Sayın Çelikcan, Adana Medya Gazetesi’nde konuğumuz olduğunda belediye hizmetlerinden söz ederken aklımdan şunlar geçmişti.
Birçok belediye proje yaparken, “İnsanları birbirinden ayıran değil, birbiri ile yaklaştıran değerleri ortaya çıkarma” ye esas alarak proje üretme gayretindeler.
Ki bu çok doğrudur ve olması gerekendir.
Ayrıca “Dezavanyajlı Gruplar” diye de bir kavram çıktı.
Yıllar önce belediyelerin bu konularla ilgili proje üretmelerine gerek yoktu. Çünkü, ayrılık gayrılık kavramları toplumda konuşulmuyor, konuşulması dahi ayıp sayılıyordu.
Dezavantajlı gruplara gelince taaa Osmanlı Dönemi’nden geçtiğimiz yıllara kadar “fakir fukara” veya “ihtiyaç sahibi” gibi kavramlar kullanılırdı.
Dezavantajlı grup olarak, iç göç ile kentlere göç eden mağdur vatandaşlarımızdan söz edilmiyordu.
Geçtiğimiz yıllarda belediyelerin böyle bir hizmet üretme ihtiyacı yoktu.
Şimdi var…
Sosyal çalkantılar arttıkça belediye hizmetlerinin nitelikleri değişiyor.
Tanışık olduğumuz diğer hizmetlere gelince;
Arkadaşlar çocukluğumda bizim mahalleden çöp arabası geçtiğini hatırlamıyorum.
(Belki de vardır, dediğim gibi ben hatırlamıyorum)
Bu belediyelerin yetersiz, tembel ve sorumsuz olduğundan değil; çöp yoktu.
Bu saptama gençlere garip gelebilir; gerçek buydu.
Birincisi bir çok ev bahçeli idi. O dönemde 100 kişiden 85’i köylerde yaşardı. Şehirde yaşayanların çoğu da köy yaşamından kopuk değildi.
Sebze ve meyveler özellikli durumların dışında herkesin kendi bahçesinden temin edilirdi.
Sebze meyve artıkları çöpe dökülmezdi. Onlar, doğaya iade edilirdi. Ki bu yöntemin toprağı zenginleştirdiğini bilim insanları her gün anlatıyor.
Yemek artıkları da çöpe dökülmezdi; herkesin evinde beslediği koyun, keçi, eşek, inek, tavuk, kedi, köpek gibi hayvanları vardı.
Kendisinde yoksa komşusunda vardı.
Herkes üretimin bir parçası olduğu için her şey rahatlıkla sokağa veya çöpe atılmazdı.
Hani ilişki kuralım; annelerimizin bizi bir ustaya verip”Eti senin kemiği benim. Boş dolaşacağına beleş çalışsın” anlayışının hakim olduğu dönemde hiç kimse sahip olduğu kağıdı hoyratça yırtıp atamazdı.
Hele doğada ölmeyen suni ürünlerle henüz tanışmamıştık.
Poşet, kısa vadede kolaylık, uzun vadede insanlığın düşmanı.
Ama çöpe atacak poşetimiz, cam ve plastik şişe ve kaplarımız yoktu.
İnsanlar üretmediği teknolojiye kullandıkça görgü olarak da geriliyorlar gibi geliyor bana…
Vallahi de Billahi de sokağa tüküren yoktu…
Artığını yola dönen, pencereden dışarı atan terbiyesizlerin nesli henüz oluşmamıştı.
Belediye yol yapardı. (Yaptığı yolu bir yıl içinde sekiz kez kazıp yeniden yapan belediye modası da başlamamıştı)
Ruhsat, etiket fiyatları (Narh denirdi), zabıta kontrolleri vs…
Elbette günümüzün getirdiği çok büyük ve değerli avantajlar var.
Ancak hiçbir teknolojik gelişme insanın üretim değerini düşürmek için haklı gerekçe olamaz.
Ben ilkelliği değil, insanların üretken olarak yaşama katıldığı o toplumu özlüyorum.
Tüketen, hep konuşan, sistemin kımıldayan ve hareket eden nesnesine dönüşmüş olan, okumayan, kendini geliştirmeyen bir toplum bağımsız olamaz…
Belediye hizmetlerinden nereye geldim…
Yazanlar bilir, bir yazıyı yarıya kadar siz yazarsınız yarıdan sonra da yazı kendini yazdırır.