MTTB (MİLLİ Türk Talebe Birliği)

MTTB (MİLLİ Türk Talebe Birliği)

06 Mayıs 2016 Cuma 06:00

MTTB bir örgüt gibi  değil de, sanki Türkiye’de sağ görüşlü  siyasetçiler yetiştiren bir çeşit okulmuş gibi anlatılmaktadır. Oysa Uğur Mumcu kendisine ait Rabıta kitabında, bunların Rabıta örgütünün  bir kolu olduğunu  yazmıştır. Rabıta örgütünün “İslamcı Eylem Örgütleri Dünya Rehberi”nde “Rabıta Ofisleri ve Temsilcileri” bölümünde “MTTB’nin de adının geçtiğini söylemiştir. Rabıta, Suudi Arabistan tarafından dünyadaki İslamcı örgütleri finanse eden aynı zamanda ABD destekli bir örgüttür.

MTTB’nin tarihçesine baktığımızda esas olarak 4 döneme (1916-1920, 1920-1936, 1946-1965, 1965-1980) ayrıldığını görmekteyiz.

1916 da Enver Paşa döneminde kurulan, kurtuluş savaşında işgalcilere yardım etmiş olduğu iddia edilen bu örgüt, savaş sonrasında uzun süre sessiz kalmıştır.1929’dan sonra  milliyetçiliğin savunucusu olmuş “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyaları yapmıştır. ”Turancılık” dönemi olarak kabul edilen bu dönemde başkanlığına, sonraları DP’de bakanlıklar yapan Tevfik İleri getirilmiş ve 1933 yılında kongrelerinde amblemlerini “Bozkurt”  yapmışlardır.1950 yıllarına kadar daha çok milliyetçi-Türkçü olan bu örgüt 1960-1970’ li yıllarda İslami çizgiye yönelmiştir.

Uğur Mumcu, “Rabıtat-ülİslam”ın Ürdün’de bastırdığı “Sanem Adam” yani “Put Adam” adlı Atatürk’ün aleyhinde yazan kitabın Avrupa’da  dağıtıldığını, bu kitabın dağıtımında aracı olanların başında Kadir Mısıroğlu’nun geldiğini belirterek şu notu düşmüştür: “Mısıroğlu, 1971 yılı başlarında İstanbul’da Milli Türk Talebe Birliği konferans salonunda Atatürk aleyhine yaptığı konuşma nedeniyle kovuşturuluyor. Devrin sıkıyönetim komutanı olan Faik  Türün’ün emrindeki savcılık, Mısıroğlu’nun  konuşmasında suç bulmaz ve 11.10.1971 gün ve 296/56 sayı ile kovuşturmaya yer olmadığı kararı verir.

Mısıroğlu, MTTB’de yaptığı konuşma şu şekildedir: ‘İnkılap bitti. Yüznumaramıza kadar değişti. Yüznumaramız Garbın yüznumarası oldu. Cumamız pazar oldu. Değişmeyen hiçbir şeyimiz kalmadı. Artık tavizi onlar verecektir. Saha inkılapçılara değil, inkılap aleyhtarlarına açıktır. Yolunuz açık olsun, gazanız mübarek olsun.’

Saltanatın kaldırılıp yerine Cumhuriyetin ilanını, halifeliğin kaldırılmasını ve Latin harflerinin kabul edilmesini “dinsizlik” sayan Mısıroğlu’nun işte bu konuşması, dönemin İstanbul Sıkıyönetim Komutanı tarafından soruşturulmamıştır. Çünkü dönem; dinci kadroları hoş görme dönemidir” diye yazmıştır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ve AKP'ye yakınlığı ile bilinen Kadir Mısıroğlu, Aktif Haber’in yazdığına göre AKP içerisinde muhalif çıkışlar yapan Bülent Arınç'ın 1 Mart tezkeresi zamanında da ihanet ettiğini söyleyerek  Arınç'ın 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasının sonuçlanması halinde AKP'nin başına getirilmek istendiğini iddia etmiştir.  Mısıroğlu, Arınç için ‘büyük bir suç işledi’ der gibi "Atatürk fotoğrafı önünde ağlarken gördüm" ifadelerini kullanmış bir kişidir.

