Suriye’de iç savaş her geçen gün şiddetini artırarak sürüyor. Hasebiyle bulunduğumuz coğrafya için büyük bedeller demek.
3 M insanı küffarın zulmü ile başbaşa bırakmayan Türkiye ise gereğini yaptı/yapıyor. Masum insanları katletmeyi çeşitli kombinezonlar ile ilke edinmiş ‘güruh’ hız kesmeden yoluna devam ediyor. Kafir’in köpekleri olan bir numaralı bebek katili paramiliter cani gruba ‘şebbihalar’ deniyor. Esed’in zulmüne, ‘kör’ bir kısım ‘ayıp araştırıcıları’ bilinçli olarak Kafir’e avadancı olma hususunda gönüllü cehdetmektedir. Acaba masum bebelerin/çocukların üzerine bomba yağdıran Kafir’i gönüllerinde nereye sığdırıyorlar? İslam’da hükümler nettir! Dünya’yı kainatta bir bütün olarak ele aldığımız zaman nasıl ki ülkelerin sınırları çizilmiş birbirinden ayrıştırılmışsa, İslam’da da müslüman ve kafir net olarak belirtilmiştir. Kafir’i ilah sayan şebbihalar taptıkları putun istikameti üzeredir. Kafir’e kafir diyemeyen ‘bir kısım’ ise müslüman görüntüsüne bürünmüş münafıktır. Kısacası hükümlerin sahibi Allah (azze ve celle) olduğu için bildirdiği üzere Kafir’e kafir deme hususunda faraza ‘Allahü a’lem bi-s-savab’ demenin gerekliliğini savunmak yersiz olur. Kiminde afaki kiminde biçilmiş kaftan algısına saik olacak hikaye ile köşe yazımı tamamlıyorum; "Ünlü bir sporcu arabasına binmek üzereyken yanına bir kadın yaklaşır. Sporcuya küçük bir bebeğinin olduğunu, bebeğin çok hastalandığını ve hastahane masraflarını karşılayamadığını, onun her gün biraz daha ölüme yaklaştığını anlatır. Kadının anlattıkları sporcuyu etkiler. Hemen çek defterini çıkarır ve yüklüce bir para meblağı yazarak kadına verir ve umarım bebeğinin iyi günleri için harcarsın der. Sporcu ertesi gün kulüpte öğle yemeği yerken yanına bir arkadaşı yaklaşarak, Geçen gün çocuklar, bir kadının sizinle konuştuğunu ve o kadına yüklüce bir çek verdiğinizi söylediler der. Ünlü sporcu, 'Evet, ne olmuş' der. Arkadaşı, 'O kadın bir sahtekar, zengin kişilere yaklaşıp hasta bir bebeği olduğunu söyleyerek para koparırmış. Korkarım sizden de koparmış.' der. Sporcu büyük bir sevinçle, 'Öyle mi, yani ölümü beklenen bir bebek yok mu? İşte bu hafta duyduğum en güzel haber bu' der."