Türkiye'nin gurur duyduğu Adanalı: Prof. Dr. Haluk Savaş

Sedat Memili (özel)

05 Mayıs 2016 Perşembe 06:10

Kendisini tanıdıktan sonra, içselleştirmiş olduğu derin felsefi bilgi ve ağır başlılığı ile zihnimde yer eden Seyhan Belediye Meclis Üyesi Sayın Murat Karatay vasıtası ile Psikiyatrist Prof. Dr Haluk Savaş ile tanıştık.

Kıskanç bir insanım, hayatım boyu sanat ruhuyla yoğrulmuş insanları kıskandım… Meslek olarak hukukçuları, hayalim olarak da psikiyatristleri…

Taner Talaş, Murat Karatay ve ben, Sayın Savaş ile görüşmeye giderken, içimdeki kıskançlık duyguları tekrar kabardı. Ne de olsa bir psikiyatrist, benim hayalini kurduğum yerde duruyordu. Kendi zafer bayrağımı dikmek istediğim tepede, onların bayrağı vardı; nasıl kıskanmam?

Sayın Savaş gelmeden zihnimden öfkeli soruları kafamdan geçirdim.

SORUN ÇÖZMEK Mİ SORUNLA BİRLİKTE YAŞAMAK MI?

Öylesine sıcakkanlı ve samimi olarak geldi ki… Bu içten hali bile kıskançlığımı hoş görüye çeviremedi. Ama sanki çok tanıdık bir insandı. (Ve neden tanıdık geldiğini sonunda anladık. Toprağı bol mekânı cennet olsun Asım Savaş’ın kardeşiymiş. Adana’nın sevilen ortak dostu için o an hepimizin üzerinden bir hüzün rüzgârı esti.)

Tanışma faslından sonra sorularımı peş peşe sıraladım:

“Psikiyatristler neden sistem için birkaç söz söylemek istemezler? (Örneğin ben, her gün TV’lerde aynı insanları görmekten, aynı ruhsuz ses tonunu işitmekten neredeyse aklı dengemi yitireceğim. TV açmıyorum)

Dernekleri veya odaları neden Tabipler Odası gibi, ekonomik ve sosyal yaşama dair siyasilere mesaj vermiyorlar? Din ile psikiyatri arasında nasıl bir ilişki var?

Boyacı ayakkabılara, terzi söküğe bakar, siz de TV’lere bakınca ciddi ciddi konuşan insanların gerçekte ruhen hasta olduğunu gözlüyor musunuz?”

Psikiyatristler, sorun çözmek yerine sorunla yaşamayı ikna ediyorlar. Doğru mu?

Nazi Doktoru Mengele’nin yaptıkları Etik mi?” Toplum nasıl liderini seçer?

Bunlar gibi birkaç itici soruyu daha vardı ve Sayın Hocamız Prof. Dr. Haluk Savaş, dikkatle dinledi ve sanki psikiyatristleri pasif konumda görme düşünceme itiraz etti:

“Ben ve çoğu arkadaşlarım aktif olarak üzerlerine düşeni yapmaktadır. Söylediğiniz her şeyin hayatta bir bedeli var. Cesaretle doğru yoldan yürürken ödediğiniz bedel, tahmin edilenden daha küçüktür. Korkarak sessiz kalanların, bir şey yapmayanların ödediği bedel; savaşanlarınkinden daha büyüktür her zaman.

SOSYAL ANALİZLER VE SİYASAL SONUÇLAR

Sosyal ve siyasal konularda analiz yapma konusuna gelince: Yeterince medeni olmayan, fikir özgürlüğünün tam olmadığı yerlerde fikir üretmenin bedeli hep vardır. Atom fiziği veya genetik alanında bir çalışma yaparsanız bir çok ödül alırsınız. Bu çalışma ve ödülleri kimse tehdit olarak algılamaz. Ama sosyal alanla ilgili bir şey söylediğinizde, tehlikeli kabul edilirsiniz. Sosyal analizlerin siyasal sonuçları vardır. Türkiye’de sosyal analiz yapmadaki güçlük, siyasal alandaki baskıyla doğru orantılıdır. Fakat öneriyorum, kolaycılığa kaçmamak gerek. Gerçek sosyal – siyasal düşünürleri olan toplumlar baskılardan kolay etkilenmezler.

