ÖZGÜRLÜK SORUMLULUKTUR
Çinli bir düşünürün eserinden okuduğumu sanıyorum: “Tanrı beni bahçesinde çiçek, duvarlarında tablo ve raflarında kitap olmayan bir evden korusun” diyordu. Bu görüşü bir ezber olarak değil, gözlemlerin sonucu içselleştirdim.
Yaşamım boyu en az bu üç değerden birine sahip mekânı oluşturan insanların yaşamda çok farklı olduklarına tanık oldum.
Değerli dost ve Utku Sağılır beni – geç tanışmış olmaktan üzüldüğüm – Uğur Yaldız Otomotiv işletmesinin Yönetim Kurulu Başkanı Filiz Yaldız ile tanıştırdı.
Sonuçta gittiğimiz mekân “Satış Sonrası Bakım, Onarım, Yedek Parça Hizmeti veren bir oto tamirhanesi…

Hani Cem Karaca’nın “Tamirci Çırağı” eserinde tanımladığı klasik bir tamirhane… Küçük çocukların emeklerinin sömürüldüğü, her tarafında kirin, yağın, pasın olduğu, ustanın küfürlerle hitap ettiği bir mekan… Öyle mi? Kesinlikle hayır!
İş yerine girerken sizleri bir çiçek bahçesi karşılıyor. Bir kontrol edin bakalım, kaç tane oto bakım servisinin girişinde sizi çiçeklerle karşılayan bir giriş vardır?
Merdivenlerden yönetim odasına çıkarken aynı çiçekli koridor size eşik ediyor. Her mekânın ve her kentin kendine has yaydığı bir duygu vardır. Bu mekân, bu servis, “yağ, kir, pas, sömürü” değil; “güven kokuyor.” Evet, bilfiil huzur ve güvenin kokusunu hissettim.
Ve duvarlar tablo, raflar ise kitap doluydu.
(Üzgünüm; kitap çalmadan çıktığım ender işyerlerinden biri oldu. Hala oradaki birkaç kitapta gözüm kaldığını itiraf ediyorum.)

FİLİZ YALDIZ NASIL “FİLİZ YALDIZ” OLDU?
Utku Sağılır, beni içtenlikle karşılayan Filiz Hanım ile tanıştırır tanıştırmaz ilk sorum:
“Vaz geçtik işinizden gücünüzden, Filiz Yaldız nasıl oluştu? Gelişim süreci nedir? onu anlatın?”
“Babam Sami Özsüt, lise mezunu bir insandı. Fakat o yılların lise mezunudur. Bilirsiniz; o yılların lise mezunlarının ayrı bir değeri vardır. Tarsus yolundaki Özbucak Fabrikasında yöneticilik yapıyordu. Ben daha 14-15 yaşlarında iken fabrikada babamın yanına gider gelirdim. Bana orada iş verirdi. Yaklaşık 1300’e yakın çalışan vardı ve bunların çoğu erkekti. Orada getir götür işi yapardım. Daha o yaşlarda iş dünyası ile tanıştım. Çnce pratiğim oluştu. Sonra işin teorisini aldım.
İtiraf edeyim, iş dünyasında yoğrulmak insana çok derin deneyimler kazandırıyor. Hele yaz tatillerinde sadece bir ay kadar, anneannemin bulunduğu deniz kıyısındaki yazlığa giderdim. Kalan zamanlarda ise babamla birlikte fabrikada bulunurdum.
Beş kız iki erkek kardeştik. Evde gördüğümüz yetişme şekli bizi deyim yerindeyse pişirdi diyebiliriz. Babam bize şunu öğretmiş oldu: Özgürlük, başıboşluk ve serbestlik değildir. Özgürlüğün sorumluluk yüklenmek olduğunu kavradım.
Bu deneyim yaşamda edindiğim en büyük servetlerden biri oldu. Elbette ondan sonra devamı geldi. Bu gün bir kişinin yaşamı tanımadan, masa başında, yaşamın gerçeğiyle yüz yüze olana akıl verdiğini görüyorum. Olmuyor. Yaşamı ve anlamını içselleştirmek yaşamın içinde olmayı gerektiriyor…”
EVLENİNCE DAHA ÖZGÜR OLDUM
“Kadın sorumluluk üstlenmekten korkuyor. Bunda annelerimizin çocuk yetiştirirken erkeğe daha çok önem vermek gibi hataları var. Sizin de çocuğunuz var. Bu hatayı yaptınız mı?”
“Benim bir oğlum var. Bu nedenle kız çocuklardan ayrı tutma düşüncesine de yabancıyım. Ancak eşimle birlikte oğlumuzu öyle el bebek gülbebek yetiştirmedik. Mesela çocukken Termosu alır soğuk su satardı. Şu an sokaklarda bunu göremiyoruz ama eskilerin en revaçta olan işlerinden biriydi. Hele Adana sıcağında. Babam bir bakardı ki termos yok… Belli ki Uğur habersiz almış işe çıkmıştı. Eskimo satardı. Daha küçük yaşlarda emek ile para kazanmanın bilincine ulaşmıştı. Üreterek kazanmayı öğrenmişti.

