Hikâyemiz kırmızı ile beyazın aşkıdır. Ayın yıldızla sevdasıdır.
Erkan Güral
Sayın Erkan Güral ile Taner Talaş konuştuktan sonra aklımdan geçenler:
Başarıların tesadüf olduğuna inanmam. Rastlantıların doğru gitmesi sonunda kişiler aniden bir yerlere gelebilir. Bu yer, bir sıfatın elden edilişinden bir servet veya makam sahipliği olabilir. Ancak rastlantılarla elde edilmiş bir yer, temeli geçiştirilmiş bir bina gibidir. Ne zaman yerle bir olacağı belli olmaz.
İşte dünya tarihi; alt yapısı olmadan üst yapısı oluşmuş kişilerin yıkımları ile doludur.
Rastlantıların değil de ilke ve iradelerinin sonunda bir makam elde eden kişiler ile elde edilen makam arasında ilginç bir bağlantı vardır.
KİM KİMİ ELDE EDER – KİM KİMİN EFENDİSİ?

Kişi bir makamı elde ettiğinde “gerçekten o makamı elde etmiş midir?” yoksa “o makam mı kendisini elde etmiştir?”
Bu sadece bir makamla sınırlı değildir, dükkân, atölye, fabrika gibi işyeri sahipliğinden, bir eserin oluşturmasına kadar… Yüzlerce değişik versiyonu vardır.
Kişi bir atölyeye sahip olabilir – veya atölye kendisinin sahibidir…”
Kişi bir kitap yazmıştır: görünürde o kitabın sahibi yazardır ama gerçekte kitap yazarını ele geçirmiştir.
Kişi bir fabrika sahibi olmuştur… Hayır! Öyle zannediyordur. Gerçekte kişi, oluşturduğu fabrikanın esiridir. Fabrika, kişiye tamamen sahip olmuştur.
Ben bu olguyu “İçimizdeki Put” terimi ile ifade etmekteyim.
Her insan şüphesiz ki içinde bir put besler. (Burada put, kişinin amaçları, idealleri vs olarak ele alınmıştır.) Bir araba, bir ev sahibi olmaktan tutun da bir devlete başkan olmaya kadar. Ben yaşamını, ayakkabı bağı modeline adayanlardan, kelebek kanadına adayanlara kadar bir çok insan gördüm. Ve hala, milyonlarca insanın, bütün yaşamını ev ve araba sahibi olmaya adadığını görüyorum.

KİŞİ ÜRETTİĞİNDEN ÜSTÜNDÜR
Diploma almak, şiir yazmak, bir tabloyu tamamlamak, elinde iğne oyasını bitirmek, fabrika sahibi olmak… Hepsi insanın içinde büyüttüğü bir puttur.
Gerçek sorun şu; İçimizdeki Put’a biz mi efendilik edeceğiz; ya da içimizdeki put mu bize efendilik edecek.
İşte insanlığın dramı budur: İçinde oluşturduğu kendi putunu efendi yapmasıdır.
İnsan hayatı ve mutluluğunu, istek, amaç ve beklentilerine kurban etmemelidir.
Fabrika sahibi olup da hayatı ıskalayan çok insan gördüm. Elinde telefon, telaş içinde, sürekli dalgın, çocuklarıyla konuşurken dahi orada değil…
Hatırlayınız; Hayat, yaşantıların toplamıdır demiştik.
Parçalardan oluşan yaşamı özgür olmayan hiç kimse özgür sayılmaz.
KÜTAHYA’DA BAŞLAYIP TÜRKİYE’Yİ SARAN
Bülent Ecevit Bulvarı’nda güneyin en büyük seramik galerisinin açılışı 25 Mayıs günü yapılmıştı. ETD Yapı Ltd Şti’nin seramik galerisi için düzenlediği açılışa Kütahya Seramik Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Gürol’da teşrif etmişti.
Tanışma, konuşma ve kendisini izleme fırsatım oldu.
Sayın Erkan Güral ile güzel bir sohbetimiz oldu. Taner Talaş ile koyu bir sohbete daldılar. Açılış töreni yapılana kadar Adana Medya Gazetesi ve Taner Talaş ile derin konulara girdi. Dinledim.
O gün açılışta çok değerli konuklar vardı. Ben açılışı ve konuklarla sohbetleri yarın ki bölümde paylaşmayı düşünüyorum. Bu gün kendi ifadeleri ile “Adını Kütahya’dan alan ancak ürettiği değerler ile Türkiye’yi saran…” bir kurumun yöneticisinden söz etmek istiyorum.
Erkan Güral, içindeki putun tutsağı olmayan, putuna efendilik yapan ve ürettiği katma değer ile Türkiye’de refahın yükselmesine katkısı olan, yarattığı iş kolları ile istihdam canavarına karşı olabildiğinin en güzel şekliyle mücadele eden bir iş adamı.

