Gazipaşa Parkı’nda bir öğleden sonra oturup gelen geçeni seyrediyorum.
Çocukların neşeli sesleri ile yoldan geçen araçların klakson sesleri birbirine karışır.
Klakson, sesi kısılmış zayıf insanların baş vurduğu gürültü yöntemidir.
Ne konuşup ne söyleyeceğini bilemediği için klakson çalar.
Denizde görünmemek için saldığı mürekkebin karanlığına sığınan kalamar ile, zavallı insanın gürültüye sığınması aynı şeydir.
*
Kalabalıklara dikkat ediyorum; herkes tek başına…
Özgürce dolaştığını zanneden insanlar gerçekte “başıboş.”
Kabaca baktığınız zaman insanlar istediği yere gidiyor, kendi yönünü kendi tayin ediyor hissine kapılırsınız. Sanki insanlar özgür iradeleri ile davranıyorlar (mış) gibi…
Biraz daha dikkatle baktığınızda, tutsaklığın insan ruhuna yaptığı ağır darbenin etkilerini görebilirsiniz.
Bir defa yüzleri mutlu değil; çoğu gülmeyi unutmuş… Havada kaygı ve endişe var.
Gençler, orta yaşlılar, kadınlar, erkekler ellerinde cep telefonu, nereye neden gideceklerini öteki uçtan gelecek habere göre tayin edecekler. Öteki uçtakinin durumu da bundan farklı değildir. yere bakarak yürüyen, omuzları düşük ve tek başına kalmış insanlar.
Oturan dört yaşlı uyuyor.
Birlikte oturan 4 genç ise ayrı ayrı telefon ile konuşuyor.
Avrupa’nın (belki de dünyanın) en çok konuşan ve en az iletişim kuran insanlar topluluğuna dönüşmüşüz.
Endişeli ve kaygılız insanlar kendi başlarına kalmaktan korkuyor. Herkes birbirine yaslanmış.
*
Geçen sosyal medyada bir ifade gördüm: ''Bazen; hayat yorar insanı. Şarkılar yorar. Beklemek yorar. Özlemek yorar. Affetmek yorar. Hoş görmek yorar. Boş vermek bile yorar.
Ve insan susar. Her şeye , herkese rağmen… Elinden gelen tek şeyi yapar… Bağıra bağıra… susar...''
Bu duygu anlatımı öylesine hoşuma gitti ki, yazımda kullanmak için bu bu güzel dizeleri kimin yazdığını araştırmaya kalktım. Bulamadım.
Bir kişinin duygularını binlerce kişi çalmış, “kopyala yapıştır” yöntemi ile kendi duygularını paylaşmış.
*
Duyguların özgür olmasını hayal etmekle yanılmışım.
Bakışı bağımlı, duruşu, işi, hayatı bağımlı olan insanlardan “bağımsız duygular” beklemek saflık olacaktı.
Bir kişiyapar; milyonlarca insan faydalanır…
Bir kişi söyler; milyonlarca insan dinler…
Bir kişi ağlar; milyonlarca kişi mendil koşturur…
Böyle bir insanlar topluluğunda elbette, bir kişi düşünecek, bir kişi plan ve program yapacak; milyonlarca kişi de elleri patlayıncaya kadar alkışlayacak.
*
Size daha yanlışlıkla otobana giren koyun sürüsünü anlatmadım.