Görkemli aşklar sessizdir; Büyük düğünlere ihtiyaç duymazlar…
Aşklar küçüldükçe, reklama ve görkeme ihtiyaç çoğalır.
Aşk kendini siyasal amaçların kurbanı yapmayacak büyük duygular taşır.
Ben çevremde görüyordum; Baba ya da anne öyle düğün törenleri yaparlardı ki, gençler gölgede kalırdı. O, gösteriş, o şaşaanın arasında bütün kimlikleri kaybolurdu.
Hele baba siyaseten kilit noktada ise yalakalar düğüne iyi niyetle gelenlerin arasına karışır ve her zaman yaptıkları gibi her şeyi çirkinleştirirler.
Evlenecek olan gençlerin duygusal masumiyeti bu eksik kişilikler tarafından tecavüze uğrar.
Gençler seslenemez.
Çünkü onlar zaten yoktular ve olmayacaklardır.
*
Böyle düğünleri dünya tarihinden de hatırlarız.
Dünya, muhteşem düğünlerin – gerçekte düğün olmadıkları için – nasıl hüsranla sonuçlandıklarını da gördü…
Marilyn Monroe ile Arthur Miller; Dünyanın konuştuğu en muhteşem düğünlerden biriydi. Dünya basını hala bu düğünden söz eder. Trajik sonuyla beraber…
Jacqueline Bouvier ve John F. Kennedy
1952 yılında ortak arkadaşları, gazeteci ve yazar Charles L. Bartlett tarafından tanıştırılan çift bir çok insanı şaşırtacak kadar kısa sürede dünya evine girmiş. Düğündeki her detayın ayrı bir tasarımcı ekip tarafından ortaya çıkarılması, bu ünlü düğünü de yüzyılın unutulmaz düğünleri arasına sokmaya yetti. Nikah törenine 700, nikahın ardından yapılan resepsiyona ise tam 1200 kişi katıldı.
*
Prenses Süreyya ve Şah Pehlevi
İran Şahı Pehlevi Şam Prensesi olan halasının aracılığıyla fotoğrafını gördüğü Süreyya’ya aşık oldu. Süreyya, ünlü olmak için sinemalardan beklediği teklifi Şah Pehlevi’den aldı. Fotoğrafını gördüğü anda gözlerine vurulan Şah Pehlevi, Süreyya’yı hemen saraya çağırdı ve kendisine evlenme teklif etti. Ardından inanılmaz düğünün hazırlıkları başladı. Christian Dior imzalı gelinliğini giydi ve muhteşem bir geline dönüştü. Sarayın her odasına dekoratif soba ve şömineler kuruldu. Nikah töreninin yapılacağı salonda her yer binlerce çiçekle kaplandı. İki tarafın da mutluluğuyla gerçekleşen tören iki bin kişinin katılımı ve bütün televizyonların canlı yayınıyla bütün dünya tarafından izlenmişti.
*
Bu düğünleri tarihe mal eden muhteşem başlangıçları değil, trajik sonlarıdır.
Elbette, hiçbir şekilde “Erdoğangiller” ile “Bayraktargillerin” gençlerine trajik son temenni etmem. Hiçbir baba bunu yapmamalı. Ancak;
Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesine karşı simgeleşen ulusal bayramları “acılar” gerekçe gösterilerek iptal edildiği aklıma geldikçe kafamın karışması doğal.
Kulak ağrısını dahi bahane yaparak resmi törenlere katılmayan “2 sayfa 9 maddelik Abdullah Gül” düğünde başköşede yerini aldı.
Her gün onlarca şehit verdiğimiz bu günler, acı değil mi?
Bir tarafta şehit analarının feryadı bütün ülkeyi kapsamışken hangi müzikle dans edildi.
Yoksa gerçekten kulakları rahatsız oldu da bazı şeyleri işitmez hale mi geldi.
Çok yazık ve çok ayıp; Kim ne düğün yapacaksa yapsın…
Kimse gençlerin yuva kurma hayallerini –küfe ile hediye toplama- aç gözlülüğüne çevirmesin.
Keşke, en küçük olayda getirdiğiniz yayın yasağını buna da getirseydiniz.
Hele hele haksız elde edilen kazançlar için “sünnet düğününden geldi”, “Düğünde takılardan oldu” , “Doğum günümde dedemgiller hediye etti” gerekçelerini duyunca, takı küfeleri başka bir anlam ifade ediyor.
Öyle bir değnek ki neresinden tutayım?