Ayrıca Uğur Mumcu;“1960’ların sonuna doğru dönemin Milli Birlik Komitesi üyelerinden Osman Köksal’ın  “laik okullarda yetişen gençlere haksızlık yapıldığını”  Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a anlattığını, Sunay’ın da “Ne haksızlığı, bugünkü okullar birer anarşi yuvası haline geldi. Bu okullardan yetişen gençlere memleket idaresi teslim edilemez. On yıl sonra bunların hepsi işbaşına geçecekler. Onlara nasıl güvenebiliriz? Hem biz laik okullara karşı imam hatip okullarını bir ‘alternatif’ olarak düşünüyoruz. Devletin kilit mevkilerine yerleştireceğimiz kişileri bu okullarda yetiştireceğiz" dediğini yazmıştır 

Bu yazılanların tamı tamına doğru olduğunu zaman bize çok iyi göstermiştir. Zira devlet’in  üst kadrolarında bulunan Recep Tayyip Erdoğan (MTTB Tesisler Müdür Yardımcısı, Kültür Müdürü),  Abdullah Gül  (MTTB’de Merkez İcra Konseyi Muhasibi, İcra Konseyi üyesi, Genel Yönetim Kurulu üyesi ve Tiyatro Müdürü),  Ahmet Davutoğlu,  Mehmet Ali Şahin, Bülent Arınç, Beşir Atalay, Ömer Dinçer, Taner Yıldız, Abdülkadir Aksu, Hüseyin Çelik, Bahattin Yıldız, Numan Kurtulmuş,  Kadir Topbaş, AbdurrahimBoynukalın, ve son günlerde“Laiklik anayasadan çıkarılmalıdır” sözleriyle  tepki toplayan TBMM Başkanı İsmail Kahraman gibi bir çok isim, MTTB tarafından yetiştirilmiştir. Bu durumda hepsinin aynı tornadan çıkmış gibi olmalarına fazla şaşmamak gerekir.

MTTB’nin Sunay’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde gerçekleştirdiği en bilindik eylemlerinden biri “Kanlı Pazar” olayıdır. İstanbul’a gelen Amerika’nın 6. Filosu’nu kınamak için öğrenci ve işçiler 16 Şubat 1969 Pazar günü bir yürüyüş düzenlerler. Bunun üzerine Komünizmle Mücadele Derneği (KMD) ve Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), bu yürüyüşte “komünistlere ders vermek” ve Amerikan 6. Filosu’nu korumak üzere cihat çağrıları yaparlar.

O dönemde MHP’li olan, Yaşar Okuyan, Kanlı Pazar öncesini şöyle anlatmaktadır: “O zaman İstanbul’da öğrenciydim. MTTB ve KMD (Komünist Mücadele Derneği) nin yöneticileri arkadaşımız, ağabeylerimizdi. İç içeydik. Kanlı Pazar öncesi olayların gizlisi saklısı yoktu. Her şey gözler önünde, orta yerde cereyan etti. Hazırlıklar açıkta yapıldı. Mesela MTTB’ye kamyonlarla sopalar geldi. Gelen geçenin gözü önünde kamyonlar boşaltıldı. Sonra dövüşeceklere bunlar dağıtıldı.”

KIBLELERİ 6. FİLOYDU

16 Şubat 1969 gününü Orhan Tüleylioğlu da “Neden Öldürüldüler? Bu Kan Kurumaz” adlı kitabında özetle şunları söylemektedir: “ABD karşıtı göstericiler Taksim’e doğru yürüyüşe geçmek üzere Beyazıt’ta toplanırken sağcı militanlar saatler öncesinden Taksim’e gelmişti. Kamyonlarla ve otobüslerle Anadolu’nun her yanından taşınan KMD üyesi dinciler ve ülkücü komandolar Dolmabahçe’ye toplandılar; kıble olarak 6. Filo’yu alıp tekbirlerle cihat namazı kılarak ve ‘Kanımız aksa da zafer İslam'ın’ sloganlarıyla Taksim’e yürüdüler. Burada binlerce militana NATO destekli bomba, taş, sopa, satır dağıtıldı. Taksim Parkı’nda  toplu namaz kılan bu militanlar, ellerinde taş ve sopalarla alana girerek göstericileri beklemeye koyuldular. Göstericiler Taksim’e girerken, sağcı militanların sopalı, taşlı ve bıçaklı saldırısına uğradı. Beş dakika içinde Taksim kana bulanmış, Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan bıçaklanarak öldürülmüş, yüzlerce gösterici yaralanmıştı.” 

Bu saldırılara, o dönemin  MTTB’ nin Başkanı şimdiki TBMM Başkanı olan İsmail Kahraman’ın, örgütün Merkez İcra Konseyi Muhasibi, İcra Konseyi üyesi, Genel Yönetim Kurulu üyesi ve Tiyatro Müdürü olan Abdullah Gül’ün  ve günümüzün bir çok bakanının katıldığı bilinmektedir. Bu yüzden Deniz Gezmiş ve arkadaşları uzun süre Abdullah Gül ve arkadaşlarını üniversiteye sokmamışlardır. Fakat ne acıdır ki devlet birilerini  asmış, meydanı kana bulayan birilerini de Başbakan, Cumhurbaşkanı ve TBMM Başkanı yapmıştır.

