitim, olumlu bir toplumsal değişimin aracıdır. Dolayısıyla üniversiteler, ülkenin toplumsal, ekonomik, politik ve kültürel durumundan kopuk olmamalı, hak ve özgürlüklerin tam olarak edinilmesine ve sürdürülebilmesine yönelik, statükoculuktan uzak ve daimi biçimde değerlendirilmeye açık tutulan kurumlar olmalıdır.
BAŞARININ ÖLÇÜTÜ: EMEK VE YETKİNLİK
21. yüzyılın üniversiteleri, geleceği şekillendiren, akademik çevrenin niteliklerini geliştirmeye açık tüm üyeleriyle, yüksek aidiyet duygusuna sahip, engelsiz kurumlar olmalıdır.
Çukurova Üniversitesi, muhteşem yerleşkesi, 43 yıllık köklü geçmişi ve değerli insan kaynağı ile ülkemizin geleceğine şekil verebilecek güçtedir. Çukurovalılar olarak, üniversitemizi daha iyi bir düzeye taşımak ve gurur duymak ortak arzumuzdur.
Hedefimiz, Türkiye’de üniversite sıralamasında ilk beş içinde yer alabilmektir. Bu hedefe ulaşabilmek için en önemli etkenin öğretim üyemizin değerli varlığı olduğunun bilincindeyim. Bir üniversiteyi üniversite yapan içindeki bilim insanlarıdır. Öğretim üyelerimizin her alanda desteklenmesi, hak ettikleri önemin verilmesi ve artmış memnuniyetleri ile her engeli aşabileceğimize inanıyorum. Destekleyici, yol açıcı ve işleri kolaylaştırıcı bir üniversite anlayışını birlikte geliştireceğiz.
ÇÖZÜM ODAKLI BİR YÖNETİM İÇİN
Ayrımcılık ve ötekileştirmeden arınmış, geleceğe huzur ve güvenle bakabileceğimiz bir üniversite hepimizin özlemidir. Köklü bir geçmişi olan üniversitemizde tüm başarıların karşılığını almak için liyakat/yetkinlik en önemli ölçüt olmalı, yönetimin işlevselliği sorun çözmeye odaklanmalıdır. Kurumsallaşmış, kayıt ve iletişim ağının sağlandığı, işleri kolaylaştıran çağdaş bir üniversite modeline dönüşme arzusu içindeyiz.
Ç.Ü’DE ONURLA GEÇİRİLEN 30 YIL
Hayatımın 30 yılını gururla Çukurova Üniversitesi’nde geçirdim. Akademik yaşamda insanların yönetim önünde eğilmek zorunda kalmayacakları, akademik kurulların temel akademik değerlerin taşıyıcısı olarak çalıştığı, emeğin en büyük güç olarak kabul edildiği bir ortamın mümkün olduğuna dair inancımı hiç yitirmeden çalıştım ve yaşadığım olumsuzluklara da hep bu inançla karşı durdum. Hak kavramı temel felsefem oldu. Yönetim anlayışımda öz ve söz bir olmalıdır diye düşündüm, öyle davrandım. Şeffaf, verilen sözlerin mutlaka tutulduğu, özgürlükçü ve adalete dayalı bir yönetim anlayışını benimsiyorum.
YAŞAYAN BİR AKADEMİK ÇEVRE İÇİN…
Üniversiteler, toplumun öncü kurumlarıdır. Bu gerekçe ile sürdürülebilir yaşam ilkesi ile yola çıkacağım. Çevre ve doğa dostu bir anlayışın hayata geçmesi için her alanda uğraş vereceğim. Kültürel, sanatsal ve sportif etkinlikleri, sosyal tesis olanakları ile her zaman içinde bulunmaktan keyif alacağımız yaşanabilir bir üniversite ortamını hep birlikte gerçekleştirebiliriz.
Lima Bildirgesi doğrultusunda geleceğin demokratik, yetkinliklere dayalı, özgür, en iyilerin bir araya geldiği, yaşayan bir üniversite hedefine sizlerle birlikte ulaşmak için rektör adayı olma kararımı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Saygılarımla,
Prof. Dr. Dilek ÖZCENGİZ”
*
Bu bildiri öncelikle kent-üniversite ilişkisi açısından bir soluktur. Genelde şöyle düşünürdüm, ÇÜ’nde öylesine değerli görüşlere sahip kişiler var ki, ancak bu insanların birikimleri kente ve kentin yaşam sürecine katılmıyor. Bunun için Rektörlerin “köprü görevi” olması gerekmektedir.