KENDİNİ KAZANMAK İÇİN…
Hatta bir ara onu bir tamirciye vermiştik. Birkaç gün sonra bize ustasını şikayet etti: ‘Bana iş vermiyorlar, hep şunu getir, şunu götür diyorlar’ diye mızmızlandı. O’na “Yahu öğrenip ne yapacaksın?” diyemedim. Eşimle birlikte çok gülmüştük. Tabi çocuk, para kazanmak için gönderdiğimizi zannediyordu. Oysa onu “kendisini kazanmak” için sorumluluk öğrenmeye gönderiyorduk. Bunu çocuğa nasıl anlatacaksınız?”
“Kasın bağımsız olmaktan korkar mı? Gençken babanın otoritesi, evlenince kocanın otoritesi vs…?”
“Hayır!. Evlenince daha da özgür oldum. Bu baba evinde özgür olmadığım anlamına gelmez. Dediğim gibi özgürlüğün, sorumluluk yüklenme bilinci olduğunu öğrenmiştim zaten. Evlenince, eşim ile birlikte sorumluluk alanı ve yelpazesi geliştikçe özgürlüğümün de çoğaldığını hissettim. Sorumluluğu bir başkasına yükleme gibi bağımlı olma duygusuna yabancıyım…”
TÜKENMEK İÇİN DEĞİL ÇOĞALMAK İÇİN: STK
“Adana’da Sivil Toplum Kuruluşları (STK)’lar ile bağınız olduğunu gördüm…”
“STK deyince bu konuda biraz farklı düşünceye sahip olmuş olabilirim. Ben 2 türlü STK görüyorum. Birincisi, kişilerin kendi yalnızlıklarını paylaştığı STK’lar. Kişiler bir araya gelerek, bireysel yalnızlıklarını grup yalnızlığına dönüştürüyorlar. Güçlerini bir araya getirmek yerine, güçlerini bir arada tüketiyorlar.
İkinci STK’lar ise bunun tam tersi; kişiler yalnızlıklarını değil güçlerini ortak bir potada eriterek daha güçlü bir yapı oluşturuyorlar. Bir araya gelerek çoğalıyorlar.
Ancak ne olursa olsun, toplumumuzda bir farkındalık yaratacak, üretime ve eğitime katkı sağlayacak, kadın yaşamını kolaylaştıracak, dezavantajlı grupların sorunlarına çözüm getirecek etkinlik ve girişimlerin içindeyiz ve olmaya da devam edeceğiz…”