MTTB, 1970 yılında Necmettin Erbakan’nın kurduğu Milli Nizam Partisine katılmış, Türk milliyetçiliğinden ve “bozkurt” ambleminden tamamen vazgeçmiştir. Kur’an ı çağrıştırsın diye kitap şeklinde bir amblemi benimsemiş, din eksenli bir yapıya dönüşmüştür. Bu örgütün o dönemdeki 4+4+4 eğitim sistemi, İmam Hatip Liselilerin üniversiteye girebilmesi, polis enstitülerinin akademiye çevrilmesi, okullara tesettürle girilmesi şeklindeki talepleri bu gün AKP kadroları tarafından gerçekleştirilmiştir.

Milli görüş hareketinden ayrılanlar ”o gömleği çıkardım” diyenler tarafından AKP kurulmuştur. Böylece, emperyalizmle daha rahat çalışabilecek, Ortadoğu projesinin ortağı, rejimi “Ilımlı İslam” modeline dönüştürecek, parçalanmış bir şeriat devleti yaratabilecek bir yapıyı da oluşturmuşlardır. 1940’larda kendisine siyasi zemin bulan muhafazakar ideoloji, 1960’lardan itibaren Türkiye’de gelişmeye başlamış, 1970’lerden sonra  birilerinin destekleriyle  bugün zirve noktasına ulaşmıştır.

MTTB’nin destek verdiği bir diğer eylem de ‘ilk türban eylemi’ dir. 1968’de,  okula türban ile girmekte ısrar eden Ankara İlahiyat Fakültesi’nin 1859 No’lu öğrencisi Hatice Babacan’ın, disiplin kurulu kararıyla fakülteden kaydı silinince Ankara İlahiyat Fakültesi öğrencileri boykota başlar. Türban eylemini gerçekleştiren Hatice Babacan, AKP iktidarlarında Devlet Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Başbakan Yardımcılığı yapan Ali Babacan’ın halasıdır. Bu türban eylemi ve boykotunu destekleyen bildirilerin altına imza atan dönemin Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Talebe Derneği Başkanı da AKP iktidarlarında İçişleri Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı görevlerini üstlenmiş olan Beşir Atalay’dır.  İlahiyat Fakültesi öğrencileri tarafından protesto edilen,  fakültenin öğretim üyelerinden Bahriye Üçok ise bir terör saldırısı sonucu yaşamını yitirmiştir.

 

Gerek Uğur Mumcu’nun saptamaları, gerek tanıkların ifadeleri  ve gerekse başka araştırmacı tarihçilerin anlatımı bize şu yalın gerçeği göstermektedir: Ne söylenirse söylensin, AKP ve kadroları,  büyük bir disiplin ve örgütlülük içinde, düzenli bir organizasyon ve hiç kuşkusuz büyük bir dış destekle iktidara gelmişlerdir. Uğur Mumcu’nun deyişiyle hedefe giden yolda “tarikat-ticaret-siyaset” üçgenini çok iyi kurgulamışlardır. Başarılarını buna borçludurlar bana göre.

 

Saygılarımla…

Hasan Çevik  03.05.2016

Kaynakça:

*(Uzun, Necmi. (2011). Türkiye’de İslamcı Hareket, Gelişimi, İlişkileri, Ayrılıkları ve Dönüşümü. Atılım Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü)

* Marksist Bakış dergisinin 29. Sayısı.

*Rabıta -Uğur Mumcu

*Cumhuriyet Gazetesi

 

 

Habercilik güncel olaylara dayanır, ertesi gün o haber bayatlar. Ancak bayatlamayan, gelecek nesillere bırakılanlar da vardır. Bunlar bağlantılar ve ilintilerdir.

Gazeteciliğin en güzel yanı; O ilişkileri, bağlantıların işlemek, kamuoyuna duyurmaktır.

*Uğur Mumcu’yu  seçkin bir araştırmacı gazeteci yapan bu yönüdür..

 

 *Uğur Mumcu’yu yaşatan, bize miras olarak bıraktığı yazıları tekrar tekrar okutan  bu yönüdür..

*Uğur Mumcu’yu öldüren de, öldürten de hâlâ yaşatan da işte bu yönüdür.

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 08.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.