KIRMIZI BEYAZ’IN HİKÂYESİ
Önce toprak kadar mütevazı olduğunu anımsatmalıyım.
Kendi sitesine girdiğiniz zaman sizi şu mükemmel görüş karşılar: “Hikayemiz Kırmızı le Beyaz’ın aşkıdır. Ayın yıldızla sevdasıdır….”
Devamında “TÜGİK bu aşka hep inandı ve inanmaya devam edecektir…”
(TÜGİK, Genel Başkanlığını Sayın Erkan Güral’ın yaptığı Türkiye Genç İş Adamları Konfederasyonu’dur.)
Bazı değerler, içinde bulundukları kenti aşarlar. “Eyfel Kulesi” dendiğinde akla başka yer değil, Paris gelir. “Soğuk” Sibirya ile “Fizan” uzaklık ile özdeşleşmiştir. “Rize”, “Çay veya Mandalina” ile anılır.
Seramik -Porselen dendiği zaman aklına Kütahya gelmeyen insan var mıdır?
Şirin, sessiz ve alçakgönüllü ilimiz Kütahya, “Seramik” ile özdeşleşmiştir.
Kütahya, bünyesinde barındırdığı işletmeler ile dünyaca bilinen ve anılan bir ilimiz olmuştur.
Bu olaydan hepimizin ders alacağı çok şey vardır…
Şehir kendi evladına, evladı da şehrine sahip çıkmıştır…
“İşte Kırmızı ile Beyaz’ın Hikayesi” böyle anekdotlardan oluşmuştur.
Benim anladığım: Kırmızı be beyaz ile ifade edile Vatan ve vatan savunması böyle bir şeydir.
Üretim yaptığımız tezgah, sürdüğümüz tarla, tarlaya ektiğimiz tohum vatanın birer parçasıdır. Tamirci için vatan tamir atölyesi, yazar için kalemi, müteahhit için inşaatıdır. Vatan bunların toplamıdır.
Üretimine, değerlerine sahip çıkan herkes vatanına sahip çıkıyordur.
Bu yüzden Sayın Güral ile karşılaştığım zaman kullandığım ilk cümle: “Bu güzel ülkemin değeri olan Kütahya seramik, sizden çok benimdir…” dediğimde gözleri parlayarak verdiği yanıt: “Bunu başarabilmişsek ne mutlu bize…”
Kırmızı Beyaz’ın hikâyesi bu…
*
KÜTAHYA SERAMİK: BİNLERCE KİŞİLİK BİR AİLE
“Bu hikâye 1961 yılında babamız Nafi Güral’ın önderliğinde, sevgili annem ile başlamıştır. Kardeşlerimizle birlikte devreye girdik. Babamız ve annemizden öğrendiğimiz ilkeler ışığında NG Kütahya Seramik Porselen Turizm A.Ş.’yi kurduğumuzda hedeflerimizi hep yüksek tutmaya karar verdik. Şirketimizi kurduktan sonra, babamızın uzmanı olduğu ve geçmişte ailemize kazandırdığı seramik, porselen ve turizm alanlarında faaliyetlerimizi yoğunlaştırdık.
İş hayatının ilk basamakları Ağaç Sanayi ve Madencilik oldu. Bu gün için; Porselen sofra eşyası üretimi, seramik yer ve duvar karoları üretimi, oluklu mukavva ve ofset ambalaj üretimi makine üretimi, endüstriyel mineral üretimi ve turizm alanlarında, yaklaşık 4000 kişinin çalıştığı NG şirketler topluluğu oluşmuştur.
Tüm bu alanlarda sahip olduğumuz bilgi birikimiyle hem ülke insanına hem de ülke ekonomisine güzellik ve kalite sunmayı amaçladık. Bugün geldiğimiz noktada, iş ortaklarımız ve müşterilerimizin beğeni ve takdir dolu yorumlarını duydukça bu yönde doğru adımlar attığımızı görmekten büyük mutluluk duyuyoruz…”
“BAŞARININ ANAHTARI MUTLU BİR AİLEDİR…”
“Bir mühendis sadece mühendislikten anlıyor ise gerçekte mühendislikten de anlamıyordur.”
Bunca geniş kapsamlı iş hacmine karşın Sayın Güral, işinin tutsağı olmamıştır. İşi tutsak edip, işine efendilik yapmaktadır. Bu açıdan, yaşantılarının toplamı olan hayatını mutlu şekilde sürdürmesini bilmektedir. Sayın Güral “Mutlu bir aile başarının anahtarıdır” felsefesine sahip olup bu felsefenin canlı bir kanıtı olmuştur.
Kendi kişisel sitesinde şu bilgiler yer almaktadır. “ İş hayatının yanı sıra; gerek yerel gerekse ulusal ve uluslararası tabanlı birçok işadamı derneklerinde görev alarak hem iş dünyasına önemli katkılarda bulunmuş, hem de sosyal sorumluluk projelerinde görev almıştır.
2009 yılında kurulan İstanbul Genç Girişimciler Derneğinin Kurucu Başkanı olan Güral, akabinde Marmara Genç İşadamları Federasyonu Başkanlığına seçilmiştir. 23 Ocak 2010 yılında ise Türkiye Genç İşadamları Konfederasyonu Genel Başkanlığına seçilen Güral halen bu görevlerini devam ettirmektedir.
Erkan Güral Ayrıca; Nafi Güral Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi, / TOBB Seramik ve Refrakter Sanayi Meclis Başkan Yardımcısı./ Fenerbahçe Spor Kulübü Kongre Üyesi,
1907 Fenerbahçe Derneği Üyesi / İMSAD (İnşaat Malzemeleri Sanayicileri Derneği ) Üyesi,
GYİAD ( Genç Yönetici İşadamları Derneği) Üyesi / TİMDER Üyesi / SERFED Üyesi’dir”
Erkan Güral ile tanıştığımıza ve kendisini Adana’da gördüğümüze memnun olduk.
Umarım bir gün gazetemizin misafiri olur…