“Dezavantajlı gruplar deyince 23 Nisan’da yaptığınız etkinliği ancak medyadan takip edebildim. Kısaca sizden de dinlemek isterim.”
“Adana Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü’ne bağlı Çocuk Hakları Komitesi ile biz, ‘Uğur Yaldız Otomotiv’ olarak bir iş birliği gerçekleştirdik. Devlet koruması altında olan, çeşitli meslek liselerinde öğrenim gören 19 öğrenci ve 2 öğrenci temsilcisini, 23 Nisan etkinlikleri kapsamında, firmamızda misafir ettik. Burada bir gün geçirdiler. Meslek Liseli öğrenciler, otomobil servisini yakından görme, çalışmaları izleme fırsatı buldular. Bu etkinliğe Çağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdür Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. İbrahim İnan ve Çağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Murat Koç’da katıldı. Çocukların ufuklarını genişletip, vizyonel bakışlarını güçlendirmek için gün boyu çaba sarf ettiler. Sunum yaptılar ve öğrencilerin sorularını yanıtladılar. Özellikle çocuklara mesleki eğitimin öneminin yanı sıra, Sevgi, Güven ve içtenliğin önemini anlattılar. Bu vesile ile kendilerine de teşekkür ediyoruz.
Bir de elbette Adana Vali Yardımcımız Azmi Yeşil, hem sıfatı hem de ruhen büyüklüğü ile daima bu tür girişimlerin destekçisi olmuştur.
(Bu noktada şahsen de çok sevip saygı duyduğumuz Sayın Azmi Yeşil’i arayıp hal hatır sorduk. Selam ve sevgilerimizi ilettik. (Onu tanımaktan mutlu olan çok insan tanıdım.)
*
Konudan konuya geçtik. Görüşmemiz kesinlikle bir röportaj havasında olmadı. İş Dünyası ve Adana ve Türkiye’mizin gündemi ile ilgili içten sohbet havasında geçti. Bol bol çay içtik. Yapılan bir çok etkinlikten söz edildi.
“Şüphesiz ki bu gördüğünüz iş yerinin kendiliğinden oluştuğunu düşünmemişsinizdir. İlk olarak Baraj Yolu üzerinde Papaklı diye bilinen yerin yanında “OTO-78” adı ile iş yeri açtık. Küçük bir tamirhaneydi. Sonra Obalar Caddesi’ne geçtik. Ardından Cemal Paşa ve sonuçta burası...
Yaşadığımız çevreyi ve dünyayı daha iyi yorumlamak ve sonuç çıkarmak için kendimize çok yatırım yaptık. Bu işten başka bir iş ile ilgilenmedik. Hem piyasayı, gelişmeleri, sektörümüzü yorumlayarak yürüdük. Bu da kendini yetiştirme ve sosyal ilişkilerin güçlü olmasını gerektiriyor. (Gerçekten de Adana’da güzel, yararlı ve gelecek için olumlu olan bir çok etkinlikte firması adına davranan Filiz Yaldız’ın adını görmek mümkün S.M)

Çalışanlarımız ile kaynaşarak, onları ötekileştirmeden, bir bütünlük içerisinde çalışmaları sürdürüyoruz. Önce çok huzurluyuz. Geleceğimize güvenle bakıyoruz ve alt yapımızı daha da güçlü hale getiriyoruz.
En büyük hayallerimden biri Meslek Liselerinde Uygulamalı Eğitime daha çok önem verilmesidir. (Bu detaylı bir konu, bunu başka görüşmemizde sizlerle paylaşacağım.)
Sayın Filiz Yaldız’ın yanından ayrılırken şunu düşündüm:
Canlılık ile hayat arasında nasıl bir bağlantı vardır diye zaman zaman zihnime takılır. Sonradan şu sonuca ulaştım. Hayat, canlılığa verilmiş bir anlamdır. Peki, canlı olmaya nasıl anlam verilebilir? İşte Filiz Yaldız bunu başarmış. En azından şimdilik… “Kitap kurduyum” diyerek, çiçeklerle ve tablolarla dolu dünyasında örnek bir yaşamı oluşturmuş. Gittiği yol, tavsiye edilecek tarzda, başarıya giden bir yoldur.
Ve bu yolun kilometre taşlarını canlılığına anlam katarak oluşturmuş.