Adana’da her taş, gökyüzü, orman ve dağ 60 asırlık gözlerle bakar.
İnsanın tarihle göz göze geldiği mekandır bu güzel kentimiz. Anadolu’ya göre Torosların ardına saklanmış, Akdeniz’e göre sırtını Toroslara dayamış bir şehrimizdir. Afrika ve Avrasya’da Adana’nın tanıklık etmediği hiçbir tarihi olay yoktur.
Adana başlı başına medeniyetler senfonisidir.
Bu senfoninin notalarını, Adana’da yaşayan insanlar ile yöneticiler birlikte oluşturmuşlardır.
Bu renkli coğrafyanın, renkli insanlarının, renkli yaşamlarına doğal olarak renkli valiler yaraşırdı.
Öncelikle bu güzel şehre emeği geçmiş bütün valileri saygı ve minnetle anıyorum. Ebediyete intikal etmiş olanlara rahmet diliyorum, sağ olanlara ise sağlıklı ve mutlu yaşamlar diliyorum.
Bu güzel coğrafyamızda görev yapan valilerimizden tebessüm – hoş bir sada – bırakanları birlikte analım istedim.


BEŞ VAKİT DUA’YA MAZHAR OLAN VALİ
“Akşama hörmet, amin; sabaha niyet, kolumuza kuvvet, kesemize bereket, ağamıza devlet, İbrahim Paşa’ya rahmet, Bir dahi rahmet, Bir dahi rahmet, kör şeytana lanet, Peygambere salavat, Amin…”
Bu dua’da Vali İbrahim Paşa’ya rahmet okunmaktadır. Yaz aylarında Çukurova’ya çevre şehirlerden on binlerce işçi gelir. İşleri bitince mevsim sonu memleketlerine dönerler. O zamanki çalışma koşulları çok zor. İşçilerin düzensiz yaşantısı, Ücretlerin düşüklüğü… Çalışma zamanlarını yoğunluğu. Parasını alan işçilerin yolda soyulmaları gibi bir çok olumsuzluğa İbrahim Paşa son vermiştir. Üstelik ücretlerin belirlenmesi için oluşturulacak 9 lişilik komisyon kurulmuş ve bu komisyona işçilerden 3 üye katılı olmasını sağlamıştır. Çalışma saatleri belirlenmiş ve hafta tatili yasası çıkarılmıştır. İşçiye soluk aldıran Vali İbrahim Paşa’ya dualarda yer verilmiş ve rahmet okunmuştur.
ZİYA PAŞA: DERYA DENİZ…
1878 yılından 1880 yılına kadar valilik görevi yapan Ziya Paşa sadece siyasi tarihe değil, sanat tarihine de altın harflerle yazılmış bir valimizdir. Sadece birkaç satırla anlatmak mümkün değil. En belirgin icraatlarını yazmakla yetineceğim:
Okul sayısını çoğalttı. Fransız’ca öğrenmeleri için memurlara kurs açtı. İstanbul’dan getirttiği bir tiyatro kumpanyasıyla Adana’da bu sanatın ilk tohumunu attı. Fransızca’dan çevirdiği oyunları sahneledi. Memurların tiyatroya devamını zorunlu kıldı.
Kendinden önce valilerin, düşünce ayrılığı nedeniyle hapse attırmış oldukları kişileri cezaevinden çıkarttı.
*”Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir / Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.”
*”Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz / Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.”
*”İnsana sadakat yaraşır görse de ikrah / yardımcısıdır doğruların Hazreti Allah.”
Gibi onlarca özlü sözü dilimiz ve anlayışımıza yerleşmiştir.
TRENİ CANAVAR SANDILAR
Uzunluğu 67 Km olan Adana – Mersin demiryolu’nun temeli Abidin Paşa’nın valiliği döneminde atıldı. Demiryolunun açılışını ise 02 Ağustos 1886’da görevde olan Köse Raif Paşa tarafından yapıldı / Yapılamadı.
Bu ne demek? Bu şu demek.
Sayın valimiz, bir duyuru ile demiryolunun ulaşıma açılacağı halka bildirir. Tellallar bağırır, çığırır… Herkeste bir merak. Açılış günü Adana İstasyon Meydanına doluşan halk Mersin yönünden gelecek treni beklemektedir, ancak trenin ne olduğunu valilik görevlileri ve bir kaç azınlık kişinin dışında kimse bilmemektedir.
Halk arasında her kafadan bir ses çıkmaktadır. Vali Köse Raif Paşa biraz yüksekçe kürsüye çıkmış, gelen treni ahaliye tanıtacak. Her şey hazır.
Uzaktan lokomotifin düdük sesi duyulunca ahali önce korku ile birbirine bakar. Bu düdük sesi ne ola ki? Ardından, Mersin tarafından kara dumanlar yükselmeye başlar ve dumanlar arasından bağıra çağıra, gıcırdayıp öterek ve ohlayıp poflayarak gelen lokomotifi gören halk panik ve korkuyla kapılır. Böyle bir garip canavarla ilk defa karşılaşan halk korku ve paniğine yenilir ve kaçışmaya başlar.
Halk bir müddet çok uzaktan bu garip canavarı – lokomotif ve vagonları – seyreder. Trene binmeye hiç kimse yanaşmaz. Vagonlar boş olarak Mersin’e gidip gelmeye başlamış. İşletme her gün zarar ediyor. Vali beye baskı yapıyorlar. Vali Köse Raif Paşa ulaşımı ücretsiz yapmış, halkı teşvik etmiş, önce azınlıklar treni kullanmaya başlamış.
Yıllar sonra da yavaş yavaş alışmışlar.
Vali Bey’e açılış konuşması yapmak nasip olmamış.