Bu bildiride o köprünün temellerini gördüm.
Sayın hocamızın özgeçmişi ve kariyeri konusunda duyduklarımı yazacak lsam başka konuya fırsat kalmayacak. Beni en çok ilgilendiren hala öğrenci oluşu...
NASIL BİR REKTÖR ADAYI…
Özgeçmişinden söz etmeyeceğim dediğim gibi az sonra vereceğim web adresinde bütün bilgiler var. Tekrar etmeyeceğim.
Hala içindeki o öğrencilik ruhu ölmemiş bir insanla karşılaştım.
Tıp alanındaki çalışmalarının yanı sıra sosyal bilimci….
Sağlık psikolojisi danışmanlığı eğitimi almış…
Fotoğrafçılıktan kameramanlığa kadar geniş sanat yelpazesinin de içinde bir öğrenci.
Ne öğrencisi mi; Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi…
Bu açıdan hem öğretmen hem öğrenci;
Hem öğretim görevlisi hem dekan,
Hem Anabilim Dalı başkanı ve hem de konusunda 7 kitap yazmış bir insan,
Hem Tıp doktoru hem fotoğrafçı,
Sosyal bilimci, sağlı psikolojisi danışmanı…
Düşünün böyle niteliklere sahip bir rektör Üniversite ve kent için neler yapmaz.
*
Kendisiyle sohbet etmek için makamında bir araya geldiğimizde öyle projelerden söz etti ki…
Kentten üniversiteye bir bakış vardır… Ayrıca Üniversiteden de kente bir bakış vardır. Bu ikş bakış aynı potada öğütülmediği müddetçe bu iki bakışın da anlamı yoktur. Hatta, bakışlar arasında köprü kurulmadığı müddetçe farklılıklar, aşılmaz ayrılıkları da doğurur.
Yılda 60-70 bin öğrenci potansiyeline sahip bir üniversitenin kentten kopuk olması, kente yapılmış en büyük kötülüklerden biridir. Sayın Dilek Özcengiz hocamla konuşurken, bütün sorunları irdelemiş, nedenlerini saptamış ve çözüm üreten projeleri ile aday olduğunu gördüm.
Elbette bu bir soluktur.
ÖZCENGİZ’İN HAYALİ ADANA’NIN İHTİYACIDIR
Konuşmamdan ana başlıklar:
“Belki şehirdeki insanlar farkında değil ama Üniversite bünyemizde dünyaca saygı duyulan değerli bilim insanlarımız var. Hepsi kendi çapında değerli bu insanların sesi olmak ve onu önce yerel sonra ulusal çapta değerlendirmek bir görevdir…”
“Adana’nın Güneş Enerjisi üretilebilecek bir depo olduğunu hayal ediyorum…”
“Arberetum göz bebeğimiz haline geldiğini hayal ediyorum…”
“ÇÜ Sanatsal, kültürel, etkinliklerin Sadece Adana için değil Akdeniz Bölgesinin merkezi olduğunu ve insanların ÇÜ bünyesinde, bahçesinde resim, heykel yaptığını, şiir okuduğunu üretimlerini paylaştığını hayal ediyorum…”
“Bu mekanın 7/24 yaşayan kültür ve bilim merkezi olmasını hayal ediyorum…
“ÇÜ mezunlarının aranan nitelikli elemanlar arasında 1. Sırada olmasını hayal ediyorum…”
“Çocukların sıklık ve hevesle deney yapacakları Bilim ve Doğa Müzesi kurduğumuzu hayal ediyorum….”
“Adana’nın kongre merkezi olmasını hayal ediyorum…”
“Bilim sadece bilim için değildir. Bilim halkı gönenlendirmek içindir. Eğer bu başarılmamışsa bir sorun var demektir….”
Sayın Prof.Dr.Dilek Özcengiz Hoca gördüğüm kadarıyla, Üniversite ve Adana’nın ihtiyacı olan projeleri ile geliyor…
Adana ve Üniversite için “Kolay Gelsin Dilek Hoca” diyorum.
Daha geniş bilgi için: www. http://dilekozcengiz.com adresini öneriyorum.