Lanetli hayatlar

Sedat Memili yazdı

03 Mayıs 2016 Salı 06:15

Başka hayatları hep merak etmişimdir. 

Belki kendi hayatımı görmek istemediğimden, belki de keşfetme ruhumum tatmini için; bilemiyorum. İkisi de olabilir; Olmayabilir de. 
Bazı yanıtları bilmemek bilmekten daha iyidir belki de. 
Her hayatın yazılmamış bir roman, duyulmamış bir efsane, gün ışığına çıkmamış bir hikâye, sırrına ulaşılmamış bir masal, dizeleri anlaşılmamış bir şiir olduğunu düşünürüm. 
Her hayat, hemen yanı başımızda dolaşan ama keşfedilmemiş bir gezegendir. 
Her anımızda, evrende göktaşlarının sayısızlığı gibi çevremizde dolaşırlar. Bizim hayatımız da onların çevresinde dolaşan başıboş bir gezegendir. 
Yan yana ve iç içeyiz. Etkileyen ve etkilenen olarak; etkilemiş ya da etkilenmiş görünen. 
Kimimiz işinde gücünde, kimi keserin sapı, kimi sapın keseri. Kimimiz atın nalı, kimimiz nalın çivisi. Kimimiz kapının önünde kimimiz dışında. Ama her hayat kendi aldanışları ve gerçekliği içinde kayıp gidiyor. Hem çevremizden hem de zamandan. 
Elinizi uzatırsanız parmaklarınız değer. Bazen alev gibi yanar parmaklarınız bazen buz dağına çarpmış gibi soğur. Bu keşfedilmemiş gezegenlere bir soluk kadar yakın bir ışık hızı kadar uzaktasınızdır. 
O hayatlar nasıl görünmek istiyorlarsa öyle görünmek istiyorlar gözlere. 
Belki bir gezegen olsa, sizin keşifleriniz karşısında pasif kalır ve olduğu gibi çıplak olarak çıkar karşınıza. Çünkü, nesnelerin "görünmek" gibi bir kaygısı yoktur. Ne geçmişlerini saklama ihtiyacındadırlar ne de gelecek için bir planları vardır. 
Onlar öyledir. 
Ama hayatlar öyle midir? 
Aynı otobüse binmiş olanlar, görünürde aynı işlemleri yaparak binmişler ve aynı yöne doğru gidiyorlardır. Ama keşfedilmemiş hayatları, bir görüntü olarak yansıtma olanağımız olsaydı ne fırtınalar ne suçlarla karşılaşırdık. Katillerin ruhundaki masumiyeti, masumların ruhundaki katilliği görebilirdik. 
Hepsi aynı gibi görünür, aynı otobüse binenlerin; 
Oysa kimi öfke denizidir, Kimi sükûnet, Kimi sevgi selidir, Kimi nefret. 
Hep merak etmişimdir başka yaşamları. Şibumi'nin mağaraları keşfetmekteki duyduğu hazzı alırım keşfedilmiş her yeni hayattan. Sanki her seferinde Himalaya'ların doruklarından yeniden uçarım. Darwin'i bu yüzden incelemişimdir (Kendimi Beagle gemisinin güvertesinde görürüm); bu nedenle Dante'nin yaşamına girmeye çalıştım ve Beatris'in peşine düştüm. Yine bu nedenle Buda'nın gizemli dünyasında yolculuk yaptım Sidarta'yı aradım. Ama hep yarım kalmıştır bu keşifler. 
Hayatını merak ettiğim birçok insan vardır: örneğin, Eşref Bitlis'in katillerini merak ediyorum, en fazla da Kenan Evren'in; Erdal Eren'i rüyasında görmüş müdür? Bir gece sokaklarda elinde bir kova kireç ve bir fırça ile yakalanmış olanların ruhlarını çevresinde hissetmiş midir? "Ne iyi ettim ya'" deyip her gün rahat uyudu mu? 
Bile bile insan yaşamını tutsak etme kararları verenler kendilerini sorgulamışlar mıdır acaba?  
Çok merak ediyorum. 
Çocuklara hiç şeker verdiler mi? Ya da şeker verirken bu ülkede şekeri çalınmış milyonlarca çocuğun hayali gözleri önüne geliyor mu? 
Merak ettiğim daha çok şey var. Bir masa başında oturup, Ortadoğu'yu yeniden şekillendiren karanlık yüzlü kimselerin, bu amaçlarına ulaşmak için, binlerce insanın toprağa düşmesi karşısında ne hissediyorlar? Yüreği yanmış anaların, gözyaşları sel olan kardeşlerin, sevgililerin çığlıklarını, hıçkırıklarını duyduklarında, çocukları akıllarına gelmiyor mu? Yoksa zafere ulaşmanın hazzını mı yaşıyorlar?

Her hayat bağrında tapılacak ya da lanetlenecek öğeler içerir. 
Hayatı lanetlenecek olanların uğursuz gölgesi ülkemin temiz topraklarını kirletiyor.

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.