HÜKÜMETİN SESİ OLAN SAAT
Abidin Paşa 1881 yılında Adana’ya vali olarak atanınca memleketin imarı ile yakından ilgilenmiştir. Şimdi Altın Koza binası olarak kullanılan Kız Lisesi’ni inşa ettirmiştir. Dar sokakları genişletmiştir. Vali Ziya Paşa döneminde başlanmış olan Türkiye’nin en yüksek Büyük Saat’i 1882’de tamamlanmıştır. Vali Abidin Paşa Kuleye Çalar saat yerleştirmiştir. Adana’nın ilk çalar saatidir. Saat kulesinde her saat başı vakti belirleyen güçlü ses, kentin her yerinden duyulurdu. Resmi dairelerde çalışan memurlar başlama ve işi bırakma zamanlarını saate göre ayarlarlardı. Hele namaz vakitleri kolaylıkla belirlenirdi. Dönemin şairlerinden Fani Efendi, kuleyi şu dörtlükle anlatmıştı;
“Bir muazzam eserdir ki, misli yok, naziri yok, / Zahiren saat çalar, manen hükümet seslenir.
Ol Cenabı Abidine eyler dua; / Çünkü andan ruz-u şeb vakt-i ibaret seslenir…”
SELAM İÇİN KURULAN İSTASYON: ŞAKİR PAŞA
1888 yılında Valilik görevi yapan Şakir Paşa Bağlar Semtinde otururdu. (Şimdiki Şakir Paşa Konağı) Müziğe ve içkiye çok düşkündü. İşten dönerken evinin önünde treni durdurmak için imdat işaretini çekmeyi alışkanlık haline getirmişti. Demiryolları yabancıların işletmesi altındaydı. Bu durumun her gün olması onları düşündürmekteydi. Sonunda Şakir Paşa semtine bir istasyon kurdular.
Tren bu istasyondan geçerken düdüklerini çalar ve selam verirdi.
İstasyona Şakir Paşa İstasyonu adı verildi.
MEYYİT (ÖLÜ) VALİ
1894 atanan vali Faik paşa çok yaşlıydı. Hatta görevini yapamayacak kadar yaşı ilerlemişti. Bu durum maalesef alay konusu olmaya başlamıştı. Dönemin –adını tespit edemediğim – bir şairi şöyle bir dörtlük yazmıştı:
“Yaşı, yüzü mütecaviz vali / N’olur memleketin bunlarla hali
Mülkün ihyasına bir meyyit göndermişler / Aferin izanına, Ey Bab-ı Ali…”
FAYTONLU FENER ALAYI: BAHRİ PAŞA
Damar Arıkoğlu’nun anılarından: “Hüseyin Hilmi Paşa Umumi Müfettiş olarak valilikten ayrılınca yerine Bedirhanlardan Bahri Paşa tayin edildi. (1898-1907) (…) Özel olarak birlikte getirdiği, fenerleri pırıl pırıl bronzdan müzeyyen faytonal renkte bir çift Macar kadana atıyla göz kamaştırıcı koşum içinde yoldan geçerken içinde yüzü gülmeyen iri göbekli, azametli Bahri Paşa’nın sağında beli parlak kılıçlı, göğsü kordonlu bir askeri yüzbaşı, solunda kolları sırmalı, beli kılıçlı komiser, yaverleri arabanın etrafında süvari olarak arabayı takip ederken, iri yapılı uzun kılıçlı dört süvari zaptiyede, faytonun arkasından tırısla takip ederlerdi…”
Kıssadan hisse: valiler geçerken trafiği allak bullak edenlere kızmayın. Bilmem anlatabildim mii?”
Bahri Paşa’nın ilginç bir özelliği vardı. Hırsızları döverdi. Hükümet Konağı’nın önünden geçenler dayak sesi duyduklarında Bahri Paşa’nın bir hırsızı cezalandırdığını bilirlerdi.
İdam cezasını kaldırmıştı.
BİR TOKATLA PEYGAMBERLİĞİ BİTİRDİ


Hacın Kadısı aklını yitirmişti. Sağa sola telgraf çekip: “Hz. İsa olduğunu, Tanrı tarafından yer yüzüne indirildiğini , Allah’ın emirlerini unutanları ıslaha memur edildiğini” bildirmişti.
Bahri Paşa kadının getirtilmesini emretti.
Bir atın sırtında gelen Hz. İsa(?) yola doluşmuş olan ahaliye selam verip gülücükler atarak hükümet konağına getirtildi. Bir çok insan Hz. İsa’dan mucize bekliyordu ama mucize Vali Bahri paşa’dan geldi. Samar Arıkoğlu’nun anılarına göre Bahri Paşa sormuş:
“Hz. İsa olduğunu iddia eden adam sen misin?”
“Evet, Ben’im. Tanrı azan kullarını ıslah etmem için beni gönderdi.”
“Yalancı, sahtekar herif” deyip adamın suratına bir tokat patlattıktan sonra: “Atın şunu tımarhaneye!”
Ve böylelikle, bir peygamberlik akıl hastanesinde sona eriyor.
Güzelim Adana böyle bir memleket işte; valileri de öyle…
(*) Bilgiler Yurt Ansiklopedisinin Adana bölümünden ve Damar Arıkoğlu’nun anılarından derlenmiştir.
Fotoğraf: http://www.turkeyforum.com/satforum/showthread.php?t=745751