Nazi Doktoru Mengele’ye gelince; bizim amacımız insan mutluluğu ve insan yaşamının kolaylaştırılmasıdır. Bu amaca ulaşabilmek için insanların kobay olarak kullanılmaları kesinlikle etik değildir.”

DİN İLE PSİKİYATRİ İLİŞKİSİ

“Şimdi birincisi, din ile psikiyatrinin ilişkisi karmaşık bir ilişkidir fakat buna ilişkin çok sayıda veri vardır Dünyada. Biliniyor ki, dindarlık ruh sağlığı açısından olumlu katkı sağlıyor insanlara. Bir takım şifa yöntemlerinden istifade etmeye çalışmanın da kendine göre olumlu katkıları olabileceği alanlar da var. Ama genel olarak dindarca bir yaşantı birçok psikiyatrik rahatsızlığa karşı bir düzeyde ama sadece “bir düzeyde” katkı sağlayabilir. Ne demek bu? Mesela, alkol, sigara, esrar vs daha az kullanırsınız ve bunların yol açtığı psikiyatrik rahatsızlıklardan uzak durursunuz. Mesela, dindar insanlar genellikle bir toplulukta bulunmaya daha yatkındırlar veya en azından camide cemaatle namaz kılarlar vs. Dolayısıyla toplumla ilişkileri “bu anlamda” daha iyidir ve daha geniş gruplarla temas edebilirler. Sosyal destek mekanizması da psikiyatrik sağlık açısından önemlidir. Dolayısıyla dindar insanlar bunlardan daha fazla istifade ediyor olabilirler. Bunun dışında bir şifacıya gidip onlardan dua ve destek isteme hemen tüm “yerel” kültürlerde olan bir gelenektir. Bu Afrikalılarda, Hristiyanlarda, Şamanizm gibi her kültürde var olan bir durumdur. Bir düzeyde insanların bunlara inanması plasebo etkisi yapar. İlaç olmayan bir takım etkisiz kimyasalların (deney için kullanılan sözde-sahte ilaç) deneylerde insanlara %40’ a varan bir etki yaptığı bilinir. Dolayısıyla gittiğiniz bir şifacı size iyileştirici bir etki yapabilir. Ama gerçek bir tedavinin yanında bu etkiler sınırlıdır ve ağır hastalıklar karşısında bu etkiler oldukça sınırlıdır. Örneğin, şizofren, depresyon, bipolar (iki uçlu) bozukluk manik atak gibi ciddi rahatsızlıklarda bunun etkisi %0’dır. Dikkat ederseniz burada geniş bir çerçevede tanımlama yaptım ve dinin de etki ettiği bazı durumlara değindim. “Dinin psikiyatri ile ilgili hiç bir katkısı yoktur” görüşünü savunanların yanında “dinin psikiyatrik bozukluklarda %100 katkısı vardır” görüşünü savunanlar da vardır. Bu iki görüşün de doğru olmadığını söyleyebiliriz. Depresyon için kısmi bir katkısı vardır ve manevi anlamda bir destektir. Ama bu hafif düzeyde olanlar içindir. Özellikle orta düzey ve ağır düzeydeki rahatsızlıklar için bir etkisi yoktur. Bilmem anlatabildim mi?”

BAŞARIDAN BAŞARIYA BİR YAŞAM

Sayın okurlarımız, Sayın Haluk Savaş’ın ulusal ve uluslararası düzeyde çalışmalarından söz etmedim. Yapmış olduğu bir görüşmede şöyle diyordu: “Daha yedi yaşımdayken bile ne yapacağıma karar vermiştim. Büyüyünce ne olacaksın sorusu geldiğinde verdiğim yanıt; Beyin Cerrahı olacağım. Peki neden diye de sorulduğunda; İnsanların kafatasını açıp nasıl düşündüklerini göreceğim. Onları anlamaya çalışacağım derdim.

Peki, yıla bu düşünceyle çıkan Prof. Dr. Haluk Savaş nereye geldi? Şu anda Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görevli. Araştırmaları “Lancet” gibi tıp dünyasının en prestijli dergilerinden atıf almış. 80 Uluslararası, 80 Ulusal makalesiyle bu zaman kadar 1500’den fazla atıf almış bir Türk Psikiyatrist. Bu özellikleri nedeni ile de alanında etki faktörü en fazla olan 3. Kişi konumunda. Ayrıca oksidatif stres, bipolar bozukluk hakkında kitaplara girecek kadar önemli çalışmaları var.

Sayın Savaş son çalışmalarını içeren bir kucak dolusu kitap, dergi ve broşür ile geldi. Baş editörlüğünü yaptığı, Uluslararası düzeyde yabancı dilde yayınlanan “Journal Of Mood Disorders” adlı derginin Mart/2016 sayısı…

“Hasta Yakınları İçin Sorularla Bipolar (iki uçlu) Bozukluk” başlığını taşıyan ve 3. Baskısı yapılmış olan Broşür…

Ayrıca geniş hacimli bir kitap… Bireyselleştirikmiş Kanıta Dayalı Tedavi Rehberleri Serisi’nden yayınlanan Ellen Frank’ın “Bibolar Bozukluğu Tedavi Etmek – Kişilerarası ve Sosyal Ritim Terapisi Rehberi” adını taşıyan kitabın editörlüğünü gerçekleştirip Türk okuruna kazandırmış.

Sayın hocamız Türkiye’nin gurur duyduğu bir Adanalı.

Uzmanlığını Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde yapmış. 3 yıl kadar da adli psikiyatr görevlerinde bulunmuş.  Bu sırada Türkiye’de ne kadar önemli dava dosyası varsa adli psikiyatr olarak elinden geçmiş. Mesela Uğur Mumcu’nu öldürülmesi, 1996 yılında açığa çıkarılmış uyuşturucu kaçakçılığı, gasp, tecavüz, adam kaçırma ve işkenceyle öldürme gibi suçları işlemiş Yüksekova Çetesi dosyaları gibi…”Uğur Mumcu’nun Dosyası ‘Katil Nasıl Bulunur?’ dan çok ‘katil Nasıl Gizlenir?’ dosyasıdır.

Hem psikiyatri hem de uluslararası başarılara imza atmış bili bilim adamı karşısında, ekmek ve sudan önce bilgiye ihtiyaç duyan üç kişi (Murat Karatay – Taner Talaş ve Ben) ölçüsüz soru yağmuruna tuttuk. Hiç sükûnetini bozmadan anlattı ama not alma olanağım sona erdi.

Sorular arasında şunlar vardı:

“Ülke gerçekten cenaze evi gibi mi?”

“Dışarıdan bakıldığında Türkiye Nasıl görülüyor?”

“Kişisel anlamda bu cenaze evinde nasıl davranmalıyoz? Bizlere düşen görevler nedir?

“Yaşanan bu olumsuzluklar kasıtlı mı?

Gibi soruların yanıtları için yerimiz kalmadı.

Dünyanın yakından izlediği hocamızı, birkaç satır ile anlatmanın zor olduğunu siz de bilirsiniz.

2. Bölümde görüşmek üzere…

fotoğraf-vivahiba.comarticle.gifimg_5717.gifimg_5722.gifimg_5731.gifimg_5771.gifimg_5774.gifimg_5775.gif

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.